Öznur Doğan
Oct 12, 2018 · 8 min read
Tropic Thunder

Abi inanamıyorum, gelmiş bana diyor ki bugün, neden bu bütçeyi hesaplamadık? Ya sen kimsin, neyi biliyorsun da geliyorsun bana bunu soruyorsun? Vallahi delireceğim ya.

Ya valla çok haklısın, aklım almıyor zaten bu insanlar nasıl bir yere geliyor, nasıl buralarda çalışıyor. Gel bi’ sigaraya çıkalım allasen.

Bu konuşmanın hepinize tanıdık geldiğine eminim. Çalışma hayatınızın mutlaka bir noktasında bilgisini sorguladığınız, doğru iş yapmadığına çok emin olduğunuz yöneticileriniz olmuştur. Böyle bir yönetici ile karşılaştığınızda ne yapmanız gerektiğini şaşırırsınız çünkü çok basit bir denklem içinde hareket edersiniz hep.

Çalış => Para kazan => Harca => Paraya ihtiyacın olsun => Çalış =>

Paraya her zaman ihtiyacımız olduğu ve henüz parasız bir dünya kurmadığımız için de bu çarkların içinde her seferinde kendimizi söylenirken buluruz. Eğer para olmasa tüm sorunlar çözülecek demiyorum tabii ki. Para olmasa yerine başka değerli bir birim gelecek, o birim için çalışıyor olacağız.

Hani şu “Ay valla çok zengin olayım canım, sonra hiç çalışmayacağım.” lafını edebilmek için bile önce çok çalışmak gerekiyor.

Ama konumuz para kazanmak için ne kadar çok çalışmamız gerektiği değil.

Konumuz: Katlanmak zorunda olduğumuz yöneticiler.

Öznurcum, sen de biraz abartıyorsun. Şu Medium’u da ağlama duvarı olarak kullanmaktan başka hiçbir şey yapmıyorsun dediğinizi duyar gibiyim. Eğer öyle diyorsanız profilime bir kez daha bakıp sakinleşin ve tekrar gelin. Daha önceki yazılarda da söylediğim gibi gelgelli başlık atmayı seviyorum.

Ama merak etmeyin içini dolduracağım.

Sahi, yönetici kimdir?

Tropic Thunder

Bu sorunun cevabını bilip bilmediğimizi düşünüyorum öncelikle. Yöneticilik ne demektir, nasıl olması gerekir gibi sorular da bunlara eşlik ederek devam ediyor.

Yönetici; bir ekibi yönetmekle, onların performansını değerlendirerek daha iyiye yönlendirmekle mükellef kişidir. Daha öncesinde altındaki ekibin geçtiği süreçlerden geçmiş olması, işin temelinde bulunmuş olması gerekir. Çünkü bir işte yönetici olabilmek için o işin geneline de hakim olmak gerekir. Böylece ekibinin isteklerini karşılayabilir, söylediklerini anlayabilir ve karşılık verebilir.

Tabii ki bir işi en küçük detayları ile bilmekten bahsetmiyorum. İşi temel olarak bilmek, nasıl işlediğine dair akıl yürütebilmek. Aslında temel tam olarak burada yatıyor. Bir yöneticinin yapılan işin hangi fayda için yapıldığını bilmesi gerekir. Aksi halde hem bu işi anlayamaz hem de altındaki ekibi destekleyemez.

Bunların yanı sıra biz çalışanların da yöneticilerden bazı beklentileri mevcut. Bunlar da sırasıyla şöyle:

  • Yaptığımız işi bilmesi
  • Yaptığı işi bilmesi
  • Yönlendirebilmesi
  • Takdir etmesi
  • Performansı değerlendirebilmesi
  • Farkı görebilmesi

Bunların hepsini yapabildiğinde hayatımızdaki en iyi yönetici ile karşılaşmış oluruz. Farkındaysanız bir yöneticinin insani seviyede iyi olup olmamasından bahsetmiyorum. Çünkü bu başka bir konudur. Kişisel olarak onları çok seviyor olmamız işlerini doğru yaptığı anlamına gelmediği gibi kişiliğini çok sevmediğimiz bir yöneticinin de işini kötü yaptığını söyleyemeyiz.

Yani sadece huylarını sevmediğimiz için bir yönetici kötü olmaz. Ancak bu kötü huylarını iş alanına da yani profesyonel alana da yansıtıyorsa artık kötü bir yönetici olmaya başlamıştır. İşte bu noktada onu ayırabilirsiniz.

Yukarıda bahsettiğim özelliklere sahip yöneticilerle karşılaşmak çok mümkün olmayabiliyor. Çünkü kötü arkadaş, kötü sevgili, kötü anne ve babaya sahip olabileceğimiz gibi kötü bir yöneticiye de sahip olabiliriz. Bu kariyer dünyasının en muhtemel şeylerinden bir tanesidir.

Hatta bunun için daha önce hazırlamış olduğum ve tamamen ironi içeren bir yazı dahi mevcut: Benden Olmaz Demeyin: Mükemmel Bir Yönetici Olmanın 10 Altın Kuralı

Bu tür insanlar için kullanılan ve benim de söylemekten keyif aldığım bir tabir var İngilizce’de: toxic. Eğer toxic bir yöneticiniz varsa ne yapmalısınız peki?

Önce şunu çözelim: Kötü yöneticilerle nasıl baş edilir?

Tropic Thunder

Bu konuda biraz araştırma yaptığınızda karşınıza bir sürü kaynak çıkar. Forbes’ta dahi yazılmış içerikler sizin toxic yani zararlı yöneticinizle nasıl başa çıkabileceğinizi anlatır. Fakat genel olarak bu yöneticilerle başa çıkmak kişisel seviyede yapabileceğiniz şeyler değildir.

Bir yönetici ile başa çıkmak istiyorsanız öncelikle şirket kültürünün buna izin verebilmesi gerekir. Yani şirket herkese eşit mesafede durur, performans değerlendirmesi sadece alt kademe çalışanlar için değil aynı zamanda üst kademe ve hatta C-level yöneticiler için yapılabilir.

Böylece geri bildirimler değerli hale gelir. Hatta insan kaynakları departmanı alt kademe çalışanlardan yöneticilerini değerlendirmeleri için geri bildirim formu doldurmalarını bile isteyebilir. Bu sayede daha şeffaf bir şekilde iyi bir yönetici ile kötü bir yönetici birbirinden ayrılmış olur.

Daha sonrasında ise insan kaynakları iş gücünü doğru akıtabilmek ve verimliliği artırabilmek için önlemlerini alır, yaptırımlarını uygular.

Peki ya iş böyle değilse? Ya Dingo’nun Ahırı’nda çalışıyorsanız?

Tropic Thunder

İşte zurnanın zırt dediği yerdesiniz. Dingo’nun Ahırı’nda tasarımcı olarak çalışıyorsanız ve yöneticiniz size mobbing dahi uyguluyorsa bunu bir şekilde aktaramazsınız. Aktarsanız dahi kimse sizi tam olarak dinlemez ve sorunu çözmeye odaklanmaz. Çünkü yönetici onlar için o kadar değerlidir ki bir tasarımcı gider, diğer gelir. Bunu o ahırlar bir kayıp ya da başarısızlık olarak görmezler.

Kendinizle baş başa kalıp neler yapabileceğinizi düşünmeye başlarsınız. Acaba istifa mı etmelisiniz, çalışmadan mı durmalısınız, protesto mu etmelisiniz, bu vasıfsız olduğuna inandığınız yöneticiye karşı gelip doğruyu mu anlatmaya çalışmalısınız?

Bu sorular kafanızı kurcalarken bir karar veremezsiniz ve son çare olarak gördüğünüz iş değiştirmeyi ilk plana alırsınız. Artık kaçış zamanıdır. Başka şirketlerle görüşmelere başlarsınız. Neden ayrılmak istiyorsunuz sorusuna doğru cevap veremeden klasik cevaplarla ilerlersiniz.

Mesela İş Görüşmesinde Neden Yalan Söylemek Zorundayız? yazısında hem nedenleri hem de bizi buna zorlayan şeylerden bahsetmiştim.

Tüm bu iş görüşme sürecini yeniden yaşarsınız ve yalnızca bir şeyi umarsınız: Daha iyi bir yönetici ile çalışmak. Gün sonunda “Bu salak salak insanlar nasıl burada çalışıyor?” dememek.

Konumuza geri dönelim: Bu büyük şirketlerde bu insanlar nasıl çalışıyor?

Tropic Thunder

Büyük olarak bahsettiğimiz şirketler genellikle adını duyduğumuzda çabucak tanıdığımız, bildiğimiz şirketler. Bu şirketlerde sizden daha vasıfsız insanların çalıştığını düşünme ihtimaliniz hep daha yüksektir. Özellikle ajansta çalışıyorsanız ve bilinen bir marka ile çalışıyorsanız karşınızdan gelen isteklerin anlamsızlığı sizi yormaya başlar.

Ya da kendiniz bu büyük şirketlerden bir tanesinde çalışıyorsanız ama her gün bu insanların burada nasıl çalıştığını düşünüyorsanız size bir sır vereyim: Bu insanlar oraya işi iyi bildiği için getirilmemiş olabilir.

Türkiye’de genel olarak var olduğunu gördüğüm temel bir sorundan bahsedeceğim bu noktada. Yöneticilerin yalnızca yönetme yetisinin yeterli görülmesi. Yani insan yönetebiliyor olması. Tabii ki bir yöneticinin bu vasfı en güçlü kası olmalı. Ekibini iyi yönetebilmeli, doğru yönlendirebilmeli, bir lider gibi onları daha iyiye ulaştırabilmeli. Ancak karşılaştığımız yöneticilerde bunu dahi görmediğimiz oluyor.

İnsan yönetemiyor, sorun çözemiyor, sorunu çözebilecek insanları doğru şekilde yönlendirmiyor, inisiyatif aldırmıyor, var olan sistemde dönüp durarak çark olmaya devam ediyor.

Aynı zamanda bilginin gereksiz görülmesi de bir başka sorun. Bir yöneticinin kendi alanında temel bilgiye dahi sahip olup olmaması gerekli sayılmayabiliyor. İş bu noktada olduğunda genellikle nepotizm devreye giriyor. Tanıdıkçılık.

Ben onu tanıyorum, o iyi iş yapar diyerek alınan arkadaş, aile dostu hatta akrabalar bazen bu sorumluluğun altında eziliyor bazen de yersiz bir egoya kapılarak daha da kötü bir insana dönüşebiliyor.

Doğru olan ise işini bilen, doğru insanları doğru noktalara yerleştirmek.

Daha fazlası var: Hatalar, hatalar, hatalar

Tropic Thunder

Yönetici pozisyonu için işe alım süreçlerinde insan kaynakları birbirinden farklı nedenlerden dolayı bu kişilerle çalışmak istiyor. Bazen bu yalnızca mezun olduğu okullar bile olabiliyor. Ya da daha önce çalıştığı şirketin çok büyük ve bilinen bir şirket olması.

Fakat burada yöneticinin anlattıkları ile kısıtlı kalındığı için de doğruların gün yüzüne çıkması oldukça geç oluyor. Tüm işe alım süreçlerinde kişinin kendi deneyimlerini aktarabileceği, bakış açısını yansıtabileceği projeler ya da örneklemler isteniyor olsa en azından bu konuda (doğru söyleyip söylemediği, bilip bilmediği, yapıp yapamayacağı) daha hızlı yol kat edilebilir.

Bu söylediklerimi sadece yöneticiler için de söylemiyorum. Gelen bir junior bile bir sonraki aşamada daha iyi bir pozisyona yerleşebilmek için gerçeklerden uzaklaşabiliyor. Onun da farklı görevlerle kontrol edilmesi gerekiyor. Bu kontrollerin dünyanın en zorlu kontrolleri olmasına tabii ki gerek yok. Önemli olan ona verilen işle nasıl baş ettiği, yapıp yapamadığı, çözüm geliştirmediği ve daha fazlasını yapabilmek için çaba sarf edip etmediği.

Tamam ama ne yapacağız?

— Aptalı oynayın.

Tropic Thunder

Tüm bunların asıl nedeni işinizi biliyor, doğru yapmak istiyor olmanız. Yoksa aptal olarak gördüğünüz insanlar size batmaz, siz de kendi yağınızda kavrulur, “İyi oldu ya, oturduğum yerden maaş aldım.” deyip keyfinize bakardınız. Ancak hem idealistsiniz hem de işin doğru yapılmasının verdiği hazzı çok seviyorsunuz. Biliyorum, çok da zorlanıyorsunuz. Ancak bırakın.

Değiştirebileceğiniz konularda adımlar atmaktan asla kendini alıkoymasanız da eğer artık değiştiremeyeceğiniz bir noktaya geldiyseniz aptalı oynamaya başlayın.

Peki tamam da neden aptalı oynayayım ki? Zaten buna canım sıkılıyor diyorsanız da cevap çok net: Çünkü orada daha fazla duramayacaksınız.

Bu nedenle kendi hayatınızı daha da kötüleştirmek, ruhsal ve fiziksel olarak hak etmediğiniz şeyleri kendinize de yaşatmanıza gerek yok. Bunları düşündükçe edindiğiniz stres size sadece zihinsel ya da ruhsal seviyede değil aynı zamanda fiziksel olarak da zarar veriyor. Saçlarınız dökülüyor, beyazlıyor, kilo alıyorsunuz, enerjinizi yitiriyorsunuz ve çok daha fazlası.

Ama aptal olmayı başarırsanız… İşte o zaman keyfiniz yerine gelir.

Faydası çok: O şirkette çalışan bir diğer “o salak salak insanlardan birisi olma”nın 8 faydası

Tropic Thunder — Simple Jack
  • Fikrinizi söylemek zorunda kalmazsınız, çünkü kimse sormaz. Kimse sormadığı için de kendinize düşman da edinmezsiniz. Çünkü itiraz ettiğiniz her şey aslında birilerinin konfor alanından çıkması demektir. Buna zorunlu kalacaktır. Bu yüzden sizi sevmemeye başlar. Onları ve kendinizi konfor alanına alın.
  • Kimse sizi tehlike olarak görmez, çünkü es geçerler. Özellikle yöneticiniz sizin itirazlarınız ve söyledikleriniz karşısında her seferinde cevapsız ve korkak bir şekilde kalmayacağı için kendi yerinin de sağlamlığından emin olur. Durduk yere mutlu olur.
  • Mesai kalmazsınız, çünkü kimse fazlasını beklemez. Kendi üzerinize sürekli iş almaya çalışarak elinizi şişirdiğiniz o anları düşünün. Eliniz rahatlar, sevdiklerinize vakit ayırabilir hale gelirsiniz. Günü daha basit ve rahat geçirmeye başlarsınız.
  • İlgi üzerinizde toplanmaz, çünkü kimsenin radarında değilsinizdir. Yaptıklarınız dikkat çekmez, iyi ya da kötü sonuçları neredeyse kimsenin umrunda değildir. Bu şekilde performansınıza dair tam olarak kimsenin fikri olmaz ama yine de maaşınızı alırsınız.
  • Kovulmazsınız çünkü kimse aptalı kovmaz. Nasıl ki çevrenizde her zaman bulunan, size kendinizi iyi hissettiren insanlar vardır ve onlara bakarak “İyi ki onun kadar değilim.” dersiniz. İşte iş yerinde o sizsiniz. Size verilen işi yapıyorsunuz, bitiriyorsunuz. Başkalarına kendini iyi hissettirince gözler de sizden uzaklaşmış olur.
  • Kendi çıkarınıza davranabilirsiniz çünkü kimse fark etmez. Zaten gözler sizden uzak olduğu için kendiniz için doğru ve rahatlatıcı kararları verebilirsiniz. Bu da sizin kendi planınızı kendinize yönelik yapabilmenize şans tanır.
  • Daha çok vaktiniz olur çünkü detaylarla uğraşmazsınız. Kimse de sizden daha fazlasını beklemez zaten. O yüzden iş saatleri içinde dahi daha çok boş vaktiniz olur ve bunu kendinizi farklı alanlarda geliştirmek için kullanabilirsiniz.
  • Dilediğiniz zaman gidersiniz ama herkes sizi çok sever. Tebrikler! Çünkü hiç düşman edinmediniz, insanları konfor alanından çıkarmadınız, size verilen işi yaptınız. Adeta bir etkisiz eleman olarak çalıştınız ancak herkes sizi seviyor. Hakkınızda dedikodu bile yapılmadı. Her zaman o şirkette yeriniz ayrı olacak.

Kimi kandırıyorsak: Bunu yapamayacaksınız!

Özür diliyorum ancak umut satmak benim işim değil. Bunu becerebilirseniz ne mutlu size ancak tüm yazdıklarım mantıklı geldikten birkaç dakika sonra itiraz etmeniz gereken bir şey olacak ve s.kerler eşiğiniz yine düşecek.

Diyeceksiniz ki: S.kerler!

Kendinize yeni bir liman arayacaksınız ve unvan, para ve puldan daha çok şunu arayacaksınız: İyi bir yönetici ve güzel çalışma arkadaşları.

Bunu bulduğunuzu hissettiğiniz anda ise yine fabrika ayarlarına dönüp deliler gibi çalışacaksınız ancak bu sefer keyif alarak yapacaksınız.

Umuyorum hepimiz başlıktaki soruyu bir daha sormak zorunda olmadığımız yerlerde çalışma fırsatı bulabiliriz.

Cheers,

Facebook | Twitter | Instagram | Slack | Kodcular | Editör | Sponsor

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

Öznur Doğan

Written by

Content creator, digital marketing addict, gamer, atom ant. Digital Marketing Strategist.

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade