Gelir modeli, geldiysen üç kere vur

Medya, teknoloji ve gazeteciliğin geleceğine ilişkin kısa notlar #6

Merhaba, hafta boyunca birçok yazıyla, araştırmayla ya da projeyle karşılaşıyorum. Bu çalışmalarla ilgili notlar almak akılda kalmasını sağlıyor. Bundan sonra her hafta pazar, denk geldiğim medya ve teknoloji alanında yayınlanan çalışmalar hakkındaki notlarımı paylaşacağım.


Gelir modeli krizine yaklaşımlar

Geçen hafta Türkiye’deki medya sektörünün gelir modeli kriziyle ilgili üç önemli yazı yayınlandı. Bunlardan biri sunum versiyonunu Perugia’daki Gazetecilik Festivali’nde dinleme şansını da yakaladığım, Sarphan Uzunoğlu’nun Türkiye’deki bağımsız (sermaye grubunun elinde olmayan) medya organizasyonlarının iş modellerinin neden sürdürülebilir olmadığını anlattığı yazı.

Sarphan özetle medyadaki prekerleşmeden bahsederken BirGün, Cumhuriyet, Evrensel gibi gazetelerin geçen 3 yıldaki tiraj kayıplarına işaret ediyor. Okur/kullanıcı destekli yayınların, kendi kitlelerinin tanımasının önemini vurguluyor.

Konuyla ilgili diğer yazı Kültigin K. Akbulut’a ait. Kültigin, hali hazırda destek kampanyası süren yayınların bu kampanyalarındaki son durumları aktarırken daha somut bir öneri getirerek okur destekli yayıncılık için topluluk yaratmak gerekliliğinin altını çiziyor.

Son olarak, Şükrü Oktay Kılıç’ın yazısı da okunmaya değer. Yayıncıların üzerindeki platform (Facebook, Google) yükünün yarattığı sonuçları kronolojiye oturtan Oktay yazısında, ‘okur bizi desteklemiyor’ şikayetini bırakıp somut adımlar atmak gerektiğini, elimizde iyi bir örneğin olmamasının Türkiye haber medyasında dijital aboneliğin iyi gazeteciliği finanse edecek geliri yaratamayacağı anlamına gelmediğini belirtiyor.

Üç yazının da abonelik, üyelik ve sektör için yeni gelir modelleri konusunda kafa açıcı olduğunu söylemek gerek. Yukarıdaki yazılarda işaret edilen tüm noktalara katılmakla birlikte, bazı sorulara cevap verilemediğini ya da cevap vermekten kaçınıldığını düşünüyorum. Deneyimden çıkardığım bu pratik sorunları, tartışmaları bir adım ileriye taşıyabileceği umuduyla sıralıyor ve yeni yazılara kapı aralamasını umuyorum;

  1. Türkiye gibi hızla kutuplaşıp, bir anda tekrar bütünleşen, sonra tekrar dağılan, stabil olmayan bir toplumda, devamlı bir arada durabilen ve desteklediği yayını (kendisine rağmen?) sürdürebilen dijital bir topluluk yaratabilmek gerçekçi mi? Özellikle troll ve botların yaydığı nefret, linç kültürünün mağduru olmamak için radar altı seyreden topluluklar çoğalır, etkileşim dark social’a kayarken.
  2. Okur desteğinin idari, bürokratik alt yapısını kurmak konusunda doğru ve bilgilendirici yeterince kaynak bulunmuyor. (Şirket? Dernek? Vakıf? Hibrid? Şahıs? Destekçi iletişimi ve yönetimi? Zaman ve personel bölüşümü?)
  3. Riskler ve avantajlar konusundaki deneyimler, başarılar ya da başarısızlıklar ile ilgili veriler paylaşılmıyor. Sözcü üyelik sistemiyle ilgili hangi know-how’ı paylaştı? BirGün tam olarak ne kadar destek gördü? Duvar ne kadar defter satabildi? Bu modellerin hangisinin başarılı çalışacağını anlamak için herkes hepsini en baştan mı denemeli? Başarısızlıklarından ve başarılarından öğreneceğimiz çok şey var mutlaka. Haber merkezlerini şeffaflığa zorlayıp, bu tartışmaları metrikler etrafında gerçekçi hale getirsek? (Kendi payımıza düşeni yapıp teyit.org deneyimini yazacağız mutlaka.)
  4. Elimizde iyi örnek olmaması, mesleğe ilişkin bilgi üretiminin sıfır (0) olmasıyla da doğrudan ilişkili olabilir. Herkes bir şey yapıyor ama nasıl yaptığını anlatmaya yanaşmıyor.
  5. Türkiye’deki gazeteci profili versiyon yükseltemiyor. Bu nedenle bir medya organizasyonunun haber yazmak-yayınlamak dışında kalan işlerine bakan kişiler örneğin hem gazetecilik hem yönetici kabiliyeti olanlardan değil, sadece yöneticilik kabiliyeti olanlardan seçilmek durumunda. Kodlama bilen gazeteci, kullanıcı deneyimi geliştiren gazeteci ya da veriyi okuyabilen (en azından Excel kullanabilen) gazeteci sayısı ne kadar azsa, bir kuruluşu topluluk merkezli, destekçi ilişkilerini yönetecek ve okuruyla etkileşim kurabilecek hale sokabilecek yönetici-gazeteci sayısı da o kadar az.

Sonuç olarak söylemeye çalıştığım şey, sorunun tek boyutlu olmadığı. Gazeteci kapasitesinin geliştirilmesinden, Türkiye’deki toplumsal yapının dinamiklerine, şeffaflaşmaya ve hatta hangi destekten ne kadar vergi alınacağına kadar çok boyutlu bir tartışma bu. O nedenle okur bizi desteklemiyor diye ağlamak ne kadar sığsa, yeterince çalışırsanız olur yaklaşımı da bir o kadar gerçeklikten uzak.

Ancak lafı söyleyip kaçtı yapmayacağım, üzerine kendi deneyimimizi yazmaya devam edeceğim ki sorunlara çözümler bulalım.


Üç hesaptan tweet zinciri

Martin Luther King Jr.’ın suikaste uğradığı 5 Nisan’ın yıldönümünde Amerika Birleşik Devletleri’nin en önemli 3 yayın kuruluşu Twitter flooduna yeni bir yaklaşım getirdi. Genelde tek tweette anlatamadığımız hikayeleri birbirine bağlı tweet zinciriyle anlattığımız yöntemi The Washington Post, Baltimore Sun ve Chicago Tribune, Martin Luther King Jr.’ın suikaste uğradığı günü saat saat yayınlamak için kullandı.

Medya kuruluşları birbirlerinin tweetlerine yanıt vererek, tüm günü tek bir zincire sığdırdı. Basının ortak değerler etrafında işbirliği kurgulayabiliyor olması çok değerli.

1 Araştırma

Johanna Dunaway, Kathleen Searles, Mingxiao Sui ve Newly Paul tarafından kaleme alınan ve Journal of Computer-Mediated Communication dergisinde yayınlanan araştırma, mobil erişimin internetten bilgi tüketimini nasıl değiştirdiğine odaklanıyor.

Araştırma, telefon ve tabletlerde tüketilen bilgiye harcanan dikkatin, bilgisayarda tüketilen bilgiye harcanandan çok daha düşük olduğunu ortaya koyuyor.

Bu hafta Perugia’daki Gazetecilik Festivali’ni takipteydik. O nedenle okumaktan çok dinlemeye vakit ayırdım. Gazetecilik Festivali’nde edindiğimiz bilgileri hafta boyunca teyit.org’un Medium sayfasında paylaşıyor olacağız.

Podcast| Youtube | Slack | Facebook | Twitter | Instagram | Kodcular

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.