Hayatta Kalma Dansı

Hayatta kalma dürtüsünün kökeni üzerine

Faik İzan
Jan 30 · 4 min read

Kaldırımda, bir yağmur damlası içine hapsolmuş bir karıncayı düşün. Tüm gücüyle çırpınıyor. İleri gidiyor, geri gidiyor, yanı üzerine dönmeye çalışıyor… Tek bir amaç uğruna tüm bu çılgın dans figürleri: hayatta kalmak.

Oysa yuvasından çıkıp etrafı şöyle bir turladığında hiçbir şey diğer günlerden farklı görünmemişti ona. Ardından ani bir yağmur bastırdı ve sonra olanlar malum, bir damla su içerisinde kapana kısılmak. Belki de hayatta kalma meselesini analiz etmek için karıncadan farklı bir örneğe bakmak daha uygun olur.

Öyleyse aslandan dört nala kaçan bir antilobu düşün şimdi de. Parlak kahverengi, beyaz ve siyahın en güzel tonlarının sergilendiği postuyla birlikte. Tüm gücüyle ayaklarını yeryüzüne vurup kendisini ileri atıyor, peşindeki yırtıcıdan olabildiğince uzakta kalmaya çalışıyor. Nefes alıyor. Nefes veriyor. Asla arkasına bakmıyor. Hiçbir şey için vakti yok. Sadece koşmalı. Tüm gücüyle koşmalı. Neden? Cevabı basit: Hayatta kalmak için.

— Hayatta kalmaktan kasıt tam olarak nedir?

— Canlı kalmak.

— Canlı kalmak tam olarak nedir?

— Biyolojik fonksiyonların işliyor olması.

— Peki, canlılar neden biyolojik fonksiyonlarının sonlanmaması için tüm güçleriyle savaşırlar?

— Bu saçma bir soru. Tabii ki de hayatta kalmak için.

— Öyleyse başa döndük. Yani bir yere varamadık. Döngüsel akıl yürütmeden kurtulmalı…

Hayatta kalmaktan kasıt biyolojik fonksiyonların işler olması olduğunda, bu açıklama bize pek tatmin edici gelmez. Çünkü örneğin, koma hali de bir tür hayatta kalma halidir. Öyleyse hayatta kalmak tek amaç olarak kabul edildiğinde koma halinde bir hayatta kalış da arzu edilen bir hayatta kalma durumu olarak kabul edilmek zorundadır çünkü komadaki canlı biyolojik anlamda ölü olarak nitelendirilmez.

Fakat bu pek inandırıcı değil. Kimse — eğer böyle bir şey mümkün olsaydı — komada kalmak için canını dişine takıp çabalamazdı. Normal şartlarda herkes komadan çıkmayı, eski hayatına geri dönmeyi tercih ederdi. Öyleyse “hayatta kalmak her canlının sonuna kadar elinde tutmaya çabaladığı bir şey” dediğimizde bu hayatta kalmanın içeriğini de bir şekilde sınırlamamız, tanımlamamız gerekir. Çünkü canlı kalmak isteyip komada kalmak istememenin genel olarak paylaşılan bir arzu olması kimseyi şaşırtmayacaktır.

Belki de canlılık arzulanırken koma halindeki bir canlılığın arzulanmamasının sebebi insanın koma halinde bilinçsiz olmasıdır (elbette bilincin ne anlama geldiğini tanımlamaya girişmedik ama bir süreliğine genel kullanımını ödünç alalım). Peki öyleyse asıl amaç biyolojik fonksiyonlardan ziyade bilincin korunması, varlığının devam ettirilmesi midir? Dolayısıyla bir antilobun, peşindeki aslandan kaçmasının sebebi onun hayatını, dolayısıyla bilincini kaybetmekten kaçması mıdır? Hayatta kalma çabası aslında bilinçli kalma çabası mıdır?

Bunu öğrenmek için bilinçsiz olduğumuz diğer durumları da inceleyelim. Örneğin, derin ve rüyasız bir uykuya dalındığında bilincin yerinde olduğunu kimse iddia etmezdi. Bu uykular bazen öylesine derindir ki etraftaki gürültüler kişiyi uyandıramaz ve geceden sabaha geçen 9 saatlik uyku sanki 5 dakikalık bir bilinçsizlik durumu gibi gelir insana. Dolayısıyla uykuda da bilinçsizlik olduğunu iddia edebiliriz. Ancak uykudan, ölümden kaçtığımız gibi kaçmayız hatta çoğu zaman kendimizi tatlı yorgunluğun getirdiği en arzulu halimizle uykunun kollarına bırakırız.

Sonuçta hayatta kalmak bilinçli kalmakla aynı şeydir de diyemeyiz çünkü uyku da bir bilinçsizlik hali olmasına karşın ona seve seve gideriz. Şimdi burada insanın, bir rasyonel varlık olarak uykudan uyanacağını bilmesi, dolayısıyla bu bilinçsizliğin ölümde olduğu gibi sürekli değil geçici bir bilinçsizlik olduğu ve dolayısıyla ölümle kıyaslanamayacağı ileri sürülebilir.

Bu karşı çıkmaya şöyle bir cevap verilebilir: Biz, rasyonel insanlar olarak uykudan eninde sonunda uyanacağımızı biliriz, fakat hayvanların bunu bildiğine dair bir kanıtımız yok. Onlar yine de, uykudan ölümden kaçtıkları gibi kaçmazlar. Veya bebeklerin hayatta kalma mekanizmaları doğdukları andan itibaren işlemeye başlar. Acıktıklarında ağlarlar, yüksek bir gürültü işittiklerinde korkup (bir tehdit olarak algılayıp) vücutlarını ani bir şekilde kasar, gözlerini açarlar. Bunların hepsi hayatta kalmaya dair doğuştan gelen reflekslerdir. Ama onların uykuya karşı böylesine bir kaçınma refleksleri yoktur aksine günlerinin çok büyük bir kısmını uykuda geçirirler.

Eğer hayatta kalma meselesini bilinçliliği koruma ile eşleştirirsek karşımıza böyle bir problem çıkmış oluyor. Canlılar, bilinçsizliği getiren faaliyetlerden (uyuma veya uyuşturucu etkisi altına girmek gibi) ölümden kaçtıkları gibi kaçmıyor, hatta çoğu zaman o faaliyetlere doğru durdurulamaz bir çekim hissediyorlar.

Üzerinde biraz düşününce ölüme dair pek bir fikrimizin olmadığı aşikar. Yani biz hayatta olanlar açısından ölümün kendi içinde ne anlama geldiğini öğrenmek mümkün değil gibi. Çünkü öldüğümüz zaman hayatta değiliz ve dolayısıyla ölümü hayattayken tecrübe etmek, ona dair bilgi edinmek, tanımı itibariyle mümkün değil; farklı sınırları olan farklı krallıklar, aynı anda ikisinde birden varlık gösterilemez.

Ama yine de “hayatta olmamak berbat bir şey olmalı” gibi fikirler öne sürmekten hiçbir şekilde imtina etmeyiz. Sevdiklerimizi tekrar görememek, en sevdiğimiz yemeği tekrar tadamamak, yürüyüşe çıkamamak, gün batımını tekrar izleyememek… Belli ki ölüme, hayatın penceresinden, canlılığın gözleriyle bakmaya mecburuz.

Daha yakından incelediğimizde, ölümün kötülüğünü, iğrençliğini, soğukluğunu ispatlamak için onun karşısına diktiğimiz bu fikirlerin, çoğu zaman hafızayla ilgili konulara atıfta bulunduğunu fark ederiz. Sonuçta, “bilinçli olmak” olarak tanımlamakta başarısız olduğumuz hayatta kalma dürtüsünü “hafızadakileri korumak” gibi yeni bir tuzak fikirle eşitlemiş oluruz. Çünkü sonunda fark ederiz ki sevilen kişiler, tadılan yemekler, gezilen yerler ve izlenilen günbatımları, bunların hepsi hafıza olmadan hiçbir anlam ifade etmiyor.


Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

Faik İzan

Written by

Deneme, inceleme, öykü ve tüm bunların bir karışımı: www.faikizan.com • İstanbul

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade