
Haz Alır mıydınız? Yoksa Sabaha mı Bırakırsınız?
Ünlü Marshmallow deneyi, hazzı erteleme yeteneği ile gelecekte başarılı olma arasında bir ilişki olduğunu savunur. Birçok motivasyon konuşmacısının ve yaşam koçunun da başucu argümanlarından biri olarak duyarsınız bu bilimsel çalışmayı. Kimilerine göre ‘Karakterimiz kaderimizdir’ mottosuna sağlam bir dayanak, kimilerine göre hazzı erteleme gücümüzü geliştirmenin başarının anahtarı olduğuna ispattır. Yıllar sonra bu deney daha nitelikli ve nicelikli bir tekrarla yapılınca görüldü ki : Marshmallow önermesi pek de doğru değilmiş!
Yazıyı okuyun ve bundan sonra karşınıza geçip ‘‘Stanford’da yapılan bir deneyde hazzı ertelemenin…’’ diye gevelemeye başlayanların ağzına bir Türk lokumu sokuşturun ya da kevgirle vurun!

Önce çok özet olarak deneyi izah edeyim…
Stanford Üniversitesi’nde araştırmacı Walter Mischel ve meslektaşları 1960'ların başında bir deney yaparlar, Marshmallow deneyi. Deney üniversitedeki kreşte gerçekleştirilir, dolayısıyla 4–5 yaşlarındaki çocukların hepsi akademisyen veya araştırmacı ebeveynlere sahiptirler. Çocuklara deneyde kılavuzluk eden yetişkinler, çocukların tanıdığı ve güvendiği bireylerden seçilir. Her çocuğa aynı şey uygulanır : Önlerine iki adet marshmallow şekerlemesi ve bir zil koyulur. (Ya da bazı gruplara bir şekerleme koyulup, diğerinin ödül olarak getirileceği söylenir. Çok önemli değil.) Deneyi uygulayan yetişkin, 15 dakika sonra geri gelmek üzere şimdi gideceğini söyler. Eğer döndüğünde şekerleme yerinde duruyorsa, ikisini de yemesine izin vereceğini çocuğa anlatır. Ya da sadece bir şekerlemeyi, önündeki zili çaldıktan hemen sonra yiyebileceğini söyler. Fakat ikincisini artık yiyemeyecektir. Yani 15 dakika bekleyene ikinci şekerleme ödüldür ama sabredemeyen bu ödülü kaybedecektir.
Sonuç olarak bazı çocuklar önünde duran marshmallow’u anında hüpletirken, bazıları sabırla bekler. Ve deneyi yapanlar ilerleyen yıllarda bu çocukları gözlemlemeye devam ederek şu sonuca ulaşırlar : Hazzı erteleyen çocuklar gençliklerinde daha fit, daha başarılı, daha disiplinlidirler. Ayrıca SAT sınavında daha yüksek puanlara sahip olmuşlardır. Denek çocuk sayısı 500'ün üzerinde olmasına rağmen sadece 94'ünün SAT sınavı takip edilmiştir ama yine de belli bir korelasyon olduğu görülmüştür. Dolayısıyla hazzı erteleyen çocukların daha başarılı, kendini daha iyi kontrol edebilen, daha az uyuşturucu kullanan falan olacağı gibi bir çıkarımda bulunulur veya bulunulmasına sebep olunur. (Çünkü Mischel yıllar sonraki röportajlarında bazı yanlış anlaşılmalar olduğunu söylüyor.) Zira hüpleten çocuklar da tinerci olmamış.
Çocukları önlerindeki şekerlemeyi yemekten, yani güçlü haz uyarıcıdan alıkoymak için başka bir şeye odaklanmalarını sağlamak işe yarar bir metot olmuş. Bazı çocuklar bunu şarkı söyleyerek veya oyun oynayarak kendi kendilerine yapmışlar. Ya da önlerinde duran beyaz marshmallow’u daha değersiz bir şey, belki bir pamuk olarak hayal ederek odaklarını değiştirmeyi başarmışlar.

2018 yılında makalesi yayınlanan tekrar niteliğindeki çalışma, araştırmacılar Watts, Duncan ve Quan tarafından gerçekleştirilmiş. Bu sefer Stanford deneyindeki gibi elitist takılmayıp, sosyo-ekonomik ve diğer bazı ölçütler açısından çeşitlilik sağlanarak seçilen çocuklar yönlendirmelerden izole edilerek deneye tabi tutulmuş. Özellikle annesi üniversite bitirmemiş çocuklara odaklanılarak, çeşitlilik arttığında eski deneyin halen geçerli olup olmadığına bakılmış. Özetle, orjinal deneyin sonuçlarının sadece yarısı kadar bir doğrulama elde edilmiş.
Yeni bilimsel çalışma gösteriyor ki; önündeki marshmallow’u birkaç dakika yemeden durabilmesi, çocuğun hazzı erteleme kapasitesinden ziyade, yaşadığı sosyal ve ekonomik durumla alakalı. Aynı zamanda, ilerideki kazanımları ve başarıları da yine aynı sosyal ve ekonomik geçmişinin bir ürünü olarak ortaya çıkmakta. Fakir çocukların ikinci şekerlemenin verileceğine güvenmeme konusunda geçerli nedenleri var : Aileleri, ekonomik yetersizliklerden dolayı her zaman sözlerini tutamamış. Fakir çocuklar çoğu zaman istediklerini elde etme, beklentilerinin karşılanması veya bir şeyin bol olması gibi durumlarda hayal kırıklığı yaşamış.
Bugünün kuzusu, yarının koyunundan iyidir. Fakir Atasözü
Yapılan bazı farklı araştırmaların da ışığında, fakir insanların kısa ve orta vadeli düşünmeye, genelde günü kurtarmaya veya günlük hazza odaklanmaya eğilimli oldukları görülüyor. İnsanoğlunun bulunduğu koşullara adapte olarak mutluluğunu tesis etme becerisi, bize bu eğilimlerin ne kadar makul olduğunu anlatıyor aslında. Varlıklı ebeveynler sabırlı olmayı öğretmek için, çocuklarının bir süre beklemeleri halinde daha büyük hediyeler alabileceklerini vadedebiliyorlar. Fakir ebeveynler ise daha fazlasını sunamadıkları çocuklarına günübirlik küçük hediyeler vererek onları neşelendirmeye çalışıyorlar.
Urfa’da Oksford vardı da biz mi gitmedik! İbrahim Tatlıses
İbo’dan alıntılayınca aklıma düştü şimdi… Acaba aynı deneyi çiğ köfte ile acıyı ertelemeME olarak yapsak. Çocuklara ‘‘Geldiğimde önündeki acılı çiğ köfteyi yemiş olmazsan iki tane birden sokarım ağzına’’ desek ne olurdu? Hayır tutuklandığımız kısmı değil onun öncesini soruyorum.
Neden bu deneye bu kadar inanıldı? Neden başarıdan bahis açan herkesin diline pelesenk oldu? Çünkü insan, bir çocuğun uzak gelecekteki başarısı gibi karmaşık bir şeyi 15 dakikalık basit bir deneyle açıklamaktan büyük HAZ ALIYOR! Beklemek, gözlemlemek, üzerine çaba harcamak yerine 15 dakikada içini rahatlatan bir sonuca ulaşma hazzına karşı koyamıyor ve onu ham diye yutuyor. Bilmem anlatabiliyor muyum?
Dürtüsellik
Bazı araştırmacılara göre kendini kontrol edebilme yeteneği (self-control) sadece hazzı erteleyebilme değil, dürtüsellik, öz denetim, yönetme fonksiyonu parametrelerini de kapsamaktadır.
Marshmallow’un tekrarı niteliğindeki deneyde elde edilen çıkarımlardan biri de şu : 20 saniyeden fazla bekleyemeyen çocuklar ile daha fazla bekleyebilen çocuklar arasında, eski deneydekine yakın ve kayda değer bir doğrulama görülmüş. Bu demek oluyor ki, hazzı ertelemeden ziyade, kendini kontrol edebilme özelliğinin bir diğer parametresi olan dürtüsellik bu deneyde daha belirgin bir rol oynuyor. Yani bizi hedeflediğimiz başarılar için gösterdiğimiz çabadan alıkoyan, konsantrasyonumuzu dağıtan ana faktör dürtüsel zaaflarımız.

Deneye katılanlardan, annesi üniversite eğitimini tamamlayamamış çocukların şekerlemeyi yemeye direnmede daha başarısız olmaları iki sebebe bağlanabilir : Ailenin ekonomik durumunun zayıf olması. Ya da anneden gelen, uzun vadeli motivasyon alışkanlığının azlığı.
Dürtüsellik anlık hazza karşı koyma konusunda esas karar verici faktör olduğuna göre; fakir bir çevrede yaşamanın getirdiği hayatta kalma mücadelesinde ne derece önemli bir rol oynadığını farketmemiz gerek.
Hayatta kalma mücadelesi, insanı üniversite bitirmek gibi uzun vadeli ve zor bir yoldan da alıkoyabilir. Çünkü konforunuzu ve motivasyonunuzu bozacak çok fazla şeye maruz kalırsınız. Bu durum da kısa vadeli plan yapma eğilimini artırmaktadır.
Başarı hazzı ertelemekle değil, acıyı kucaklamakla kazanılır
Yaaa, gördünüz mü? Yaptığım çiğ köfte ‘‘geyiğine’’ nasıl da geri döndük. İşte bunlar hep illuminati!
Başarı kavramı günümüzde ‘‘en kaliteli o.ç.’’ olmak da dahil birçok şekilde tarif edildiği ve bu yazının konusu olmadığı için, herkes kendince başarıdan ne anlıyorsa onu alsın şimdilik. Mesela çok paramız olmasıysa söz konusu, başarılı addedilebilmek için o parayı bir şekilde kendimizin kazanmış olması gerekir. Aksi halde çaba gösterilmemiş bir kazanıma (miras, ikramiye vb.) kimse başarı demez. Yani başarı için tüm insanların olmazsa olmaz şartı, çalışmaktır. Öyleyse anlıyoruz ki, bedenimizin bir biçimde enerji ve zaman harcadığı süreç bizim başarıya giden yolumuzdur. Tabii ki bazen amaçlanan başarı elde edilemeyebilir ve onca zahmetin sonunda ellerimiz boş kalabiliriz.
Bir masalı katlederek size bir analoji uydurdum:
Hansel ve Gretel adında iki çocuğumuz olsun. Bunlardan, birkaç mahalle ötedeki cadının evine gitmelerini ve ‘‘annemgiller biraz kurbağa bacağı verebilir misiniz diye soruyollaa’’ demelerini isteyelim. Bu iki obur ve tembel velet gitmek istemeyeceklerdir çünkü ÜŞENECEKLERDİR. O kurbağa bacağı ile onlara sihirli ve lezzetli bir çorba yapacağımızı söylesek bile, bu uzak ödül onları motive etmeyecektir. (Biliyorum çorba size lezzetli gelmedi ama bu iki salağın çok sevdiğini farz edelim.) Şimdi işte, cadının evine giden yolun marshmallow’larla döşeli olduğunu hayal edelim! İki çocuk da masaldaki gibi toplaya toplaya gidecektir değil mi? Eğer marshmallow’lar öbek öbek, sanki belediye tarafından dökülmüş gibi, yığılı olsa çocuklar yine cadının evine gidemezler; haz fazlasının içine gömülüp kalırlar. Ama tam aksine, hatta birbirleri ile rekabetlerini de besleyecek biçimde, uzun aralıklarla tek tek koyulmuş olsa… İşte o zaman bir oyun oynar gibi, ‘‘aha ben buldum’’ diye heyecanla atlaya atlaya kilometrelerce yürütebilirsiniz çocukları.
Hansel bizim bedenimiz, Gretel de zihnimizdir sevgili okuyucu.
Zihnimiz işte bu çabaların ön muhasebesini yaparak bedenimize emir verir. Zihnimizin kararında belirleyici faktör ödül değil, acıdır. Ödülün (Çorbanın) hemen şimdi olmaması, ileri bir zamanda durması bize acı verir. Bu acı, beyhude çabalara gözü kara atlayıp bedenimizdeki sınırlı enerjiyi boşa harcamaktan bizi alıkoyar. Yani aslında bizi hayatta tutmak için vardır, şükür ki. Bedenimize zarar verecek bir maceraya karşı zihnimiz temkinli davranır. Eğer ödüle kadar yetecek enerjimiz varsa zihnimiz bu sürekli acıya dayanır ve bedenimize azmetmesini söyler. Ödüle ulaşmaksa bizi teşvik etmez, aksine caydırır. Ödülü aldığımız anda çabalamayı durdurur, bedenimizi dinlenmeye alırız ki; yeniden gücümüzü toplayalım ve bir sonraki çalışma için hazır olalım. İrade dediğimiz kavram zihnimize aittir, bedenimiz iradeye gereksinim duymaz. Zihnimiz istedikten sonra bedenimiz bir dansçı da olabilir, profesör de.
Hansel ve Gretel’imizin görevi tamamlama konusundaki motivasyonları ödül olan çorbadan, yani ertelenen hazdan gelmiyor. Onlara birkaç adımda bir küçük hazlar veren marshmallow lezzetinin enerjisi ve ilk bulan olmanın başarma duygusundan geliyor. Minik marshmallow lokmaları bedene çabalamak için destekleyici enerjiyi sağlarken, ilk bulan olma oyunu da zihne başarmanın Dopamin hazzını yayıyor.
Eğer acıyı ertelememe ile ilgili bir deney yapılsaydı, hepimiz az çok tahmin edebiliriz ki, fakir çocuklar daha başarılı olurdu. Çünkü anlık hazza zaafları varsa bile, acıya dayanma yetenekleri varlıklı çocuklardan daha üstündür. Analoji yoluyla size izah ettiğim gibi; gerçek başarı hazzın ertelenmesinden (elem) değil, acının kucaklanmasından (ızdırap) doğar. Tonlarca makalede ve Marshmallow geyiğinde bu acı-başarı ikilisinden hiç bahsedilmemiş olması açıkcası çok garibime gitti.
Varlıklı çocukların dış motivasyon araçları ortalamada daha çokken, fakir çocukların iç motivasyon nedenleri daha fazladır. Bu da bence, başarı konusundaki üstünlük mukayesesini genel anlamda eşitleyen bir durum.
Marshmallow deneyini yapanlar ne kadar meselenin farkındaydı emin değilim ama en azından deneyin fazlaca yanlış yorumlandığı çok açık. Deneydeki çocukların önlerindeki şekerlemeye duydukları hazzı unutmak için şarkı söylediklerini veya oyun oynadıklarını hatırlıyorsunuz değil mi? Çocuklar bu eylemi; onları ödülü kaybetmeye zorlayan, akıl çeldirici bir tuzaktan korunmak için yapıyorlar. (Tıpkı önümüze konan memurluk pozisyonuna bakıp, ileride büyük bir sanatçı olma hayalimizden vazgeçmeyi düşünmemize benziyor. Ya hayallerimize giden yolda kendimizi neşelendirmeye çalışacağımız oyunlar bulacağız, ya da memurluğa mahkum olacağız.)
Gideceğin yerde duran ertelenmiş hazza odaklanmayı bırak, yolculuğun kendisinden haz almaya bak.
İlk 20 saniyedeki dürtüselliği bir kenara bırakıp, onu aşmış kişiler olarak kendimizi irdelersek…
Önümüzde duran marshmallow, konfor alanımız. Garanti olan.. Ne yaparsak yapalım elimizdeki… Ve aslında toplumun bize biçtiği ROL’ün ta kendisi. İkinci marshmallow, uzak gelecek için planladığımız hayallerimiz. Yani kendimize çizdiğimiz ideal ROL’ümüz.
Konfor alanındaki bir hayattan bir hikaye çıkmaz.
Prof.Dr. Acar Baltaş
Sanki iki seçeneceğimiz varmış gibi davranıyoruz :
a) İleride başarılı olmak için şimdi sefil olmak,
b) Anın tadını çıkarmak için geleceği kurban vermek,
İki seçenek de muğlak bir kazanım için mutlak bir kayıp vaadediyor. Oysa bir de C seçeneğimiz var.
Bu yazının devamı olarak iç motivasyonu (self motivation) anlatan, detaylı bir kılavuz gelecek artık. Üçüncü seçeneği orada anlatacağım. Tabii uzun ve derin araştırmalar, meseleyi en sade ve doğru şekilde anlatma üzerine karalamalar konusunda kendimi motive edebilirsem.
Kaynaklar
Predicting Adolescent Cognitive and Self-Regulatory Competencies From Preschool Delay of Gratification: Identifying Diagnostic Conditions - Shoda Y, Mischel W, Peake P
We learned the wrong lesson about self-control from the famous marshmallow test
That Famous ‘Marshmallow Experiment’ Got A Few Things Wrong
Famed impulse control ‘marshmallow test’ fails in new research
Why Rich Kids Are So Good at the Marshmallow Test
We Didn’t Eat the Marshmallow. The Marshmallow Ate Us. — The New York Times
What the Marshmallow Test Really Teaches About Self-Control — The Atlantic
Learning How to Exert Self-Control
Delayed gratification is a trap- here’s why
Facebook | Twitter | Instagram | Slack | Kodcular | Editör | Sponsor


