Dikkat! Stephen King Çıkabilir

Bugünlerde içimden iştahla yazmak geliyor sevgili Medium dostlarım! Hazır parmaklarım birkaç gün önce paylaştığım Allah Herkese Lady Diana Sabrı Versin başlıklı yazımla ısınmışken uzun zamandır aklımın bir köşesine yer eden Stephen King mevzusunu artık masaya yatırıyorum izninizle. Bu yazarımızın senelerce bilinçaltıma saldığı elektrik yüklü bulutlara ithafen kendisi, okuduğum romanları ve film uyarlamalarını izlediğim birkaç eseri hakkındaki naçizane fikirlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Yazının devamı ağır spoiler içerir !
Stephen King’in yayınlanmış bayağı bir kitabı mevcut. Kalemine kağıdına kuvvet döktürmüş durmuş. On yirmi tane kitabını okumuş değilim bu adamın. Sadece Ejderhanın Gözleri ve Gece Yarısını Dört Geçe adlı romanlarını okudum. Hayvan Mezarlığı, O ve Mahşer’i de izledim. Mahşer tek başına birkaç saatlik bir film sanırdım ama değilmiş, dört mü ne bölümlük bir dizi ya da film serisi diyor internet. Bir parçasını izlemişliğim var. Stephen King’in toplasanız dört beş eseriyle alakadar olmama rağmen kendisini sevdiğim yazarlar listesinde üst sıralardan birine koymuşumdur hep. Bu yazarın hayal gücünden çıkan bazı minik detayları seneler geçse de unutmayı başaramadım.
Şimdi efendim Mahşer adlı romanının birkaç bölümlük dizi ya da film uyarlaması her neyse artık ondan başlayalım. Amerika’da ortalığa yayılan ölümcül bir virüsün insanlığı ciddi anlamda tehdit etmesidir ana olayımız. Birçok filmde benzer sahnelerini görmüşsünüzdür. Yollarda arabalarının içinde yeşil yeşil suratlarıyla gözleri açık gitmiş insanlar, derin bir sessizlik, kurtulan ve bunca ölünün arasında kafasını sıyırma noktasına gelen birkaç ana karakter … Bizim hikayede bir Abigail Teyze var, siyahi. Kendisini rüyasında görenler bir şekilde virüsten etkilenmiyor ve hayatta kalıyor. Abigail Teyze iyiliğin simgesi, rüyana girdiyse sen iyi taraftasın demek. Bir de Randall Flagg adlı sert bakışlı, uzun dalgalı saçlı ve doksanlar ceketli bir abimiz var. Onu rüyasında görenler de hayatta kalıyor ama şahıs şeytanın Amerika şubesi olduğu için onu rüyasında görenler kötü tarafta mı ne yer oluyor. Biraz sıkıcı geliyor kulağa değil mi? Evet, bence de. Beni etkileyen bölüme gelince …
Filmin ortalarında bir yerde bu Randall Flagg ortaya çıkıyor yine. Ayrıntıya girecek, nerede ve neden ortaya çıktı uzun uzadıya anlatacak değilim, direkt olayı aktarıyorum. Gecenin körü, kocaman bir mısır tarlası görüyoruz bu sahnede. Mısırlar upuzun, rüzgarda dalgalanıyorlar. Birdenbire yıldırım düşüyor bir yerlere ve bu Randall Flagg mısır tarlasında beliriyor. O çirkin, kara suratı birdenbire ekranda gördüğümde nasıl bir tepki verdiğimi tahmin etmeniz zor değil sanırım. Mısır tarlalarından çıkan bu yaratığı aradan on beş yıl geçmesine rağmen unutamadım ben. Bana dünyaları verseniz bir mısır tarlasına sokamazsınız beni bugün. Köye falan gittiğimizde ne zaman bir mısır tarlası görsem hafiften bir büzüşürüm olduğum yerde, Randall Flagg arkamda belirecekmiş gibi olur. Bundan sonra yaşamım boyunca ne zaman bir mısır tarlasının yanından geçsem Stephen King alacak sanırım beynimin, ruhumun tüm iplerini kısa bir süreyle de olsa eline.

Durun durun daha bitmedi. Yazarın Ejderhanın Gözleri adlı romanıyla devam ediyorum. Şimdi bu romanda da Delain mi ne diye bir krallık var. Kralın yardımcısı kötülerin kötüsü. Ne yapıyor ne ediyor kralı zehirliyor, ölümüne sebep oluyor. Başa geçecek oğluna da etmediğini bırakmıyor, onu da yüksek bir kuleye hapsettiriyor. Allah hidayet versin denilemeyecek kadar kötü bir karakterden bahsediyoruz. Ölsün de kurtulsun şu diğer roman karakterleri bu adamın elinden demek hele hiç mümkün değil. Çünkü bu kral yardımcısı ölmüyor. Kaç yaşında olduğu belli değil, belki iki yüz belki bin iki yüz. Yaşlanma belirtileri yok denecek kadar az. Artık yaşlanmadığını gizleyemediği zamanlarda ortadan kayboluyor ve bir süre sonra başka bir surette tekrar geliyor bir şekilde krallığa, kralın yanında yerini alıyor ve tekrar bir kaos ortamı yaratıyor. Adı mı ne? RANDALL FLAGG. Mısır tarlasındaki yaratıkla, ölmek bilmeyen şeytan kral yardımcısı aynı adam. Stephen King Randall Flagg karakterlerini yarattığı türlü türlü evrenlere her seferinde mükemmel bir şekilde monte etmeyi başarabilmiş. Bu romanın sonunda gözüne bir darbe alıyor ve ortadan kayboluyor Flagg. Öldü mü? İnşallah ölmüştür ama sanmam. Stephen King yedi romanında en baba rolleri verdiği bu şeytan karakterini kolay kolay harcamamıştır bu hikayede.
Aranızda palyaço korkusu olan var mı? Eğer cevabın evetse yalnız değilsin ey palyaçodan korkan arkadaşım. Dünyamızda palyaçodan korkan bayağı bir insan yaşıyor Stephen King’in O adlı romanındaki Pennywise adlı danseden palyaço sağ olsun. Son zamanlarda yeni bir film uyarlaması daha ortaya çıktı bu romanın. İzleyin ama rahat iki üç gün aynada şurada burada Pennywise belirecekmiş hissine kapılıyorsunuz haberiniz olsun. Tecrübeyle sabittir.

Bu adamın hangi romanını okuduysam, hangi romanının film uyarlamasını izlediysem her seferinde kendisinin hayal gücüne hayran kaldım. Gece Yarısını Dört Geçe diye bir romanı vardır mesela, umacılardan bahseder. Bir uçak zaman yırtıklarından birinde kaybolur ve içindeki yolcularla beraber geçmişe gider. Yolcuları bu girdikleri delikte çok büyük bir tehlike bekler. Milyonlarca minik yaratık, ki bu romanın Türkçe çevirisinde kendilerine umacı denilmiş, geçmiş geçmiştir geçtiği gün bitmiştir felsefesine yapışarak her şeyi yeyip bitirme çabasına girmişlerdir. Gariban yolcular ait olmadıkları bu geçmiş deliğinde her şeyi silip süpüren umacılar yüzünden ellerini kollarını kaybederler. Şu son Avengers filminde en son sahnede çoğu süper kahraman kül olup sahneden siliniyor ya, aklıma orada direkt bu roman ve umacılar gelmiştir mesela.
Bu ve bunun gibi daha neler var. Hayvan Mezarlığı da ölümünden sonra tekrar canlanıp dünyaya dönen ama içine şeytan kaçmış minik bir çocuğu konu edinir mesela. Çocuk ölür, ebeveynleri acısına dayanamaz, bir umut çocuğu mezarlığa gömerler. Çocuğun dönüşü okuyucuya/seyirciye umut verir ama … Stephen King burada da süper acımasız bir olay örgüsü hazırlamıştır. Çocuk döner ama o masumiyetten eser kalmamıştır. Zaten annesini mi ne öldürüyordu en sonunda. Stephen King’in çok okumak istediğim bir romanı daha var ama bugüne kadar cesaret edip okuyamadım. Türkçe’ye Medyum diye çevrilen The Shining adlı bu romanın bir de bir adet Jack Nicholson barındıran bir film uyarlaması mevcut.

Yazıma yavaştan son verme niyetindeyim, takdir edersiniz ki günlük Stephen King kotamı doldurdum, fazlası inanın bünyeye zararlı. Yazarın diğer kitaplarını da yaşlanınca bir huzur evinde ölümü bekliyor falan olursam oradaki kankalarımla okuyup yorumlamayı düşünüyorum. Hayatımın son demlerinde azıcık atraksiyon bana da iyi gelecektir.
Stephen King seven varsa beğeni atmakla kalmasın, yorum da yazsın lütfen. Bu adam hakkında ne düşünüyorsunuz? Hangi kitaplarını okudunuz? Stephen King sizin hayatınızda da bazı şeyleri değiştirebildi mi?
Bu arada unutmadan: Bir sonraki yazımda şu aşağıda sıraladığım kitaplardan hangisinden bahsedeyim sizce?
1) Marjene Satrapi – Persepolis
2) Salman Rushdie – Midnight’s Children
3) Johanna Spyri – Heidi
Mutlu kalın dostlarım!
Facebook | Twitter | Instagram | Slack | Kodcular | Editör | Sponsor


