Bir yazı dizisi hazırlamayı düşündüren sebep dolardaki ani yükseliş sonrası bir arkadaşımın paylaştığı fotoğraf ve başka bir arkadaşımın “biz neden diğer ülkelerden bu denli etkilenen bir ülkeyiz” sorusu üzerine oldu.

Geri Kalmışlığın Tarihsel Süreci ve Türkiye

Bu durumu daha iyi tahlil etmemize yardımcı olması ümidiyle tarihsel olarak toplumların geri kalmışlığını incelemek istedim.

Geri kalmışlığın dünyadaki işleyişi ve gelişiminde iki aşama yada süreç karşımıza çıkar.

Bunlardan birincisi üretim tekniklerinde çok ilerleyememiş toplumlarda görülür. Dar kalıplar içinde ilerleyen bir yaşam tarzı ve ekonomi vardır. Gelişmemiş Afrika ülkeleri bunun için iyi bir örnektir. Üretimleri yıllık planlar içinde ilerler. Mesela bu sene için 30 kg buğday ihtiyacımız var. Üretim doğrudan doğa şartlarıyla ilişkilidir. Herhangi bir olumsuz durum için hazırlık yoktur yada seneye yağmur yağar mı üretim yapabilir miyiz bu düşünülmez, düşünülemez. Üretim miktarı çok büyük değişkenlikler göstermez. Ekonomiyi büyütebilecek hammadde elde edilemez, teknik şartları geliştirmek için risk alınamaz. Bu duruma ilk denge yada “ eski denge” denilir.

İkinci aşamadaki toplumlar ise (eski dengeyi atlatıp gelişmeye başlayan yada gelişen)dışardan gelen yıkıcı etkenler sonucunda dengesini kaybeder. Ve bu durumlarda geri kalmışlığın objektif şartları ( üretim yapamama, suç oranlarındaki artış vs.) ortaya çıkar. Bu durum toplum yeniden düzenini kurarsa ortadan kalkar. Ama toplum tekrar düzeni kuramazsa, eski denge sistemine dönmeyi de becerip belli bir üretim düzeninde tutarlılık sağlayamaz. Ne ileri ne de geri dönemeyen toplum sürekli dengesizlik durumunda kalır. Bu durumda kalan ülkeleri teknik şartları ileride olan ülkeler etkisi altına alır ve gelişimlerini yavaşlatır.


Peki. ilk aşamadaki toplumlarda yani eski dengeye sahip toplumlarda eski dengeyi yıkan sebepler nelerdir?

Gözlem, sağlık, dış zorlamalar…

Facebook | Twitter | Instagram | Slack | Kodcular | Editör | Sponsor