#EtiketsizDünya

Yerinden kalk, bilgisayarını aç, twitter adındaki # ile başlayan siyasi etiketini sakince sil… Daha huzurlu bir dünyaya hoş geldin!

Düşünce özgürlüğüne saygı deklarasyonu

Öncelikle “herkesin hayatına kimse karışamaz” felsefesiyle büyümüş bir insan olarak bütün siyasi/sosyal görüşlere saygım ve bir kısmına da sevgim var.

Özgürlük Savaşçısı

Problem nedir o zaman dostum?

Twitter’da çok geniş bir yelpazede takip ettiğim insan topluluğu var. Yazılımcı, donanımcı, gazeteci, kanka, siyasi kişilikler, futbolcu vs. Bu geniş yelpazede takip etmeye dayanamadığım sadece bir kitle var: profilini savunucusu olduğu şey*’le donatanlar.

şey : siyasi görüş, sosyal statü, takım(özellikle futbol) vs.

Örnek vermeyeceğim, o kişileri biliyoruz. Aramızdalar. Bu insanlar kendilerini etiketledikleri gibi, başka etiketteki insanları da etiketlerinden ötürü dışlamaya, kötülemeye ve linç etmeye meyillidirler. Paylaşımın içeriğinden ve doğruluğundan bağımsız olarak.

Bu kişilere tavsiyem şudur; özellikle siyasi görüşlerinizin kişiliğinizi, emeklerinizi, inandıklarınızı kısaca sizi siz yapan unsurları gölgelemesine ve sizi sınıflandırmasına izin vermeyin.

Kafamda deli sorular

“ Yazılım alanında ne güzel bilgiler aktarıyorsun da neden sağcılığını, solculuğunu, ortacılığını profil adın üzerinden gözümüze sokuyorsun?”

Gerçekten gerek var mı böyle bir şeye? 
Ya da buna bu kadar takılan ben mi varım sadece?

Seriously why?

Düşünüyorum, zaten farklı fikirleri konuşmaya/tartışmaya ve kendimizden farklı insanlarla iletişime geçmeye açık bir toplum değiliz. Neden aramızdaki mesafeleri daha da artırıyoruz?

Kendinizi etiketletmeyin ve insanları etiketlemeyin!

Tabii ki herkes kendi görüşünü savunsun, twitler atsın. Bununla ilgili bir problemim yok. Yeter ki bu görüşler etiket haline gelmesin ve bu etiketleri her yerinize yapıştırmayın.

#etiketsizdünya

Bırakın yaptıklarınız, yazdıklarınız, dünyaya kattıklarınız, öğrettikleriniz sizi yansıtsın.

Etiketlerin gölgesinde kalmadan, her bilgininin özgürce paylaşıldığı ve saygı gördüğü ortamlara!

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.