
Düşüyorsun Kardeşim
Sorun yok.
Derin bir nefes al ve yürümeye devam et.
Hadi.
Gözlerinin hakkını vereceksin.
Sana dışarıda neler olup bittiğini gösteren o gözlerin var ya işte o bir çift gözün hakkını vereceksin. Göz kapaklarını her açtığında üzerine düşeni, elinden gelenin en iyisi yaparak yerine getiren o gözlerine değerini vereceksin.
Olmadı, yapamıyorum, bu iş beni aşar demek yok. O bir çift gözün hakkını vereceksin dostum. Vermek zorundasın. Hiçbir şey karşılıksız değil bu hayatta gözlerinin de sende kalmasının karşılığını vereceksin!
Bir çift el ve ayaklara sahipsin. Yürüyor, koşuyor ve dans ediyorsun. Taşıyor, asıyor, başka eller tutuyor, seviyor, seviliyor, büyüyor ve büyütüyorsun. Ellerinin ve ayaklarının senin üzerinde hakkı var kardeşim. O hakkı teslim edeceksin.

Yoruldum, takatim kalmadı, bu iş beni aşar demeyeceksin. Gidecek, yolun devamını gidecek ve alman gereken neyse alıp öyle geleceksin. Yürürken ayaklarını, alırken ellerini kullanacaksın. Sen bunun için buradasın. Ben de öyle. Bak şu an ellerimi kullanıyorum. Sana yazmak için. İçinde bulunduğun durumdan seni çıkarmak, tekrar ayağa kalkmana yardımcı olmak için.
Ama biraz önce de söyledim ya, hiçbir şey karşılıksız değil kardeşim. Benim de bu işten aldığım karşılık bu işte; sana yardım ederken aslında kendime yardım etmek. Seni ayağa kaldırırken aslında kendimi ayağa kaldırmak ve fırlatmak gökyüzüne. Bilinmek kelimelerimle, konuşulmak insanlar tarafından. Bahsi geçmek, konuşmalara çağrılmak, danışmanlıklar vermek, imza günlerinde kuyruğa dizilmiş insanları görmek önünde, tanınmak, tanımak, iyi hissettirmek ve iyi hissettirmek için kardeşim. 3
Her şeyin bir karşılığı var kardeşim. Ancak bu kötü bir şey değil. Hayat en iyi karşılıklı kazanıldığı zamanlarda yaşanmaya başlıyor. Sadece senin için yazmadığımı buradan anla. Hiçbir şey bedava değil kardeşim. Buradaki yazıya bedavadan ulaştığı zannediyorsun ancak yazıyı okumanın yine de bir maliyeti var. Hayatta sahip olduğun en değerli şeyini veriyorsun bana, harcadıktan sonra bir daha geri kazanamayacağın tek şeyini harcıyorsun benim yazılarıma; zamanını!
İşte benim en büyük kazancım da burada başlıyor kardeşim. Bana ödemeyi zamanla yapıyorsun. Bu nedenle benim yazılarım dünyanın en pahalı yazıları. Okundukça, paylaşıldıkça daha da pahalılaşıyor. Maliyeti günden güne artıyor. Bir yazarın en büyük kazancıdır çünkü okunmak. Böylelikle daha çok kişi tarafından biliniyor ve hitap ettiğimiz kitleyi büyülüyoruz. Ancak bu buz dağının görünen tarafı, görünmeyen tarafında çok daha önemli ve paha biçilmez olan bir şey var. Ben sizlerin zamanınıza ortak oluyorum. Bir daha geri getiremeyeceğiniz en önemli varlığını benimle paylaşıyorsunuz işte benim aldığım en büyük karşılık da bu oluyor.
Geçen sene yazdığım bu yazım şimdiye kadar toplamda yirmi bin kişi tarafından okunmuş ve ortalama olarak okumaya ayrılan vakit kişi başına iki buçuk dakika. Kabaca hesaplayınca ben toplamda 34 saat boyunca okunmuşum. Yani yirmi bin kişi sıraya girip bu yazıyı okumaya iki buçuk dakika ayırsa sıranın bitmesi için 34 saat gerecekti. Muazzam bir sayı. Ancak yeterli mi? Hayır değil. Bunun bir üst limiti var mı onu da bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var kardeşim ben bundan çok daha fazlasını hak ediyorum. Çok daha fazla insan tarafından okunmayı, seminerler vermeyi, TV programlarına çıkıp bildiklerimi uzun uzun anlatmayı kesinlikle çok daha fazlasıyla hak ediyorum.
Ben ediyorum da sen etmiyor musun?
Verdiğin emeğe göre belki de sen çok daha fazlasını hak ediyorsun. Bunu sen biliyorsun benimkiler sadece birer tahmin. Ancak şuradan yola çık, mesela sen yanında okumak için sürekli olarak bir kitap bulunduruyor musun? Her az yazı yazabilirim diye yanında eşek ölüsü ağırlığındaki laptopunu taşıyor musun? Aklına gelen her fikri not alıyor musun? Her gün ortalama beş yüz kelime yazı yazıyor musun? Ortalama olarak her gün 30 sayfa kitap okuyor musun? Sürekli olarak yeni şeyler araştırıyor musun?
Ben araştırıyorum kardeşim. Araştırıyor, notlar alıyor, okuyor, okuyor ve okuyorum. Bilgisayarım her zaman yanımda, kitabım ve not defterim de öyle. Ellerimiz kardeşim, ellerimiz. Hatırla. Hakkını vereceğiz bunların. Ayaklarımız. Yürüyoruz her gün, yollar kat ediyoruz. Aşıyoruz, geride bırakıyoruz birçok şeyi. Ama onlara gerçek değerini veriyor muyuz? Sahip olduğumuz bu bedenlere gerçek değerlerini nasıl verebiliriz peki? Onlara masaj yaptırsak, saunalara soksak yerine getirebilir miyiz bunu?
Hayır kardeşim.
Onları kutsal amaçlar, yüce hedeflerin peşine düşürmeliyiz. Onlara öyle bir amaç vermeliyiz ki peşinden koştukça dinlensinler, koştukça susuzlukları dinsin, açlık diye bir şeyi bir daha hatırlamasınlar. Yorgunluğun esamesi bile okunmasın artık. Hastalık uğramasın bir daha bedenlerimize, yanından bile geçmesin bir daha.
İşte bunları bu yüzden yazıyorum. Yazacağım kardeşim. Yazarak mücadele edeceğim. Neyle mücadele ettiğimi bilmek ister misin? Yazı dünyasındaki bu kokuşmuşlukla mücadele ediyorum? Görünmez taştan yel değirmenleri değil bu savaştığım ve ben hayal gören bir adam değilim. Biz dünyanın en doğru adamlarıyız en büyük hayalleri kuranlar. Bizler yeni dünyalar inşa ederiz daha önce hiç var olmamış. Daha önce hiç yürünmemiş yollardan yürürüz ve korkmayız karşımıza çıkacak olandan.
Bizim amacımız yürümenin kendisidir çünkü. Amacımız bize verilmiş olan bu bedene hakkını teslim etmektir bizim. Sahip olduğumuz bu sese hak ettiği değeri vermektir tek tesellimiz. Duyulmamış olmak yakışmak bize. İnsak etseler de, görmezden gelseler de bizler burada olacağız. Geçen her günden sonra öyle gür çıkacak ki seslerimiz artık elleriyle kulaklarını kapatmaları yetmeyecek seslerimizi bastırmaya. Öyle rahatsız olacaklar ki iki eliyle tutup ayrılmak istemedikleri yayıncılık dünyasının o deri koltuklarını, lanetler okuyarak terk edecekler. Nereye koşacaklarını şaşıracaklar.
Kalem dünyanın en büyük gücüdür. Kalemimizi her gün daha keskin kılacağız ki görmek istemeyen gözleri daha fazla görmezden gelmesin, durmak istemeyen kulakları daha fazla kapanmasın saf seslerin çağrısına.
Hala iki elim ve ayağım, iki gözüm ve kulağım varken nasıl geri durabilirim? Onlar her bir hücresiyle yazmamı isterken benden, onlara sırtımı nasıl çevirebilirim?

Bir gün dünyanın en iyi işlerine imza atacaksınız. Zannetmeyin ki o an tüm dünya hemen peşinizden koşacak. Elinizden gelenin en iyisini yapacaksınız. Gece gündüz kırpmayacaksınız gözünüzü, bir an olsun dinlenmeden günlerce, aylarca ve belki de yıllarca çalışacaksınız. Ve orada, karşınızda duracak şaheseriniz. Büyük umutlarla çıktığınız yolda göreceksiniz ki kimse oralı bile olmuyor.

Üzüleceksiniz. Ciddi ciddi üzecek bu durum sizi. Öyle anlar gelecek ki karanlığa gömüleceksiniz. Ve bir anlığına şüphe kaplayacak içinizi. Acaba diyeceksiniz, acaba kendimi mi kandırıyorum? Acaba kendimden fazla, aslında olmadığım birini mi içimden çıkarmaya çalışıyorum? Ve evet diye cevaplayacaksınız bu soruyu. İkna olacaksınız. İkna edecek arkadaşlarınız, eş dost ve akrabalarınız tüm o becerileriyle ikna edecekler seni. İkna olacaksın kardeşim. İnanacaksın kendine olan inancının ne kadar da saçma olduğuna.

Evet, yetmeyecek kardeşim. Orijinal bir düşünce koydun diye ortaya her şeyin olup biteceğini, beklediğin tüm o başarı merdivenlerinin sonuncusuna geldiğini düşünmeyeceksin. Bileceksin ki bu yol biraz nazlı. Kapısını öyle bir defa çalınca hemen açılan diğerleri gibi değil. Başarının kapısı nasıl diyeyim biraz farklıdır. Ve farklı olduğunun onu çalan kişi tarafından da bilinmesini ister. Ben öyle birkaç kez çalınınca açılan kapılardan değilim der. Sabırlı olmayı bilmeyene açılmıyorum der. Sen gerçekten içeride neler sakladığımı görmeyi bekleyecek kadar sabırlı mısın bilmek istiyorum der.

İster ki en az üç defa çalınsın. Eşiğinde duranın ısrarcı olduğunu, kendine güvendiğini ve karşısında duran kapı açılmadan orayı terk etmeyeceğini hissettirsin.
İşte kardeşim ikimiz de şimdi buradayız. Sen ve ben. Kırılmış hayallerimiz ve biz. Umutlarımız ve kaybettiklerimiz. Ne durumdasın? Yoruldun mu? Vaz mı geçtin yürümekten? Sahip olduklarına hakkını vermekten caydın mı kardeşim? Hayır dostum. Bırak başkalarını, biz yürüyelim. Bir gün sesimizi duyacaklar. Görmek istemeyenler görecek bir gün ve duymak istemeyenler kulaklarını açmak zorunda kalacaklar.
O nazlı kapı açılacak bir gün. Saygı duyacak çünkü bize. Tüm o soğuk tavrıma rağmen durdun karşımda diyecek. Ben olsam giderdim daha fazla bekleyemeden ama sen gitmedin diyecek ve önümüzde eğilip kenara çekilecek. Buyurun diyecek tüm saygısı ve samimiyetiyle.
Az kaldı kardeşim. Eşikteyiz. Yürümeye, beklemeye, sahip olduklarımıza hakkını vermeye devam edeceğiz.

Evet kardeşim üçüncüsünü deneyeceğiz. Yazdığın yazı tutmadı mı yenisini yazacaksın. Söylediğin şarkı sevilmedi mi yenisi yazacaksın. Çektiğin film izlenmedi mi yenisi çekeceksin. Vaz geç me ye cek sin kardeşim!
Vazgeç diyenlere aldırma. Vazgeçmek kendinden, isteklerinden ve tutkularından vazgeçmektir. Onların elinden alınması izin vermektir. Üçüncüyü, beşinciyi, onuncuyu çekeceksin. Bak en kötü ne olur biliyor musun? İnsanlar yaptığın şeyleri beğenmese bile ortaya koyduğun bu emeğe saygı duymaya başlarlar. İşte yine başardın. Saygı kazanmak kardeşim. Başarı kapısı en çok da karşısında dikilene saygı duymak ister. O kapı önünde ve açıldı kardeşim. İçeri gir ve tebrik et kendini.
Saygımızı kazan kardeşim. Bırak yazdıkların dünyanın en iyi yazıları olmasın. Ancak öyle bir adanmışlıkla yap ki işini sırf bu halinle bile kazanmış ol kalbimizi. Bunu nasıl yapıyorsun diye soralım sana. Seni dinlemek isteyelim kardeşim. Senden öğreneceklerimiz var. Kendini bizden mahrum bırakma kardeşim.
Çünkü ben buradayım. Yazdım, yazıyorum ve yazacağım.
Sesimiz bir gün duyulacak kardeşim. Sesimiz bir gün duyulacak. Buna şüphe yok. Ancak sen o gün geldiğinde hazır olacak mısın bunu sor kendine. O altın mikrofon sana uzatıldığında hayatının en iyi konuşmalarından birini yapacak seviyeye ulaşmış olacak mısın?
O seviyeye geldiğinde mikrofonu da önünde hazır bulacaksın.
Hadi kardeşim. Kalkıp, yürümeye kaldığımız yerden devam etme vakti.
Yapacağız.
Yapacağız.
Yapacağız.
Nazlı kapıyla senin için konuştum bugün. Sana söylememi istemedi ama ben dayanamadım, çok fazla sır tutamam biliyorsun. Kapı bugün yine önünde dikilip dururken dedi ki
‘’ Çok değil, biraz daha sabrederse açılacağım.’’

