Günümüz Türkiye’si

Sürekli gözlem yapıp, gözlemlerimi değerlendirmeyi severim. Uzun süredir içimden kendimle konuştuğum bazı konuları Twitter hesabımdan paylaştım. Paylaştıkça paylaşasım geldi ve uzun bir flood oldu. Sonra bu yazdıklarımı bir makale ile hem daha derli toplu hale getirmek hemde daha farklı insanlara ulaşabilmek istedim.

Yaptığım bu eleştiriler bu ülkeyi sevmediğimden değil, tam tersi sevdiğimden ötürü yapılmıştır. Kasap sevdiği deriyi yerden yere vururmuş ya o misal. Benimle her konuda olmasa bile çoğu konuda hemfikir olan insanların var olduğunu biliyorum. Bir çok konudan bahsedeceğim için konudan konuda atlayıp, her konu üzerinde az duracağım.


Bakış Açımız

Bizim millet kadar kendisini küçümseyen, vaktini boşa harcayan, başka ülkelere özenen, her şeye olumsuz bakan başka bir millet var mı acaba. Bu şekilde nasıl ileriye adım atılacak, nasıl gelişecek merak ediyorum. Olumsuzluklar her zaman olur, olacak ve olmalı. Önemli olan bundan ders çıkartıp geleceği çizebilmek. Kötülemek en kolayı ve kimseye bir fayda vermez. Herkes olumsuz eleştiri yaptığı kadar küçücük bir adım atsa şuan her alanda biraz daha ilerideydik.

Bir site kodladığım zaman çevremde “kötü olmuş, şu site daha iyi, olmamış sil” vb olumsuz eleştiriler geliyor. Aylarca emek verip muhteşem bir üründe çıkartsanız, eksik olan kısmını görüp oradan vurarak küçümsemeye çalışanlar oluyor. Yapıcı olumsuz eleştiri farklı, hiçbir şeyi beğenmeyip eleştirmek farklı. Bu tip insanlardan olabildiğince uzak kalmak gerekir sanırım.

Bir çok kişi direkt “para” odaklı. Kafalarının çalışma mantığı “nasıl zengin olurum”. Meslek seçerken bile “bu meslekte çok para var” diyerek seçenler oluyor. Para odaklı düşündükçe başarının geleceğini düşünmüyorum. Fakat başarı hedeflenir ve gerekli çalışma yapılırsa para mutlaka seni takip edecektir. Herkesin sevdiği alana yönelmesi gerekiyor. Sevmediğim bir alanda 2x para kazanacağıma, sevdiğim işte ömür boyu x ücretle çalışmak isterdim.


Sevdiğin İşi Yapmak

Herkes sevdiği işi yapsa hem millet olarak daha mutlu oluruz, hemde işler daha yolunda ilerler.

Mesai saatlerinde oyun oynayan bir memur.

Görselde mesai saatleri içerisinde işiyle ilgilenmeyip oyun oynayan bir memur görüyorsunuz. Bu tek örnek değil, onlarcası var. İşini severek yapmayan, sabah uyandığında akşam olsa da çıksak diye vakit öldüren bu kişilikte insanlar olduğu sürece nasıl gelişeceğiz? Görsel sadece örnek, sözüm her alandan, herkese.

“Bir mıh bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir eri, bir er bir savaşı, bir savaş bir vatanı kurtarır.”
- Atasözü

Bütünü düzeltmek için kişiden başlamak gerekir. Kişi düzelirse zamanla ailesi, çevresi, mahallesi, ülkesi düzelir.

Yeter ki sadece kötüleyip köşemize çekilmeyelim. Kolaya kaçmayalım. Olumsuzlukların farkında varıp çalışmaya başlamalıyız. İnternet Ekipler amirimiz Serdar Kuzuloğlu konuşmasının altına imzamı atarım. Diyor ki: “Yapmamız gereken tek şey çalışmak, sadece bu”.
İlgili video: https://youtu.be/7PMvex5PZF0?t=323

Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun şiirinden bir alıntı yaparak:

“En azından üç dil bileceksin, en azından üç dilde ana avrat dümdüz gideceksin…
Oğlum Mernus, sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.”
- Bedri Rahmi Eyüpoğlu

Şiir harika, kilit söz harika. Peki otobüsü kaçırdık diye sızlanırsak ne değişecek? Otobüsün arkasından bakmaya ve her şeyi kötülemeye devam edip yerimizde sayarız.

Nobel Kimya Ödülü sahibi gururumuz Aziz Sancar

Aziz Sancar’ımızın dediği gibi, “Çalışmaya inanıyorum.


Eğitim

İnsanların yararlı içeriklere ulaşmasının en büyük engelini televizyon olarak görüyorum. Geçenlerde yayınlanan ve maalesef doğru olduğunu düşündüğüm bir haber; en çok yalan haber yapılan ülke Türkiye, rakam ise %49. O kadar çok boş program, dizi, reklamlar var ki. 2 haberden birisi yalan. Fakat millet gördüğü haberin kaynağını araştırmadan, anında inanarak bunu yaymayı tercih ediyor. Araştırma kültüründen çok uzağız.

Ömrüm boyunca televizyondan uzak kalmayı tercih etmiş birisi olarak, ne zaman salona geçip televizyona maruz kalsam hep eleştirdim. Gittiğim misafirlikte bile izlenmemesi gerektiğini aktarmaya çalışıyorum. Yararlı şeylerin oranı çok düşük. Zamanı boş bir şekilde geçiriyor.

İmkanım olsa ilk değişimi televizyondan başlatır, yararlı içerik üreten insanları kanallarda görevlendirirdim. Tarihi doğru anlatan dizilerle geçmişimizi öğretip, öpüşme sevişmenin olmayacağı dizilerle günümüzü, yazılım ve yabancı dil eğitimleriyle geleceğimizi televizyon yardımı ile değiştirebiliriz.

Ardından eğitim sistemine köklü bir değişiklik ile saçma sapan dersler ve ders işlenişini değiştirmek isterdim. Yazılım mühendisliği okuyorum, çevre dersini geçemediğim için okulum uzayıp duruyor. Çevreyle yazılım ne alaka? Çoğu alanda gereksiz dersler var. Bir çok derste yetersiz bilgiye sahip hocalar slayttan okuyarak ders anlatıyor. Bir keresinde elektrikler gittiğinde, hocamız elektrik gelene kadar öylece susup bekledi, komedi bir tablo. Öğretmenlik bu mu? Üniversite eğitimi bu mu?

Eğitim Bakanımız Ziya Selçuk

Çok şükür ki Ziya Selçuk hocamız eğitim bakanımız oldu. Ziya hocamız sayesinde bende en az herkes kadar bir şeylerin düzeleceğini düşünüyorum. İnşallah yanılmayız.


Hazır eğitime, kişisel gelişime, medyaya el atmışken hızımı alamayıp spor, tarih gibi çeşitli konularda da fikirlerimi aktarayım. Bilmişlik taslamak haddime değil, sadece düşüncelerimi aktarıyorum.


Tarih

Tarihçimiz İlber Ortaylı

Tarih alanında İlber Ortaylı, Celal Şengör, Kadir Mısıroğlu ve nice böyle üstatlar görevlendirilip okullarda ki gereksiz ve yanlış bilgiler silinip gerçek şanlı tarihimiz anlatılabilir. Türkiye Atatürk ve sonrasından ibaret değil. Osmanlı ve öncesi de bilinmeli.

Gerçi biliyoruz dediğim tarihi ne kadar bildiğimizde meçhul. Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemezmiş.

“Bu ülkede okullarda zorunlu dün dersi verilmeli, çabuk unutuyoruz.”
- İlber Ortaylı

Spor

Ülkede spor, futbol olarak biliniyor. Hadi onda bari başarılı olsak neyse ama ne yazık ki rezalet bir gidişat söz konusu. Ne taraftar olmayı başarabiliyoruz, ne yorumcu, ne iyi bir futbol, ne iyi bir alt yapı, ne iyi bir yönetim. Milli takım olarak bir kaç başarımız dışında hiçbir başarımız yok, turnuvalara katılmayı bile başaramıyoruz. Bir derbi çıkışında taraftarlar birbirini öldürebiliyor. Bir maç sırasında 90 dk durmaksızın ana avrat küfür edilebiliyor. En sevdiğimiz sporda bile durumumuz maalesef bu.

Farklı spor alanlarına da halk çekilmeli ve her alanda adımızdan söz ettirmeliyiz. Basketbol’da üstat Hidayet Türkoğlu sayesinde iyiye gidiş söz konusu. Aynı şekilde diğer spor alanlarında da bu alanda uzman ve doğru kişilerle düzeltmeliyiz. Ülkemizdeki bu genç nüfusun meyvelerini yemeliyiz.

Ülkece “spora” verdiğimiz değeri gösteren üzücü bir fotoğraf

Müzik

Ülkemizde müzik sadece kız tavlamak için kullanılan gitardan ibaret. Oysa ki onlarca harika enstrüman var. Uzun süredir ney üflüyorum ve huzur veriyor. Örneğin neyde Ömer Faruk Tekbilek, piyanoda Fazıl Say, kanunda Aytaç Doğan vb üstatlar tanıtılmalı.

Fazıl Say, Aziz Nesin gibi farklı düşüncelerdeki insanları yaptığı işte değerlendirmek yerine fikirleriyle değerlendirip linç ediyoruz. Piyanoda kendisini dünyaya kanıtlamış Fazıl Say, maalesef ülkemizde yeteri ilgiyi göremiyor. Bu ve başka kişilerin fikirleri farklı olabilir, farklı dinden, farklı düşüncelerden olabilirler. Her insana saygı gösterip emeğinin hakkını vermeliyiz.

Nereye çekerseniz oraya gidecek bir söz ekliyorum;

Bu milletin yüzde 60'ı aptaldır.
-Aziz Nesin

Oyuncu, Şarkıcı ve Yazar

İsmail Hacıoğlu

İsmail Hacıoğlu çok sevdiğim bir oyuncudur. Bir çok filmini izledim ve takdir ediyorum kendisini. Bu gibi isimler işinin hakkını veren kişiler. Fakat artık ülkemizde oyuncu olmak çok basit. Herhangi bir eğitiminin olmasına gerek yok. Türkiye güzeli seçildikten sonraki sene başrolsün. Mankensen yada fiziğin iyiyse erkek başrolde sensin. Ezberlenilmiş yapmacık aşklar; zengin erkek, fakir ama güzel kız senaryoları; yalandan yere çarpışmalar ve sevişmeler… Artık aynı senaryoları içeren dizileri gördükçe midem bulanıyor.

Kemal Sunal gibi bir oyuncu, Barış Manço gibi bir sanatçı geçti bu ülkeden. Manken değildiler, six packli fizikleri de yoktu ama doğaldı, halktandılar. Şimdiki çoğu dizide herkes manken, herkes zengin, herkesin trilyonluk arabaları evleri var.

Her önüne gelenin şarkı yaptığı, kitap yazdığı bu devirde bunları kontrol eden kuruluşlar olmalı diye düşünüyorum. Saçma sapan şarkılar yazıp 2 dans etmekle sanatçı olunmuyor. Sırf para kazanmak için yazılmış kitaplar ve çekilmiş sürüyle film var.

Başkasının sözünü kendi sözüymüş gibi aktaran Nilgün Bodur adlı kişinin alay konusu olduğunu duyanlar görenler olmuştur. Yazarlıkta geldiğimiz son nokta.

Nerede Necip Fazıl’lar, Yunus Emre’ler. O kadar çok uzaklaştık ki kaliteli yazar ve şairlerden. 2 şarkı videoyla yarının sabahına ünlü olunabiliyor artık. Her işi ehline bırakmak gerekiyor. Kendisi televizyon programcısı olmasına rağmen aslında çok iyi bir yazar olan Serdar Tuncer’i takip etmenizi öneririm. Severek takip ettiğim ve kendisinde eskileri gördüğüm bir yazardır. Gerek sözleriyle, gerek sunumuyla günümüzde temiz kalmayı başarmış etkili konuşan ender insanlarından.


İlk bölüm bu kadar, biraz daha biriktirip gözlem yapıp değinmediğim noktalara ikinci yazıda bahsedeceğim. Kalın sağlıcakla.