‘Gulyabani’

Gulyabani; bizim bildiğimiz anlamıyla unutulmaz Yeşilçam filmlerimizden Süt kardeşler’deki tüm ev halkının korktuğu hayalet, sözlük anlamıyla ise; karanlık ıssız yerlerde, insanın gördüğünü sandığı korkunç mahlûkat. Değişik yerlerde karşımıza çıkan bu muhayyel mahlûkat halk arasında uzun sakallı ve asalı bir dev olarak tasavvur olunmuştur.

Süt kardeşler filmiyle biliyoruz biz bu mahlûkat’ı ama işin aslı 1913'de basılan ‘Gulyabani’ romanı ile Hüseyin Rahmi Gürpınar’a dayanıyor. Romanda geçen hikayeye göre, yetim kalan öksüz bir kızın bir dağın tepesindeki köşk’e götürülüp orda hizmetçi olarak çalışırken köşk halkıyla yaşadığı cin, peri ve gulyabani mahlûkatlarıyla geçen zamanı anlatıyor. Burda hikayeyi anlatmayacağım ama ana fikri gerçekten önemli! Gulyabani, insanlar tarafından yapılarak cahil köy halkını/insanları aldatmaya yönelik yapılmış herhangi bir mahlûkattır. *Biz insanlar bugüne kadar bilmediğimiz herşeyden korkmuşuzdur, kaynakçası belli olmayan herşeyden, malesef duyduğumuz anda inanıyoruz herşeye beyin süzgecinden geçirmek aklımıza bile gelmiyor. İnsanlar bilmedikleri şeyden korkarlar. Bir düşünün bakalım, etrafınızda gerçekten bildiğiniz halde korktuğunuz birşey var mı ? Mesela, herhangi bir sınav için size tüm soruları verseler, o sınavdan korkmazdınız değil mi ? Ama bunun yerine zor olanı yani tüm konuları bilince de korkmazsınız, çünkü herşeyi biliyor olurdunuz. Bence bu örneği tüm hayatımıza uyarlayarak düşünmeliyiz, ve bence korkularımızın tek nedeni korktuğumuz o şey hakkında fazla bir bilgimizin olmamasıdır.

Bilgi üretilen ve yönetilen en büyük güçtür.

Sunay Akın’ın Görçek isimli bir programında duymuştum bu cümleyi. Bilgi herşeydir, tabi onu üretip yönetebiliyorsanız! Çünkü biz biliyorsak herşeyi, kozlar bizim elimizde olacaktır. Bu gerçekten herşey için geçerlidir.Bildiğin kadar değerlisindir. Tabi bu hiç korkmayacağımız anlamına gelmiyor, yani hiçbirşeyden korkmama gibi bir meziyete sahip olalım demiyorum ki bu insanlık doğamıza terstir. Korkularımız tabi olacaktır, uçmak için; herkesin inandığı şeye tepeden bakıp görmek için korkuya da ihtiyacımız vardır. ‘Bir yandan korku, bir yandan ümidin varsa, iki kanatlı olursun.Tek kanatla uçulmaz zaten’ demiş Mevlana. Korku sizi dürten bir histir, ‘korku’ kendinize gelmenizi sağlayan bir histir. Bilgiyi bilmeye çalışmamız gerekiyor. Eğer biz cahil olursak bize inandırılacak daha birçok Gulyabaniler vardır. -Umarım bu gulyabaniyi sadece bir nesne olarak düşünmez ve bize inandırtılacak birçok şeyin farkında oluruz-. Öğrenelim herşeyi ben böyle düşünüyorum; Okuyalım, izleyelim, dinleyelim, yapalım veya nasıl olursa artık bilgi alalım herşey hakkında, ama bunların üstüne kendi yorumlarınızı katalım ve idrak edelim, ben öyle yapmaya çalışıyorum. Belki söylememe de gerek yok ama “Kur’an-ı Kerim’de bile ilk ayette bize ‘OKU’ “ diyor. Gerçekten birşeyler hakkında uzman olursanız, bilirseniz birçok şeyi ‘O zaman kendinize olan güveniniz ve gücünüz artacaktır.’

Herkesin inandığını sen bilmeye çalış!

–kendim için aldığım bu dipnotlarımı paylaşmak istedim, sürç-i lisan ettiysem affola.