Fotoğraf: lottie Smetham

Poşetin İki Yüzü

Ücretli poşetler tüketiciye bir sınırlama mı?

Faik İzan
Jan 11 · 5 min read

Plastik poşetin var oluşunu iki farklı açıdan inceleyebiliriz. Birincisi onun bir araç, yani insanın, bedeninin fiziki sınırlarını aşmasını sağlayan pratik varlığı açısından. İkincisi ise insanın fiziksel sınırlarıyla ilgisiz ve pratik olmayan varlığı açısından. Elbette, poşeti bu iki başlık dışında daha farklı açılardan incelemek de mümkün fakat bu yazıda erişmek istediğim karanlık noktalara ulaşmak için bu iki açıdan bakmanın yeterli olacağını umuyorum.

I. Poşetin bir araç olarak varlığını incelediğimizde karşımıza karmaşık ve çok katmanlı bir tablo çıkmaz. Bu açıdan poşeti anlamak ve onu analiz etmek zor değildir. İnsan, doğuştan sahip olduğu fiziki yapısına dahil olan uzamlarını kullanarak doğada karşılaştığı varlıkların yerlerini herhangi bir sebeple değiştirebilir. Örneğin, medeniyet öncesi vahşi doğada gezinen bir insan karşılaştığı bir meyve ağacındaki meyveleri oracıkta tüketebilir veya onları oradan farklı bir yere (örneğin barınağına) taşımak isteyebilir. İkinci ihtimal gerçekleştiğinde, vahşi insanımız dalından topladığı elmaları elleriyle taşıyarak yuvasına doğru yola çıkar.

Elbette bu taşıma işlemi kendi içerisinde bazı sınırlara tabi olmak zorundadır. Örneğin, vahşi insanımızın elleri ve kollarına sığdırabileceği elmaların bir sınırı vardır ve bu sınırı herhangi bir teknolojik aletin yardımı olmadan aşması mümkün değildir. Buradaki teknolojik alet karmaşık bir yapıya sahip olmak veya kıymetli olarak addedilmek zorunda değildir. Zira baltanın olmadığı bir dünyada balta, mumun olmadığı bir dünyada mum, elektriğin olmadığı bir dünyada elektrik kıymetli olarak algılanacaktır.

Vahşi insanımızın taşıyabileceğinden fazla elmayı yuvasına götürmesinin tek yolu kendi bedenini aşması ve herhangi bir aletten yardım almasıdır. Bu noktada tahmin etmek zor olmayacaktır ki, böylesine bir imkansızlıkta o elmaları mevcut yerlerinden başka bir yere götürmek için bir taşıyıcıya, örneğin bir poşete (veya bohça olarak kullanacağı bir hayvan derisine) ihtiyaç vardır. Böyle bir durumda poşeti “gerekli” olarak tanımlamak kolay olacaktır. Belli ki vahşi insanımız o elmaları yuvasına götürme ihtiyacı duymakta, karnı aç olan ailesini beslemek veya gelmesi muhtemel besinsiz günler için kendisinin ve ailesinin varlığını garanti almak istemektedir.

Sonuçta insanımız kazmasıyla toprağı kazmaya başlar. Epey derine indikten sonra son bir kazma darbesi daha indirir. Kazmasını kaldırıp ucuna baktığında yapış yapış, ılık, siyah bir sıvıya bulandığını görür. Gözleri parlar. Kazmasını çılgınca göğe kaldırıp yere indirmeye devam eder. Birkaç kazma darbesi daha vurduktan sonra aradığına ulaşmıştır. Eli, yüzü, tüm bedeni bu siyah sıvıya bulanmış olsa da bu durum onun hiç de umurunda değildir.

El çabukluğuyla bu sıvı üzerinde birkaç mistik simya becerisi sergiler ve işte orada, elmaları taşıması için ihtiyacı olan poşet karşısında durmaktadır. Siyah sıvının poşet üzerinde bıraktığı lekeye takılır gözleri bir saniyeliğine ve tesadüf eseri “BİM” harflerine benzer bir leke oluştuğunu fark eder poşetin üzerinde. Fakat henüz yazı icat edilmemiştir ve vahşi insanımız bu lekeye pek takılmaz. Çabuk hareketlerle fakat aynı zamanda itinayla elmaları poşetine doldurur ve neşe içerisinde yuvasının yolunu tutar.

II. Poşetin ikinci tür var oluşu ise onun, insanın fiziksel sınırlarıyla herhangi bir ilişkisi olmayan var oluşudur. Bu var oluşun ortaya çıkışı kronolojik olarak birincisinden sonra gelir. Zira birincisi ikincisinin dolaylı sebebidir. İşte bu var oluşu analiz etmek de tam da bu fiziksel meselelerle ilgili olmama durumundan ötürü zahmetlidir. Çünkü burada, ilkindeki gibi gözle görülen birtakım ihtiyaçlar dolayısıyla (elmaların taşınması) oluşan bir var oluştan söz edilmez. Bu yüzden ilk bakışta daha mistik, karmaşık ve kafa karıştırıcı olarak görünmesi doğaldır. Şimdi burada okuyucu haklı olarak sorabilir: “Poşeti, insanın içine sıkışmış olduğu fiziksel sınırları aşmak için kullanmak dışında başka bir şekilde kullanmak mümkün müdür?”

Bu soruyu cevaplamaya girişmek için vahşi insanımıza geri dönelim. Artık o, balta girmemiş ormanların arasında koşturarak yiyecek aramayı bırakmıştır. Tür isminin önündeki “vahşi” sıfatı da bu yüzden ortadan kaybolmuştur. Onun yerine “medeni” kelimesiyle karşılanan yeni bir sıfat belirmiştir. Medeni insanımız artık karnı acıktığı zaman pusu kurup avlanmak veya ağaçlara tırmanıp meyve toplamak yerine, market adı verilen yerlere uğrayıp dilediği besini ücreti karşılığında satın alabilmektedir. Zaten istese de ağaçtan meyve toplaması artık pek mümkün değildir çünkü çoğu meyve ağacının etrafı bir çeşit çitle çevrilmiş ve bu çitler de “Girilmez. Özel mülk.” gibi uyarı levhalarıyla süslenmiştir. Bu bahsi geçen kilitli çitler arkasında üretilen meyveler bir şekilde marketlere götürülmekte ve orada medeni insanımızın beğenisine sunulmaktadır.

Örneğin, medeni insanımızın markete gidip bir adet elma satın aldığını düşünelim ve o, satın aldığı elmayı herhangi bir taşıyıcıya (poşet vs.) ihtiyacı olmadan taşımaya yetkin olsun (yani herhangi bir bedensel engeli veya elma taşımasına mani olacak herhangi başka bir yükü olmasın). Bu durumda medeni insanımızın o satın aldığı elmayı taşımak için bir poşete ihtiyacı olmadığını söyleyebiliriz. Fakat o, eğer marketten ayrılırken, bir alışkanlık sonucu veya başka bir sebepten dolayı ihtiyacı olmamasına rağmen yine de poşet alırsa, işte tam o noktada poşetin ikinci tür var oluş türünden bahsedebiliriz. Yani taşıma eylemine herhangi pozitif bir etkisi olmayan (hatta belki elmayı poşet içinde taşımanın daha zor olacağı bile savunulabilir, dolayısıyla burada negatif bir etkisi olmuş olurdu) haliyle bir var oluş.

Göründüğü kadarıyla bu noktada anlamamız gereken şudur. Bu ikinci var oluş türü poşetin asıl üretilme amacının, yani taşıma işlevinin tamamen dışında bir özellik sergiler. Çünkü medeni insanımızın fiziki kapasitesi o satın aldığı elmayı taşımasına fazlasıyla yeterlidir. Öyleyse, bu noktada, bu tür poşet kullanımlarının, poşetin yukarıda bahsedilen birinci var oluşu, yani taşıyıcı özelliğiyle herhangi bir ilgisi yoktur.

Gelişen teknoloji ile değişen yaşam şartları insanın alışkanlıklarını doğrudan değiştiriyor. Bu değişim, burada tartışılan konunun bağlamında yakından incelendiğinde değişmeyen şeyin taşıma eyleminin kendisi olduğu görülüyor. İnsanın taşıdıkları ve taşırken ki kullandığı araçlar tarih içerisinde radikal değişiklikler geçirmiş olsa da basit anlamıyla taşıma işleminin kendisi temelde değişmeden durmakta ve dolayısıyla taşıyıcı teknolojilere olan ihtiyacı da capcanlı önümüze sunmaya devam etmektedir. Fakat bu taşıma şekli zorunlu olarak plastik poşetle ilişkili olmak zorunda değildir; onun varlığı plastik poşetin varlığından öncesine dayanır. Dolayısıyla taşıma işlemi farklı farklı araçlarla da gerçekleşebilir.

Sonuçta plastik poşetlerin kullanılmasını azaltma amacı taşıyan sınırlamalar poşetin birincil kullanımıyla ilgili değildir dolayısıyla insanların taşıma eylemini sınırlayıcı herhangi bir özelliğe de sahip değildir. Asıl amaç elmaları barınağa taşımak olduğunda herhangi bir tür taşıyıcı gereç — satın alınıp alınmaması, plastik olup olmamasından bağımsız olarak — yeterli olacaktır.


Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

Faik İzan

Written by

Deneme, inceleme, öykü ve tüm bunların bir karışımı: www.faikizan.com • İstanbul

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade