Tünelin sonundaki fosforlu yazı, IKEA. Fotoğraf: Sara

Maymun İştahlı Homo Sapiens

Alışverişlerin %50'si plansız bir şekilde yapılıyor*

Faik İzan
Jan 17 · 5 min read

Eller cepte. Sokağın sonuna doğru yürürken köşedeki mandıradan bir melodi çarpıyor kulağınıza. Adımlarınız sizi sesin kaynağına doğru çekiştiriyor. Fark ediyorsunuz ki çalan şarkıyla mandıranın camlarındaki indirim duyuruları naif bir tezat oluşturuyor; şarkı yabancı bir dilde, batılı bir melodi, camdaki yazılar ise sonuna kadar Anadolu: “Erzincan tulumda şok indirim: ₺55 değil ₺45.” “Ne alaka?” diye düşünüyorsunuz bir an “bu ne karmaşa?”

Saat sabah 8:00. Dükkanın önünde bir genç, elinde buruşturulmuş gazete kağıdı, camları siliyor. “Henüz dükkan açılmamış” diye düşünüyorsunuz “genç de bağlamış telefonunu hoparlöre, patron gelene kadar kendi havasında bir şeyler çalıyor olmalı.” Hiçbir şey umurunda değil gencin o an minik lekeler dışında. Cam üzerinde oval kol hareketleri, mekanik, gazete tomarı ve kırmızı kova.

Şarkıya hakim olan gitar tıngırtısı öylesine hoşunuza gitti ki dükkanın önündeyken aklınızda tek bir şey dönüyordu: “Gitar çalmalıyım!” Bir anlığına durakladınız, cebinizden bir kağıt parçası çıkarıp onu okur gibi yaptınız. Dükkana gidip şarkının adını gence sormalı mı? Olmaz. Ne münasebet canım sabahın köründe dükkanı güne hazırlamakla meşgul olan bir mandıra çırağını işinden alıkoymak… Peki ya şarkı, nasıl bulacaksınız onu? Malum o zamanlar şimdiki teknolojiler de yok ki akıllı telefonunuza dinletip anında şarkı ve sanatçı ismine ulaşasınız.

Hala duraklıyorsunuz. Dikkat çekiyor olmaktan çekiniyorsunuz. Kaldırımın orta yerine düşüncesizce dikilip yaya yolunu işgal eden bir sokak lambası gibi. Gerçi tüm bunlar altı üstü 3 saniye içerisinde bir tilki gibi geçip gidiyor aklınızın çalılıklarından. Bekliyorsunuz ve şarkının gitar solo kısmı çalmaya başlıyor. Ne istediğinizi biliyorsunuz artık. Kaldırımı kaldığınız yerden bu kez daha emin bir şekilde adımlamaya devam ediyorsunuz.

Böyle bir sabah vakti tanıştınız o şarkıyla ve dolayısıyla — kısa süreliğine de olsa —gitar tutkunuzla. O gün bugündür onu ne zaman duysanız o mandıradaki çırağın, müziğin ritmine uygun cam silme figürleri geliyor aklınıza. O şarkı sizin favori şarkınız. Peki neden? Neşeliydiniz o sabah, belki de o şarkının bu derece hafızanıza kazınmasının asıl sebebi buydu; şarkıdan bağımsız, sadece sizin ruh halinizin basit bir sonucu olarak.

Şimdi odanızda oturuyorsunuz. Zamanında bir anlık hevesle satın aldığınız şeyler bir bir gözünüzün önünden geçiyor. Kanepenin altında sadece köşeleri yapılmış 5000 parçalık yapboz, içeri odadaki koşu bandı, süt köpürtebilen kahve makinası, kitapçıda çok satanlar rafından alıp bir defa bile içini açmadığınız kişisel gelişim kitapları (bazısı minimalizm üzerine) ve evet o, kutusunda duran gitarınız; bunların hepsi yeterince irdelenmemiş bir anlık heveslerin eserleri.

Hatırlayabildiğiniz kadarıyla, o gün o mandıranın önünden geçerken duyduğunuz gitar solosu size gitar merakının aşılandığı ilk andı. Islık çalmaktan başka müziğe dair herhangi bir ilginiz de yoktu oysa, sadece hevesli bir dinleyiciydiniz. Fakat bir obje olarak gitarın kendisinden başka sizi cezbeden bir başka mesele de gitarı çalarken dikkatleri üzerinizde toplama ihtimaliydi. Müzisyen arkadaşlarınız vardı ve ne zaman enstrümanlarını çıkarıp çalmaya başlasalar adeta birer kasaba dönüşüveriyorlardı. Siz dinleyiciler ise kasabın etrafını saran, bir sonraki melodi için ağızlarının suyu akarak bekleyen kedilere…

İşte sizin asıl ilginizi çeken buydu belli ki. Gitarla birincil olarak bir alakası yoktu merakınızın. Siz gitarla gelen ilgiyi istiyordunuz fakat maalesef bunu o an fark edememiş ve hiç vakit kaybetmeden karşınıza çıkan ilk enstrüman satan dükkandan bir gitar satın almıştınız. Belli ki alır almaz, hiç çabalamadan Akdeniz akşamlarını çalmayı bekliyordunuz. Zira gitarınızdan çıkan tek ses anlamsız ve rahatsız edici gıcırtılar olduğunda hayal kırıklığına uğradınız. Üstelik gergin teller de nazik parmak uçlarınıza bir satır gibi iniyordu sanki, dayanılacak şey değildi. Bir süre sonra hevesiniz kaçtı ve onu tozlanması için bir köşeye bıraktınız.

Peki, aksi nasıl olabilirdi bu senaryonun? Alınıp bir köşede unutulan bu tür şeylerin kaderi daha farklı olabilir miydi? Yoksa bu onların var oluşlarının bir yan ürünü müydü. Yani demek istediğim örneğin gitar olmak bir enstrüman olmanın yanında bir köşede unutulma ihtimalini de mi getiriyordu veya bir çadır olmak tavan arasına ya da bodrumda çürüme ihtimalini… İkisi de olabilirdi. Gerçi bu tür şeylerin bir ruhu olmadığı için maruz kaldıkları bu muamele üzerinde bu kadar düşünmeye de değmezdi.

Fakat insanların canlı varlıklara da aynı muameleyi yaptığı görülebilir. Sokaklardaki kedi ve köpeklerin neden sokaklarda olduğunu şöyle bir düşündüğümüzde, belki onları da “yeterince irdelenmemiş bir anlık heveslerin eserleri” adlı kategoriye eklemek için çokça sebep bulunabilir. “Baksana çok tatlı değil mi?” deyip işaret parmağıyla gösterilen bir pet shop köpeğinin akıbeti sokaklar olduğunda pek şaşırmamalı çünkü onu satın alma motivasyonunun o anki geçici sahip olma arzusundan doğuyor olması epey yüksek bir ihtimal.

Bazı araştırma sonuçlarına göre alışverişlerimizin %50'si plansız bir şekilde gerçekleşiyor. Eller cepte yürürken duyulan bir müziğin hoşa gitmesi üzerine karşımıza çıkan ilk dükkandan bir gitar satın almak gibi. Elbette bu, durumu karikatürize eden uç bir örnek fakat hadiseyi anlama adına faydalı olabilir. Öyleyse bu bir anlık heveslerin bir anlık heves olduğunu fark etmenin bir yolu bulunabilir mi? Eğer bulunabilseydi bu anlamsız edinmelerin önüne geçmek de gayet mümkün olabilirdi. Koşu bandını satın alan kişi onu gerçekten kullanıp kullanmayacağını onu satın alıp bir köşede çürümeye bırakmadan bilebilir mi? Bunu teşhis etmenin bir yolu var mıdır?

Yine bir örnek üzerinden devam edelim. Örneğin pilates topunu kullanmanın faydalarına vurgu yapan birçok video izlediniz. Saatlerce bu tür videolara maruz kaldıktan sonra bir pilates topu satın almaya karar verdiniz. Herhangi bir ön araştırma yapmadan, eşe dosta sormadan veya ürünü bizzat denemeden. Bunlar önemsizdi çünkü o an tek istediğiniz o topu salonunuzun orta yerine yerleştirmekti. Satın aldınız ve hayalinizdeki gibi salonun ortasına koydunuz. Videodaki hareketleri yapmayı denediniz bir iki. Bir hafta oyalandıktan sonra onun kullanım alanında ufak bir değişiklik yapmaya karar verdiniz. Artık misafir için tabure sayısı yetersiz olduğunda bir oturak olarak kullanıyorsunuz.

Aslında onun yerine bir tabure satın almanız daha uygun olabilirdi. Böylece masada, yemek esnasında onun üzerinde aşağı yukarı yaylanırken misafirlerinizin garip bakışlarından da kurtulmuş olurdunuz. Belki de satın almadan önce üzerinde ufak bir araştırma yapmak, kullananlarla konuşmak, hatta bir yerlerde denemek sizin onu uzun vadeli kullanıp kullanmayacağınıza dair ufak tüyolar verebilirdi. Fakat böylesine toz pembe bir senaryoda bile, dili dışarda yavru bir köpek gibi etrafımızda dolanan ve her fırsatta bizi ikna etmek için elinden geleni yapan satın alma arzusuna karşı galip gelineceği garanti değilmiş gibi görünüyor.


Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

Faik İzan

Written by

Deneme, inceleme, öykü ve tüm bunların bir karışımı: www.faikizan.com • İstanbul

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade