Black on Maroon, 1958, Mark Rothko

Otoportre 101

Acının farklı türleri üzerine bir sorgulama

Faik İzan
Mar 6 · 5 min read

Paslanmaz çelikten çıkma birkaç kap kacak ise mutfağı süsleyen ve kapıların ardına bakıyorsa insan ismi her anıldığında — kendi hayalinde — öyleyse yazanların/okuyanların yetkililere kırpacağı gözlerden uzakta bir çadırda kalmak ne demek bilir o, biliyor olmalı, evrende üzerine konuşulabilecek tüm muhtemel konular arasında yanılıyor olma ihtimalimin en düşük olduğu konu bu olsa gerek.

Motellerde verdikleri bedava sabunlar ve onların baskılı paketlerine (ve elbette vazoların tabanını süsleyen made in china damgalarına) hiçbir zaman anlam veremeyen birkaç arkadaş bir araya geldiğinde (yine o aynı motelde) üzerine konuştukları konu genelde şu olur: “odanın anahtarı kimde kalmalı?” bir süre tartışırlar bunu ve sonunda alfa olarak tanımlanan bir adım öne çıkar ve şöyle der: “bakın beyler, ben alfa olarak bu absürt kurt sürüsü saçmalıkarını arkadaşlığımıza bulaştırmak istemiyorum, öyleyse gelin bu konuyu kapatalım” ve kurt sürüsü hiyerarşisini yürürlükten kaldıran da yine bir alfa olarak kendisi olur. Adaletsizliği ortadan kaldırırken adaletsiz bir tavır almak zorunda kalınıyor olabilir bazen.

Tül perdeleri veya dişleri sarartan güneş veya kahve değildir her zaman çünkü güneşin o zarif okşamasından hiçbir tene ciddi bir zarar geldiği görülmemiştir veya kahvenin aromatik bir yudumunun ağzın içinde şöyle bir dolanması dişlerin belki hoşuna bile gidebilir. Bu istenmeyen sarartının asıl sebebi bu tavrın bir rutine dönüşmesidir; sert, parlak, sıcak ve tekrar bu şekilde başa dönen bir kısır döngü gibi. Bir kereden bir şey olmaz iddiasını kanıtlamak değil buradaki amaç fakat rutine bir kere bile uyulduğunda onun en ağır uyuşturucudan daha yapışkan olabileceği üzerine bir önerme bu sadece.

Victor o sabah oda servisinden bir kadeh dolusu kremşanti içine kıyılmış çilek ve muzdan vaz geçseydi, belki de dünyanın sonuna dair umudu olanların sayısı kremşantinin içindeki çileklerin sayısının iki milyar katı olabilirdi ama Victor onu sipariş ettiğine göre dünyanın sonuna dair umudu olanların sayısının kremşanti içindeki çileklerin sayısının iki milyar katı olması beklenemez ama aksi durum olsaydı, yani Victor bu siparişi hiç vermeseydi, bu defa da çilek sayılarını bilemeyecek ve umudu olanların ne oranda artacağına dair bir fikrimizin olması da mümkün olmayacaktı. İşte hayat böyle cıvık mıhlama kıvamında sunulabilir insanın önüne bazen, insan donar kalır ve dişleri kamaşır ama yine de alır bir lokma. Rutinin içine kendini kulaklarına kadar daldırmak da bunun eş anlamlısı olarak gösterilir kimsenin açıp okumaya tenezzül etmediği kimi saman yapraklı sözlüklerde.

Tır tır ederek çalışan cam tipi klimalar dört mevsim ılıman olan iklimlerde insana en basit ritüelleri bile sorgulatabilir ve bu doğal karşılanır çünkü klimanın tıkırdayarak çalışması onun ilgi istiyor olması anlamına gelir, aynı okşanmak isteyip mırıldayan kedi gibi ve evet aynı kedide de olduğu gibi klimanın da dilinden empati yapmasını bilenler anlar yalnızca, diğerleri ise kabaca kumandaya sarılır, küfürler eder veya şalterini indirir, giyotinin çalışma mantığına benzer bir şekilde. Kimseyi üzecek değildir böylesine fevri bir indiriş çünkü inanılır ki elektrikle çalışan cihazların incinecek duyguları yoktur kaldı ki şalteri indirmek onun duygularını incitmeye karşılık gelmez, gelse gelse onun kafasını uçurmaya veya onu bir yastıkla boğmaya veya doğalgazı açık bırakmaya veya yoluna muz kabuğu atmaya benzer, bunlardan başka pekte bir şeye benzemez.

Ama bakmasını bilen görmesini de bilir iğnenin deliğinden geçen ipin gerçek niyetinin ne olduğunu. İğne ve iplik hınzırdır. Onların hikayesi romantiktir çünkü, çünküsü yok gerçi, çünkü iğne ipliği tutan eller nasırlı veya çatlamış veya buna benzer bilumum başka egzotik bereler taşıyan terziler değildir artık, tam otomatik Japon makinalar almıştır kontrolü ele ve kimsenin karşı çıkamayacağı bir şeyi başarmışlardır: üretim hacmini artırmak. İşte o grupta alfa olarak adlandırılan üyeyi eleştirenlerin ıskaladığı da budur, motelde açılan sabun motelde kalır, onu kullanmadan eve götürmeye kalkan ise adalet dağıtılırken onu ceplerine tıkıştırıp yokluk anında kullanabileceğini umanla aynı numara ayakkabı giyer.

Karanlık tarafın ne olduğunu bilen, onu bildiğini sanandan daha bilge olamaz çünkü bunun sağlaması yapıldığında beklenen sonucu (doğru olduğu kabul edilen) vermez sağlamayı yapana. Karanlığın ne kadar karanlık olduğunu da bilmek için gözden başka bir ölçüm aleti gören olmamıştır çünkü, örneğin, bunu ölçmek için kızıl ötesi zırvalığı ile çalışan, üzerinde havalı düğmeleri ve bir ekranı olan bir cihaz düşün, bu cihazın karanlığı ölçmek için bir mağaraya doğrultturulduğunu hayal et şimdi de, doğal olarak cihaz bazı sonuçlar verecektir ve bu sonucu kişiye görme, duyma, dokunma veya buna benzer duyu mekanizmalarıyla aktaracaktır ama işte problem de tam bu noktada oluşur çünkü cihazın bize aktarmaya çalıştığı kuru, ruhsuz, sıkıcı, disney land biletindeki seri numara gibi bir veriden başka bir şey değildir. Buna karşın karanlığın gözlerinin içine çıplak gözle baktığında gördüğün neyse işte karanlığın tarafına dair aldığın bilginin tutarlılığı da o kadardır.

Şimdi, evrime bir sitem edilecekse o tam bu paragrafta yer almalı. Acı denilen fenomen insanın varlığına evrimin hangi aşamasında tutturulduysa işte o aşama dünyaya kötülüğün zerk edildiği ilk an olmuş olur. Çünkü acının olmadığı yerde isot veya ateş de yoktur. Peki var olan nedir? Acı olmazsa fiziksel dünyanın tutsağı olan bedende yanlış giden bir şeyler olduğunda bize bunu bildiren farklı bir mekanizma alternatifi de sunulması gerekir çünkü aksi taktirde bu yapılan çocukça bir yakınmadan öteye gidemez. İşte çözüm şu örnekteki gibidir. Dirseğin o hassas, kıkırdağımsı noktasını düşün şimdi mesela. O öyle ince ve hassas bir noktadır ki bir yere çarparsan tüm vücuda garip bir kaçak elektrik, bir karıncalanma hissi yayılır ve bir süre de gitmek bilmez. Bu öyle bir histir ki ne çok büyük bir acı tarafından eşlik edilir ona ne de insanı güldürecek kadar bir gıdıklama hissi verir. Saçmadır.

Bu hissin ve buna benzeyen ya da benzemeyen tüm uyarı sinyallerinin acı olmadığını hayal et şimdi de. Serçe parmağını sehpanın ayağına çarptığını ve o sinir bozucu acının tüm vücudunu alarma geçirmediğini düşün. Sonuçta fiziki acının tek amacı vücudu bir zarara dair uyarmak/bilgilendirmek değil midir? Öyle olmalı. O zaman şimdi o sinyal sistemini biraz değiştirelim. Salona giriyorsun, biraz dikkatsizsin yine ve serçe parmağını aynı sehpanın aynı ayağına ama bu sefer iki katı fazla hızla çarpıyorsun. O da ne!? Hiç acı yok (az önce vücudun o özelliğini değiştirmiştik hatırla) sadece kulağında bir fısıltı duyuyorsun “tatlım, az önce serçe parmağını sehpanın ayağına vurdun ve eğer biraz daha sert vursaydın parmağın kırılabilirdi, yani demem o ki bir dahakine biraz daha dikkatli ol ve bir yere çarpmamaya çalış, vücuduna zarar vermek istemezsin değil mi, yani hastaneye kaldırılmak, parmağını alçıya aldırmak gibi şeyler, hah ben de öyle düşünmüştüm, tamam anlaştık öyleyse.” Ve işte tüm o acı farklı ve daha sevecen bir uyarı sistemiyle nasıl değiştirilmeli diye sorarsanız size vereceğim cevap bu olurdu. Yine de fiziki olmayan acılarla ilgili (örneğin o motel odasında alfanın söylediklerine içerleyen diğer grup üyelerinin gönül denilen bölgelerinde hissettikleri garip şey) henüz bir çözüm önerisi getiren görmedim ve böylesine ağır bir göreve kendimi adayacak da değilim.

Extinctus amabitur idem.

Bir Mondriaan tablosu önünde Yves Saint’in Mondriaan temalı elbiseleri, 1966.

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

Faik İzan

Written by

Deneme, inceleme, öykü ve tüm bunların bir karışımı: www.faikizan.com • İstanbul

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade