Ouroboros, namı diğer çamaşır makinası.

Kendi Kuyruğunu Yutan İnternet Kullanıcısı

Google Yemeksepeti ve Youtube’un ortak noktası veya sonsuz döngüye giren İnternet kullanıcısının hikayesi

Faik İzan
Apr 21, 2018 · 6 min read

Şimdi bilgisayar ekranınızın karşısına geçip, “Yaz tatili ne zaman” gibi çok basit bir arama yapmanız gerektiğini düşünelim. Eğer bir hippillennial veya mahremiyetine fazlasıyla önem veren biri değilseniz bu aramayı Google üzerinden yapmanız oldukça muhtemel.

Aramanızı Google kutucuğuna yazıp entere bastınız. Sonuçlar ekranınızda yukarıdan aşağı doğru sıralandı. Bu aramayı Türkçe yaptığınızı farz edersek karşınıza gelen sonuçların neredeyse tamamı haber sitelerine ait olacaktır. Popülist tarafınız yine kapardı ve en üstteki sonuca tıkladınız.

Site açıldı. En tepede, sağda, solda, paragraf aralarında, aşağıda yani olabilecek her yerde birtakım reklamlar yanıp sönüyor, Gifler büyük bir hışımla bir döngüden diğerine giriyor; tam bir curcuna ve kaos ortamı hakim. Bu karmaşanın arasında bir saniyeliğine ne aradığınızı unutuyorsunuz. Neyse ki bu durum çok uzun sürmüyor çünkü masum masum baktığınız haber sitesinin ekranı size bunu usanmadan tekrar ve tekrar hatırlatıyor:

Okullar ne zaman kapanıyor? Yaz tatili ne zaman? Okullar bu yıl daha mı erken kapanacak? Öğrenciler merak içinde, okullar ne zaman kapanıyor? Son dakika, yaz tatili bu yıl iptal mi? Kapanan okulların ardından yaz tatili başlayacak mı? Öğrenciler gözlerini neden yaz tatiline dikti?

Asıl amacınızı hatırladıktan sonra cevabınızı bulmak için ekranı aşağı kaydırmaya başlıyorsunuz. Bu sırada gözleriniz sol sütundaki reklama kayıyor; “Havuzlu site içinde Metro’ya 5 dakika mesafede…” Ama hayır, aradığınız bu değil, sadece yaz tatilinin ne zaman olduğunu öğrenmek istiyorsunuz. Saniyenin 5'te biri dolmadan bu kez de sağdaki sütuna kayıyor gözleriniz; “Onu buz dolabında bulunca gözlerine inanamadı!” Buz dolabını açtığı görülen bir kadın ve dolabın içinde mozaiklenmiş bir objeyi gösteren bir resim. “Acaba buz dolabında ne buldu ki” diye bir saniyeliğine merak ediyorsunuz ama sonra hemen toparlanıyorsunuz. Böyle clickbait üçkağıtlarına karnınız tok.

Ardından bunun bir reklam olmadığını ve aslında bir haber olduğunu fark ediyorsunuz. En azından sitenin iddiasına göre bu bir haber çünkü az önce kendinizi tutamayıp tıkladınız ve yaklaşık 500 kelimeden oluşan bir yazı öbeği ile az önce gördüğünüz fotoğrafın mozaiksiz hali ile karşılaştınız. Belli ki, ABD’nin Alabama eyaletinde bir kadın kaybettiği hamsterını buzdolabında bulmuş. Aklınızdaki sorunun cevabı ise “Evet”, hamster soğuğa dayanamamış ve ölmüş.

Hayatını kaybeden minik hamstera üzüldünüz fakat yolunuza devam etmelisiniz ve bu siteye neden girdiğinizi ne olursa olsun unutmamalısınız. Gözleriniz umutla ekranı turlamaya devam ediyor. Bu kez de başka bir habere takılıyorlar istemsizce, “Önce arkadaş olup güvenini kazandı, bakın sonra ne yaptı…” Haydaa… Sonra ne yapmış olabilir ki? Zarar vermiş olamaz çünkü haber resmindeki kadın gülümsüyor… İyi de bundan bana ne! Bu kadarı fazla. Çok vakit kaybettiniz.

Bir probleminiz var, ne için bilgisayarınızın başına geldiğinizi yani ne aradığınızı tam olarak hatırlayamıyorsunuz. Denizle ilgili bir şeydi, oteller, seyahat, şemsiye… Bu sitenin ekranına bakarken düşünemiyorsunuz. Burayı terk etmenin vakti geldi. Umutsuzca tarayıcınızın geri tuşunu kullanarak ilk başladığınız yere, Google’a dönüyorsunuz. Ve evet, işte en başta yaptığınız sorgu orada öylece duruyor “Yaz tatili ne zaman”. Ah teşekkürler Google sen de olmasan…

Türkçe haber sitelerinin istediğiniz bilgiyi size bir anda kolayca vermesi pek yaygın bir durum değil. Bu kez daha temkinli olmaya kararlısınız. Hiçbir şeyin dikkatinizi dağıtmasına izin vermeyeceksiniz. Google’da sayfayı biraz daha aşağı kaydırıyorsunuz ama haber sitelerinden başka bir sonuca rastlamıyorsunuz. Az önce yaşadıklarınızdan sonra haber sitelerine olan güveniniz bir parça kırıldı ve doğal olarak tekrar aynı riski almaya pek hevesli değilsiniz.

Girdiğiniz haber sitesinin tasarımı, yasa dışı olarak film izlenen ve her bir köşesinden bahis reklamlarının fışkırdığı siteleri anımsattı size. Sahi, farklı sektörlere ait bu iki internet sitesinin arasındaki fark tasarım olmadığına göre ve ikisi de kurgulanmış içerikler yayınladığına göre, bunların arasındaki fark tam olarak ne olabilir ki? Tam o anda kafanızda bir ampul yanıyor ve haber sitelerinin kurgu içerik üretmediğini, gündemde olanları doğal akışıyla, hiç sansürlemeden yayınladığını hatırlıyorsunuz. İçiniz huzur doluyor ve konuyu oracıkta kapatıyorsunuz.

Sonra aklınıza internetin ücretsiz olduğu geliyor. Büyük bir aydınlanma yaşıyorsunuz. Geçenlerde okuduğunuz kitabın bir yerinde, yazar tarihteki bir olaydan referans vereceği zaman şöyle bir sorumluluk reddinde bulunuyordu, “Bu verdiğim bilgi doğru mu emin değilim ve maalesef şu an doğruluğunu araştıracak vaktim de yok.” Bu kitap 1700'lü yıllarda yazıldığı için yazarın böylesine antika bir bahane bulup öne sürdüğü bilginin doğruluğunu kanıtlayamaması gayet normal gelmişti size. Ne de olsa o zamanlar İnternet yoktu.

İnternetten sonra dünyanın ne derece değiştiğini çoğu zaman unuttuğunuzu fark ediyorsunuz. “Doğruluğunu araştıracak vaktim yok.” diyordu yazar. Haklıydı da. İnternetten önce, örneğin, “M.Ö. 300 Roma imparatorun adı nedir” gibi sıradan bir sorunun cevabını bulmak için bile saatlerce kütüphanede vakit geçirmeniz gerekebilirdi. Neyse ki bu durum geçmişte kaldı. Şimdi aynı soruyu Google’a sorduğunuzda bir saniyeden daha kısa bir sürede cevabını almanız çok yüksek bir olasılık.

Dolayısıyla bulunması oldukça zor olan soruların cevaplarını çok daha kolay bulabilecek seviyedesiniz artık. Fakat, “Yaz tatili ne zaman” gibi basit bir sorunun cevabına hala ulaşmaktan aciz bırakılıyorsunuz. Düşebileceğiniz tüm tuzaklara düştünüz. Tam bakış açınızı değiştirdiğinizi düşündüğünüz anda, işte tam o anda, aslında sadece hafifçe yana doğru bir adım atıp oradan izlemekle yetindiğinizi şimdi fark ediyorsunuz.

Belki de bakış açınızı kökten değiştirmelisiniz. Soruya daha farklı bir şekilde yaklaşıp size kurulan tuzakların etrafından dolaşmalısınız. Belli ki Google tutumunu biraz değiştirmiş ve kullanıcıların işine yarayacak arama sonuçlarını gösterme meselesine artık biraz hevessiz. Daha çok SEO olayına girip, kullanıcıyı kendi sitesine hapseden ve daha fazla vakit geçirmeye zorlayan siteleri sunmaya meyilli gibi. Tamam. Öyleyse karar verildi, farklı bir siteye doğru yol alıyorsunuz: www.youtube.com.

Böylesine basit bir sorunun cevabını Youtube’da aramak biraz gülünç geliyor size ama başka bir seçeneğiniz yok gibi. Sizi buna sistem zorladı. Neyse ki işte karşınızda: Youtube ana sayfası, işte internetin kalbi, temiz tasarım, ilginç videolar, ne öğrenmek isterseniz hepsi burada, üstelik bedava! Muazzam!

Yirmi beş dakika sonra kendinizi ramen yiyen Kore asıllı Amerikan bir kızı izlerken buluyorsunuz. Ne zaman izlemeye başladınız, ne zaman videonun sonuna geldiniz farkında bile değilsiniz. Üstelik neden hiç tanımadığınız birini ramen yerken izleyesiniz ki? Siz ramen sevmezsiniz bile. Bunu izlemenin nesi ilginç veya neresi eğlenceli? Bildiğiniz tek bir şey var; karnınız gurulduyor. Yirmi beş dakika ağzını şapırdatarak yemek yiyen birini izlemek karnınızı oldukça acıktırdı.

Şükür ki Yemeksepeti var. Hemen uygulamayı açıyorsunuz. Tek istediğiniz şöyle hafif atıştırmalık bir şeyler. Maksat tıka basa yemek değil, açlığınızı bastırsın yeter. Ne de olsa akşam yemeği için başka planlarınız var. Üstelik son zamanlarda hafiften kilo da aldınız, yediklerinize biraz dikkat etseniz iyi olur. İşte Yemeksepeti uygulaması açıldı. Açıldığı gibi lezzetli yemeklerle bezeli bir kampanya görseli telefonunuzun tüm ekranını kapladı; “Tantuni: 30tl’lik ye 20tl öde, 40tl’lik ye 25tl öde, 70tl’lik ye…”

30dk sonra tantuniler geldi. Aslında tantuniyle pek aranız yok, hatta ne zaman sipariş verseniz yedikten sonra pişman olur ve tekrar sipariş vermeyeceğinize dair söz verirsiniz kendi kendinize. Ama bu defa farklı çünkü 40tl’lik yiyip 25tl ödediniz; bu kampanyayı kaçırmayı göze alamazdınız. Akşam da hafif bir şeyler yiyip geçiştirirsiniz olur biter.

Yemeğinizi bitirdikten sonra karnınızda hafif bir sancı hissediyorsunuz. 25tl ödediniz ama malum 40tl’lik yediniz; epeyce tantuni ve bolca asitli içecek. “Tantuniyle ayran içilir neden gidip kola içerim ki?” Kendinize ufak sitemler ediyorsunuz ve bir parça da suçlu hissediyorsunuz. Kim bilir yok yere kaç kalori aldınız. Halbuki tek istediğiniz çok basit bir sorunun cevabına ulaşmaktı; “Yaz tatili ne zaman”.

Öyleyse, şimdi bilgisayar ekranınızın karşısına geçip, “Yaz tatili ne zaman” gibi çok basit bir arama yapmanız gerektiğini düşünelim…


Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

Faik İzan

Written by

Deneme, inceleme, öykü ve tüm bunların bir karışımı: www.faikizan.com • İstanbul

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade