Dayak Yemek

Çocukluğunu Ümraniye’de (aslında Üsküdar) sayılacak bir sitede, ergenliğini ise Kadıköy’ün Hasırcıbaşı civarlarında geçiren biri olan ben için, bir realite.
Taaa en küçüklüğümde sokağa yeni yeni çıkmaya başlamışım, bişey farkettim; Aga ben her an dayak yiyebilirim.

Şöyle ki;

İlkokul’da bile olmayacak kadar küçükken, taso oynuyoruz mahallede. Nedense aklımda çamurlu bir sokak görüntüsü var ama muhtemelen yazın en sıcak günleri. O zamanlar tinerciler çoktu, bi anda tasoların üstünden bir ayak uçtu, arkadaşımın tam göğsüne. Tek hareket fatality. Sonra tinerciler gülerek gitti, biz de cenazeyi topladık, çeşmeden su içtik, eriğe daldık, sonra evine defnettik falan, sonra biraz top oynadık, ezan okunurken de dağıldık haliyle. Sonra gece yatarken, yarın nasıl gol atacağım gibi sorunları kafamda istişare ederken bir aydınlanma yaşadım. Yarın belki de ben dayak yiyecektim tinerciden, neden olmasın. Sonra unuttum tabii, o yaşta başka dertlerimiz var.

Velhasıl o gün geldi, hava sıcak, kahvaltı edilmiş, asfalt cayır cayır yanıyor, formalar giyilmiş, bütün şartlar mahalle maçına başlamak için müsait. Kaç günün gündemi zaten, aşağı sokaktakilerle, can düşmanlarımızla, ezeli rakibimizle çok önemli bir maça çıkacağız. O sokakta oturan bi çocuğun bilmem ne takımının altyapısındaki kuzenleri yatılı ziyarete gelmiş. Yeni transferleri bize karşı oynatacaklar kısacası. Bizim kadro belli zaten, hiç şaşmaz. Bayern gibi makine olmuşuz artık, sakatlık vs durumlarda ben kaleden çıkıp oyuna girince bile sistem aksamıyor. Hepimiz her yerde iyiyiz, ben oyunda iyi olmama rağmen kalede en iyileri olduğum için kaleci oluyorum. En kazmamız muntazam rövaşata atıp hedef falan vuruyor, Brezilyayız resmen.

Maç başladı. Bilirsiniz, büyük maçlar hep gergin geçer. Başlangıçta ufak kibarlıklar, futbolculara öykünüyoruz tabii. El sıkışmalar falan hareketlere bak. Neyse… Hesaba katmadığımız bişey var, bu kuzenler girince iki kişi yedeğe düşmüş. Teknik direktör kıvamında kenarda takılıyorlar ama o yaşlarda tek bildiğimiz teknik rakibi kışkırtmak. Top bize gelince salak o bas bas bas falan diye tahrik ediyorlar. Kuzenler çok iyi, bi kere iriler bizden. Omuz omuza mücadele falan yok, hayvan çocuğu gibi abanıyorlar ama kale sağlam, bende. Piçlik olsun diye kafamla uçarak penaltı kurtarmış adamım olm ben, abanın lan. Kurtardıkça coşuyorum, bi süre sonra kenardaki ikiliye cevap vermeye başlıyorum. Ben coştukça kuzenler sertleşiyor, kenardakiler gülüyor. Öne geçip artık maçı koparttığımız dakikalarda iyice dalgaya vuruyoruz, ben topla açılıyorum falan derken top sürdüğüm bir pozisyonda bende film kopuyor.

Gözümü açtığımda etrafta kimse yok, sokak bomboş. Öldüm mü lan acaba diyorum, yüzümde bir sıcaklık. Elimi burnuma götürüyorum, kanı görmemle birlikte dayanılmaz bir acı. Neyse sonra teyzeler falan geliyor, mahallede bağırışmalar falan. Elit geçinen anam tabi özüne dönüp dövünmeye başlıyor falan. Bi teyze ordan “gitti çocuk” falan diyor, beni elden ele gezdiriyorlar. Top gibi oynuyo vicdansızlar, herkes bi elliyo. Ben o an ağlamaya başlıyorum hiç unutmam, gerçekten öldüm herhalde diyorum. Neyse kadınlar öyle elden ele beni eve kadar taşıyorlar, annem peşimde dövünüyor, hiç elini yükün altına sokmaz sağolsun.

Yatırıyorlar yatağa, sonra hepsi yok oluyor. Biraz sonra babamla dedem gelip beni dövecek çünkü, bu realitenin bütün dünya farkında. Ölmemişim lan diyorum, dayak tanrılarına kurban ediliyormuşum meğer. bunlar başka bi hikayenin konusu.

Ben topu alıp giderken, kuzenlerin teki bana kafa atmış meğer. Burnumun falan kanadığını görünce de bizim sokaktakiler dahil herkes kaçmış, muhtemelen bi arka sokakta maça devam etmiştir piçler. Evdeki dayak faslı, tedavi aşaması, nasihat dinlencesinden sonra odama çekiliyorum(tabire gel). Yine yatakta uyumadan önce, kendi kendimle konuşurken laf lafı açmış, yarın atacağım tripleri düşünüyorum. Nasıl sinirliyim ama, noldu lan derlerse şunu derim. Ben sizi hiç sattım mı lan derim falan derken sızıyorum tabi.
Sabah uyanış, salçalı ekmek(90'lardan prim yapıyım), çay (prime devam), şiir falan okuyup(öeh) sokağa atıyorum kendimi. Biraz da geç çıkmışım, günlük olağan maçlar falan başlamış. En yakın arkadaşım gökhan, gel lan nerdesin diyor, eliyle kaleyi gösteriyor.

Hiç bişey olmadı mı lan? 
Ayıp değil mi olm? 
Kan kardeştik lan biz?
Sen daha dün beni satmadın mı?
Beni beni, bihterini?

Bunları söylemem lazımken ben heaa diyip kaleye koşturuyorum. Hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Biz daha 7-8 yaşındaydık ve başka dertlerimiz vardı, o anda sinirimi mi hatırlayacaktım lan.

çav.


Türkçe Yayın Sosyal Medya Hesapları

Facebook: https://www.facebook.com/mediumturkiye

Twitter: https://twitter.com/mediumturkiye