Charles Bukowski, Sigmund Freud, Lev Tolstoy yazmak, yaratıcılık ve zaman üzerine

Faik İzan
Mar 9, 2018 · 6 min read

Büyük sanatçıların ileri görüşlülüğü, yaratıcılıkları kadar kuvvetli olmayabiliyor. Bundan olsa gerek ki, bu ustalar, hayatlarının ve sanatlarının dünü veya yarınından çok, şimdisiyle ilgilenirler; dikkatlerinin tamamını o anki çalışmalarına vakfetmek isterler. Bunu yapamadıklarında ise kafaları karışır, hırçınlaşır ve acı çekerler.

“Sanatçı ruhlu” diye tabir edilen insan türü de bu acı çeken gruba dahil olsa gerek. Henüz gençken, orta okul veya lise sıralarında, öğretmeni tahtada fonksiyonları anlatırken, o, çok başka alemlerdedir. O an içinde bulunduğu “şimdi”sinde yaratıcılığı kısıtlanmış hatta yasaklanmıştır. Bu yüzden orada geçirdiği her saniye onun için bir ıstıraba dönüşür.

Üniversite yıllarında ise durum biraz daha farklıdır — eğer şanslıysa o yıllara kadar bir şekilde ulaşır ve yaratıcılığını ifade etmenin bir yolunu bulur. Fakat şansı yaver gitmezse, sanatçı ruhu, içinde bir köşeye sinmiş halde durmaksızın onu oradan oraya sürükler. “Hayatın gerçekleri” denilen şartlar, onun yaratıcılığını yaralamış, kan kaybına sebep olmuş ve belki de çoktan killi toprağın en dibine gömmüştür.

Fakat kimileri bir şekilde başarır ve yaratıcılıklarını hayatlarının merkezi yapacak bir uğraş bulurlar kendilerine. Resim, müzik veya edebiyat olmak zorunda da değildir bu uğraş; sanatçı ruhlunun yaratıcılığına kalmıştır tamamen. Bir mühendis olur ve daha önce hiçbir mühendisin cesaret edemediğini yapıp bir elektrikli araç üretmeye girişir veya bir pazarlamacı olur mevcut olanı daha önce hiç yokmuş gibi sunarlar bize. En sonunda ne olursa olsun sanatçı ruhlarını gerçekleştirmeyi başarırlar.

Kim bilir belki bir süre sonra da “büyük sanatçı” veya “büyük vizyoner” diye anılmaya bile başlanırlar. İşte bu büyük sanatçılardan birine “Sanatına ilk olarak nasıl başladın?” sorusu sorulduğunda, kendisini küçümser bir tebessümle şuna benzer bir cevap verdiği görülür çoğu zaman, “Başlarken buralara gelmeyi hayal ederek başlamadım.”

Saat yönünde: Pablo Picasso, Richard Feynman, Bob Dylan, Steve Jobs, Charles Bukowski, Arthur Rimbaud.

Onların başlarken ki motivasyonu para veya şöhret değildir. Kaldı ki çoğu, hayatlarının uzunca bir bölümünü sefalet içinde geçirmek zorunda kalırlar. Alman-Amerikan şair Charles Bukowski, “Demek bir yazar olmak istiyorsun?” adlı şiirinde bu işin para veya şöhret gibi getiriler için yapılamayacağını çünkü bu motivasyonların yüzeysel olduğunu ve asıl dürtünün daha derinlerde yattığından dem vuruyor. Şiirinde, sanat yolunun başındakilere samimi, bir o kadar da karamsar bir şekilde sesleniyor,

eğer taşmıyorsa içinden
her şeye rağmen,
bırak yapma.

eğer para veya şöhret için
yapıyorsan
bırak yapma.

[…]

o gün geldiğinde,
ve sen de seçilmişlerdensen eğer,
o kendiliğinden gelecek sana
ve sen de kendiliğinden yapacaksın
ta ki ikinizden biri ölene kadar.

başka yolu yok.

ve hiç olmadı da.

Bu sözler birçoğumuza fazla acımasız gelebilir fakat sanatın huzurdan çok, acıdan beslendiğine inanan bir şair tarafından söyleniyorsa eğer, üzerinde biraz daha derin düşünmekte fayda var. Belki de Bukowski buna inandığından, genç yazarlara meydan okuyarak, acıtarak, onları motive etmeye çalışıyordur.

Bukowski’nin bahsettiği o “gelecek olan” dürtü (ister ilham diyelim ister sihir) biraz utangaç ve tutarsızdır aslında; çoğumuza hiçbir zaman uğramaz, çok azımıza ise küçük yaşlarda gelir ve uzunca bir süre de gitmek bilmez. Örneğin Fransız şair Arthur Rimbaud’nun 1870 yılında, sadece on yedi yaşındayken yazdığı Romantizm adlı şiirinden bir dörtlüğe bakalım:

On yedisinde gelgeç oluyor yürek,
— Cehenneme leziz bir akşam, bira ve limonata,
Şamatacı kafeler parlayan lambalarıyla!
Bizse yürürüz altında yeşil ıhlamurların

Veya Sezai Karakoç’un 1952 yılında, on sekiz yaşındayken yazdığı Mona Rosa adlı şiirinden bir dörtlüğe bakalım:

Açma pencereni perdeleri çek,
Mona Rosa seni görmemeliyim.
Bir bakışın ölmem için yetecek.
Anla Mona Rosa ben bir deliyim.
Açma pencereni perdeleri çek.

On yedi on sekiz yaşlarında, gençliğe ilk adımlarını henüz atmış uçarı bir çocuğa bu dizeleri yazdıran ne olabilir? O, kısacık ömründe ne yaşamıştır ki bir hınçla kalemi eline alıp bulduğu boş kağıt parçalarına böylesine iddialı ve derin sözcükler sıralayabilir. Onu motive eden ne olabilir? Gelecekte çok büyük bir şair olma hayali mi? Çok zengin veya meşhur olma fantezileri mi? Böylesine iddialı hayaller kurmanın da tek şartı çocuk olmaktır belki de.

Başladığımız yere geri dönüyoruz öyleyse. Belli ki bu yaratıcı ruhlar dün, bugün veya biraz sonra ile ilgilenmiyor. Bunların arasındaki “şimdi”ye dikmişler gözlerini. Lev Tolstoy bu konu ile ilgili bir adım önce çıkıyor ve şöyle diyor,

Her eylemin ardında yatan bir sebep olduğundan insanın özgür olmadığını söylerler. Oysa insan, her daim “şimdi”nin içinde hareket eder ve “şimdi” zamanın dışındadır; geçmiş ile gelecek arasında bir köprüdür yalnızca. Bundan dolayıdır ki insan, şimdinin içinde her zaman özgürdür.

Öyleyse sanatçı, şimdiyi sımsıkı kucaklayarak nihayetinde özgürlüğü mü elde etmek istemektedir, sanat onun için sadece bir araç mıdır?

Sigmund Freud, “Yaratıcı Yazarlar ve Hülyalara Dalmak” adlı — diğer eserlerine nazaran bu denemesi biraz gölgede kalmıştır — denemesinde sanat eserinin, sanatçının zihnine hiç yoktan nereden ve nasıl geldiğinin cevabını araştırıyor. O, yaratıcı yazarların bir sanat eseri ortaya koyarken ki aktivitelerini, bir çocuğun oyun kurarken ki aktivitelerine benzetiyor:

Oyun oynayan çocukların yaratıcı yazarlar gibi davrandığını söylememiz sanırım yanlış olmaz. Çocuk, oyununda kendi dünyasını en baştan yaratır ya da dünyasındaki mevcut şeyleri ona haz verecek şekilde yeniden düzenler. Onun dünyayı ciddiye almadığını söylemek doğru olmaz; bunun tam aksine, o, oyununu [dünyasını] fazlasıyla ciddiye alır ve ona karşı derin duygular geliştirir. Oyunun zıttı ciddi olan değil, gerçek olandır.

Çocuğun oyun oynarken ki davranışlarını ve onun gerçeğe bakış açısını analiz ettikten sonra yaratıcı yazarı (sanatçıyı) incelemeye koyuluyor,

Yaratıcı yazar, oyun oynayan bir çocuğun yaptığını yapar. O, gerçeklikten keskin bir şekilde ayırdığı ve fazlasıyla ciddiye aldığı bir fantezi dünyası yaratır —içindeki en derin duyguları katar bu dünyaya.

Öyleyse yaratıcı kişinin yaratırken ki dürtülerinden biri olarak, ulaşılmak istenen alternatif gerçeklik arzusunu da gösterebiliriz. Üstelik bunu yaparken mevcut hayatının gerçekliklerinden bunalmış olması da zorunlu değildir. Belki bu bunalım ilk başlarda gereklidir fakat zaman ilerlediğinde ve yaratıcı kişi sanatını keskinleştirip onu hayatının bir parçası haline getirdiğinde üretmesi için acıya veya bunalıma ihtiyacı kalmayabilir.

Yaratıcı ruhlar yeni şeyler üretip mevcut olanı değiştirirler çünkü bunu yapamayacaklarını bilmezler — onlara defalarca yapamayacakları söylense de. Bu açıdan bakıldığında, bu kadir olmadığını bilmeme durumu onlara ömür boyu sürecek bir yaratma arzusunun ilk kıvılcımını sıçratır.

Kimdir bu sanatçı ruhlular? Bir türlü olgunlaşamayıp ömürlerinin sonuna kadar çocukluk fantezilerinin içinde yaşayanlar mı, harikalar yaratan çılgın dahiler mi yoksa tüm bunların bir karışımı mı? Bunların hangisi doğru olursa olsun göz ardı edilemeyecek tek bir şey var: onların eserleri…

Saat yönünde: Weeping Woman (1937) Picasso, Feynman Diyagramı (1948) Richard Feynman, The Times They Are A-Changing (1964) Bob Dylan, Apple iPod patent (2008) Steve Jobs, My Father and the Bum (1931) Charles Bukowski, Sensations (1870) Arthur Rimbaud.

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

Faik İzan

Written by

Deneme, inceleme, öykü ve tüm bunların bir karışımı: www.faikizan.com • İstanbul

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade