DÖNÜŞÜM HAKKINDA


“Gregor Samsa bir sabah huzursuz düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.” ile başlar Dönüşüm. Kitaba başlamadan önce muhtemelen hakkında küçük de olsa bir fikre sahipsinizdir. Ya da popüler kültür sağ olsun muhtemelen şu sıralar Kafka gibi büyük bir yazarı dillere pelesenk eden günümüz sözde entelektüellerinin içi boş muhabbetlerinde denk gelme talihsizliğine de yakalanmışsınızdır. Her nerde ve ne kadar duymuş olursanız olun, hikâyeyi ne kadar biliyorsanız bilin ya da kendinizi ne kadar hazırlarsanız hazırlayın şu ilk cümleyi okuduğunuzda cümlenin çarpıcılığı karşısında başınız döner. Üstelik bu kadar basit ve olağan bir üslupla yazılmışken. Ve bu çarpılma hali ilk cümleyle sınırlı kalmaz, Dönüşüm tüm eser boyunca sizi sarsmaya devam eder. Dönüşüm işte aslında bu yüzden hala okunup üstünde konuşulur ve büyük ihtimalle çok uzun bir süre hala okunup üstünde konuşulacaktır.

Dönüşüm bir düşünce eseridir. Dönüşüm felsefi aklın çağa ağır bir eleştirisidir. Dönüşüm yazarın toplumla bir dalga geçme aracıdır. Dönüşüm aslında bakarsanız komiktir. Ama bu komiklik sinir bozucu bir komikliktir. Tıpkı sofrada çocuklarının manasız gülüşleri karşısında sinirlenen bir baba gibi...

Gregor Samsa ailesi için hayatını Sanayi Devriminin doğurduğu kapitalist toplum sisteminde çürütmeye mahkûm etmiş zavallı bir adamdır. Bir gün böcek olarak uyandığında aslında varlığının farkına varmıştır. Çünkü bir şeyin farkında olmak -buna insanın kendisi de dahil- ancak olağan bir durumun ekstrem zıtlıkları meydana geldiğinde gerçekleşir. Yani Gregor Samsa aslında bir böcek iken insan formunda olduğundan daha çok insandır. Ve aslında bir insanken tıpkı bir böcek gibi sığ ve benliğinin ona yüklediği düşünsel birikimlerden bihaber yaşamıştır. Ailesi Gregor’u bir insan formundayken ve onların menfaatleri uğruna çalışırken bile sevmemektedir. Çünkü Gregor hayatı boyunca tüm bu olağan kargaşanın içinde ne var ne yok arafta bir yerde sadece bir araç olmuştur ailesi için. Aslında Gregor insan halindeyken ölseydi bile çok bir şey değişmeyecekti. Çünkü ailesinin gözünde Gregor zaten üstü kapalı bir ucube idi. Doğal olarak tüm bu düşünceler ve duygular modern tolumda birey (?) olmanın getirdiği ödevler sebebiyle ailede hiç yokmuş gibi davranılmıştı. Ta ki Gregor bir sabah böcek olarak uyanana kadar. Aile tüm hayatları boyunca sanki o günü bekliyorlarmış gibi derin bir oh çekerek Gregor u sindirirler, aşağılarlar, bitirirler. Çünkü artık Gregor onlar için toplumda bir birey ve araç olmanın dışına çıkmış ilkelleşmiştir. Hikâyenin yani Gregor ’un sonu da yine aynı başta olduğu gibi tüyleri diken diken edecek basitlik ve soğuklukla anlatılır:” Boş yere zahmet etmeyin, Gregor öldü. Az önce Gregor’u çöpe attım.” İşte burada Kafka bize şu soruları sordurtur:” Hangisi daha ucube, hangisi daha insan? Hangisi var, hangisi aslında hiç var olmadı? “Kafka dönüşüm ile tüm bu soruları bize yöneltir; hikayesinin çarpıcı konusunu olabilecek en heyecansız ve en basit üslupla anlatırken de bizi dehşete düşürüp biraz da bizimle dalga geçer. Dönüşüm işte bu yüzden yalnızca belli muhitlerin bir kahve ile 5 saat oturulan o belli mekanlarında bir takı eşyası muamelesi görmemeli ya da iki saatte okunup kütüphaneye bir daha hiç bakılmamak üzere fırlatılmamalıdır. Dönüşüm her kitabın hak ettiği gibi layıkıyla okunmalı ve üzerinde düşünülmelidir.