Homeoffice Dosyası 14: Kendi Çalışmanı Sabote Etmek

Önceki ilgili makale: Homeoffice Dosyası 13: Bir yaz klasiği: Tatilsiz Homeofficer

Şimdi sadece homeoffice çalışanlar için değil, herkesin yaşadığı bir sorunu ele almak istiyorum: “Tam randıman çalışırken bir anda durup kendini başka bir iş yapmaya zorlamak”

Mesela bir homeofficer için; ‘yemek vakti yaklaşıyor, çok verimli çalışıyorum ama şuan kalkıp yemek yapmazsam açlıktan öleceğiz’ düşüncesi ile kalkıp yemek yapmak ve tüm konsantrasyonunu kaybetmenden bahsediyorum.

Çalıştığın bir başka projenin geri bildirimi veya bitmiş ve aklından çoktan çıkmış bir projenin sürpriz revizesi gelince, ufaktan yaşadığımız o “darma duman olma” durumundan konuşalım biraz.

Öncelikle işini baltalama demek istiyorum. Homeoffice çalışanlar için; ev içinde bir organizasyonla gene tabii işine kısa bir ara verip yemek molası verebilirsin. (Diğer örnekteki revize ile ilgili) gelen telefonda notlarını alarak, gerekli dikkati telefona verdikten sonra, kendini parçalayıp “neden” diye dağılma. Telefonun öncesinde yaptığın işini bitir, sonra söylenirsin :) Bile bile kendi dikkatini dağıtman, çalışmanı sabote etmek dışında bir şey değildir.

Bu saboteleri gene listelemek istiyorum sana :)

Yemek faslı

“Ne yiyeceğiz” sorusu günde 3 kez sorduğun bir soru haline geldiyse belki senin de artık planlama yapma zamanın gelmiş demektir. Ben haftalık olarak (hatta bazen gaza gelip aylık olarak) öğünlerin listesini ayarlıyorum, böylece sadece haftanın 1 günü (duruma göre ayda 1kez) “ne yiyeceğiz” sorusunu sormaya başladım. Haftanın geri kalanında da sabah erkenden yemekleri yapıp hazırladığım için; gün içerisinde tekrar tekrar düşünmem gerekmeyen bir konu haline geldi.

Hatta, alarm kurup yemek saatlerini de saate bağladığımız için “aç mıyım acaba?” sorusunu bile sormuyoruz. Çünkü alarmlara göre yemek yiyorsak zaten o saatte acıkıyoruz. Öğünler arasına min. 4–5 saat koymaya çalışıyoruz.

Sosyal medyada takip ettiğin insanların paylaşım bildirimleri

Tam konsantre olmuş harıl harıl bir problemi çözerken, günlerdir takıldığın bir yeri sonuca kavuştururken bir anda telefonunda “XX kişisinin Bodrum sahillerindeki alkollü şahane deniz manzaralı gün batımı fotosu” bildiriminin gelmesi, senin az önce çözmek üzere olduğun işi alır, o güneşin battığı denizin dibine gönderir. Sonra sen de batık hazine arayışına çıkarsın…

Bu yüzden, bildirimlerini kapat. Normal zamanda bildirimlerin gelsin istiyorsan da bir çok telefonda bulunan “beni rahatsız etme” uygulamasını aç. telefon aramalarını onun listesinden çıkarırsan sadece bildirimlerin telefonuna sessiz bir şekilde düşecektir.

Benim sosyal medya hesaplarımda kimsenin bildirimi açık değildir :) hatta yanlışlıkla birilerinin bildirimleri de geliyorsa onları da hemen kapatıyorum. “sosyal medya ben istediğim sürece var olmalı” düşüncesini aşılamaya çalışıyorum son zamanlarda iyice kendime.

Bakmak istersem, görürüm :) Tavsiye ediyorum sana da.

Oyun bildirimleri

Üstteki senaryoyu düşünelim, ya da hadi bu sefer bir toplantıdasın. Telefonuna sesli veya sessiz bir şekilde oynadığın oyunlardan bildirimler yağıyor. “Köyün saldırıya uğradı!” veya “yaşam enerjin yeniden doldu, haydi gel bir tur daha at”. Sence bu bildirimler telefonunun sürekli vızıldaması, toplantıda olduğun kişilere karşı nasıl bir izlenim uyandıracaktır?

Zaten homeoffice çalışan insanlar pek tercih edilmez, çünkü bir otorite uygulayamıyorlar üzerimizde, çalışma saatlerimiz bize bağlı, çalışma tempomuz bize bağlı, o işin biteceği konusunda onlara kendimizi güvenilir gösterme çabamız... Bir de telefonda gelen bızz bızz bildirimler, iyice güvenirliği düşürür düşüncesindeyim.

Şahsen benim telefonumda bu bildirimler de kapalı :) çünkü günde 5 kezden fazla bildirim gelebiliyor oyunlardan. “haydi gelsene, oyunun hazır, yeni bölüm seni bekliyor” gibi teşvik edici uyarıların hepsini kapatıyorum. Çünkü sosyal medyaya uyguladığım “ben istediğim sürece oyun oynarım” düşüncesi burası için de geçerli :)

Çalan telefonlar

Kaçışımız yok. Bir iş yapıyorsak, çalan telefonlara bakacağız, sorun varsa anlayıp çözeceğiz. Arayan ailemiz bile olsa, daha önce değindiğim “ailenle aranı soğutma” konusu önemli. Böylece onlar da saate bakıp “aa çalışıyordur şimdi aramayayım” diyebilir. Bunun için onlarla iletişiminin kuvvetli olması lazım.

Genel eğilimimiz “gelen telefonlara tabii anında yanıt vermektir” ama o sırada çok ciddi bir problem üzerinde çalışıyorsan, arayan kişiyi beş dakika sonra da geri arayabilirsin.

Ben de genellikle hemen ilk çalışta neredeyse açanlardanım. Ama geçtiğimiz dönemde iki farklı olay yaşadım, bunu paylaşmak istiyorum;

  1. Cidden 4 gündür üzerinde uğraştığım bir problemi çözemiyordum. O gün neredeyse sonuca yakın hissediyordum ki telefonum çaldı. Açmadım. Açarsam yaklaştığım o sonuçtan uzaklaşacağımı da biliyordum. Ama arayan kişi beni sağlık konusunda aramadığına göre; işi 5 dakika daha bekleyebilirdi. Çünkü ben bu problemi çözmek için 4 gündür uğraşıyordum. Neyse, problemimi çözdüm (mutlu son) ve arayan kişiyi de 10 dakika olmadan geri aradım :) Gelen yeni bir projeydi ve misler gibi konsantrasyonumu bu yeni projeye verip telefon görüşmemi rahatlıkla bitirdim.
  2. Bu sefer bir yol seçemiyordum. Genel olarak bir projeye nasıl yaklaşmam gerektiği ile ilgili mantıksal bir sorun üzerinde yoğunlaşmıştım. Ki Ananem aradı. Tabii hemen açtım ❤ yaklaşık yarım saat kadar konuştuk, onun sağlığından, benim sağlığımdan, hayattan falan. Sonra kapattık. Ananemin enerijsinden midir ❤ , yoksa yarım saat kadar kafamı o projeden uzaklaştırmamdan mıdır bilmiyorum :) telefonu kapatıp kendime kahve yaparken, sorunumun cevabını bulmaya yaklaştığımı farkettim ve çalışmama odaklanabildim. (mutlu son, sorunumu çözdüm)

Sürpriz gelişen; bitti sanılan proje revizeleri

Vardır hepimizin illa ki; bitti sandığımız projelerimizden bir anda revize istekleri. Fiyat ve revizeye davranış biçiminiz tabii senin iş karakterine bağlı ama ben her zaman kabul eder, yapar ve tekrar teslim ederim. Bu bence insani ilişkiler açısından önemli :) Ama projeyi almamak, “bitirdim ben revizesini başkasına yaptırın” demek de sana kalmış tabii.

Revize geldiği sırada, üzerinde yoğunlaştığın projeyi bitirmek mi yoksa hemen o revizeyi yapmak mı seni rahatlatıcak, bu hep bir denklem. Her proje ve her revize için tekrar tekrar kurulması gereken bir denklem.

Ben mesela, görsellerini hazırladığım ve benim de yönetim kurulunda olduğum Uluslararası Mevlana Vakfın’ın ne zaman bir eğitim-sohbet-etkinlik görseli isteği olsa, elimde başka proje de olsa, yetiştirmeye çalışırım. Çünkü o görselleri hazırlamak genellikle benim çok zamanımı almaz. Tabii üzerinde yoğunlaştığım projeden de biraz uzaklaşabilir hissediyorsam, hemen yapar gönderirim.

Ama duruma göre, elimdeki projede kritik bir yerdeysem, Vakıf yetkililerine (kuzenim ve teyzem olurlar ❤) elimdeki projenin bitmesini beklemelerini rica ederim.

Yanlış çalan kapılar

Ah… Bu her evde mi başımıza gelir? Ddoğalgaz elemanı tamam, işini yapıyor adamcağız. Ama peki ya sucu? Bize gelmeyen kargolar ve/veya bize gelmeyen misafirler? Her seferinde nasıl oluyor da bizim kapımızı çalabiliyorsunuz?

Kalkıp kapıya bakıp, bize olmadığını karşılıklı anlaştıktan sonra tekrar yerine oturmak belki beş bilemedin 10 dakikalik olayken, dikkatin dağıldı mı, geçmiş olsun… Şimdi tekrar toparla.. Bu konuda yapabileceğin tek şey belki de kulaklığını takıp, evin kapısı — telefonu çalsa da duymamaktan geçiyor ama bu da çok sağlıklı değil sanki?…

Müziklere takılmalar

Sen de benim kadar müziğe önem veriyorsan, mutlaka çeşitli listelerin vardır çoktan hazırladığın. Çeşitli modların için oluşturduğun. Ama homeoffice konusunda yeniysen bence yapılacaklar listende üst sıralarda, müzik zevkine göre çeşitli hızlarda listeler oluşturmak olmalı :) Hızlı, motive edici, yavaş ama iç karartmayan, melankoli seviyorsan belki melankolik bir liste vs…

Değiştir değiştir döndürdüğüm zamanlar oldu tabii… Ama fix listelerim var; Spotify burada da çok hayatımı kurtarıyor tabii.

Dışarıdaki gürültülere takılmalar

Kafaya takmamaya çalışmak, kulaklık takmak benim bulduğum tek çözüm… Evim Beşiktaş’ta. Eskiden de Göktürk’teydi. İki yerde de her türlü gürültü bizi buldu. Şimdi sanırım biraz beteri buldu. Metro inşaatı gürültüsü… bitmeyen bir gürültü. üstelik gece-gündüz…

Çok dışarıdaki sesleri dinleyesim varsa o gün ve rahatsız olmuşsam, kulaklığımı takmak tek çözümüm oluyor…

Hep “kesin başıma bu gelicek” deriz ve gerçekten de (belki de çağırdığımız için) o başımıza gelir. Sanırım ben bunu yapıyorum gürültüler konusunda. Bundan sonra sessizliği çağırmak istiyorum izninizle. İnşaat gürültüleri, bağıran ve anne-babalarını çileden çıkaran çocuklar, eğlenmeyi “gürültü yapmak zanneden” mahalleyi ayağa kaldıran gençler ve daha nicesi… Hiç birisi beni bulmaz demek istiyorum. Hiç denk gelmedim. Hayret verici… (yersen)

Kafayı bambaşka şeylere takmalar

Havanın sıcaklığı mı dersin, kedinin sürekli söylenmesi mi? Belki de kedinin hiç ses çıkarmıyor oluşu mu? Masanın dağınıklığı mı, sağlığına mı, yemeğini pişirmemiş olmana mı ya da belki de bir ritüelin dış etkenler tarafından (çalan telefon/kapı veya bir etkinlik yüzünden) bozulmuş olmasına mı…

Yapma :)

Ben takılmaz mıyım, hem de nasıl takılıyorum. Kendimi o takılmalardan çekip çıkartmak için çeşitli şeyler deniyorum. Yazı yazmak, kulaklıkla müzik dinlemek, gitar çalmaya çalışmak, kitap okumak, çalışmaya odaklanmak…

Çalışmak istemiyorum düşüncesinden çıkamamak, Çalışmaktan sıkılmak ve bundan dolayı hayıflanmak

O zaman çalışmayacaksın. Homeoffice çalışmak “kendini dinlemek demek”. O gün çalışamıyorsan, kendini zorlamak hatalara yol açacaktır. Alıp laptopunu mekan değiştirmek daha doğru olucaktır, kendini eve ve bilgisayarının başına kilitlemektense.

Kendini “çalışmayı sevmiyorum” veya “çalışmak istemiyorum” bunalımına sokmamaya çalış. Ola ki girdin, hoşgeldin Homeoffice Laneti demek istiyorum… Çözüm önerilerim için orayı tekrar gözden geçirmeni tavsiye ederim ❤

Havanın güzelliğine takılıp, bilgisayar başından kalkamama düşüncesine saplanmak

Yani, “hava dışarıda çok güzel, ama benim oturup bu işi bitirmem lazım, of ne sıkıcı -bunaltıcı bir hayat” düşüncesinde saplanmak… Öncelikle aslında Hayat güzel arkadaşım… Ama gene de sana Homeoffice Laneti’ni okumanı tavsiye edeceğim. Çünkü gerçekten, bu bir gerçek.

İş yoğunluğundan bunalmış olabiliriz, havanın güzelliği bize cazip geliyor olabilir. Projeler tepemizde birikiyor olabilir… Unutma, homeoffice çalışmak demek “kendi çalışma saatlerini oluşturmak” demek.

Yani şimdi çıksan dışarı, bir nefes alsan, bir gezsen tozsan. Akşam eve döndüğünde veya yarın tüm gün tam randıman çalışman gerektiği demek. Çalışırsın — çalışamazsın o yine senin psikolojik dengenle alakalı. Ama yapman gereken şey şuan sisteminden “dışarının güzel havasını” çıkartmak olmalı.

Çık dışarı, al laptop ve çantanı . Belki oturduğun kafede çalışma şevkin gelir?

Çalışmanda bir yerde takılıp kalmak

Takılıp kaldığımızda genellikle yine “yapamıyorum — edemiyorum” lara takılırız. Oysa yapmamız gereken bir iki şey var;

  1. Dikkatini bambaşka bir şeye vermek. tam odaklanarak bir kaç dakikalığına da olsa başka bir şeyle ilgilenmek. Kitap okumak mesela? Konsantarasyonunu oraya vermek. Böylece geri döndüğünde tazelenmiş bir bakış açısına sahip olma olasılığın yükselir.
  2. Konu ile alakalı online dersler almak. Bildiğin bir konu olmasına rağmen bazen o programın/mesleğinin eğitim videosu sana “aa tabii yaa” dedirtecektir.
  3. Yürüyüşe çıkmak. Aslında birinci madde ile benzeşiyor. Bambaşka bir iş yapıyor oluyorsun. Ama yürümek insanda gerçekten bazı şeyleri değiştiriyor. Bazı konulara açıklık getirmene yardımcı oluyor. Düşüncelerinin girdabında kaybolmamaya bak :)
  4. Yoga. Derin nefesler ve sabredilen duruşlar sırasında tabii ki işle ilgili takıldığın konuyu düşünmüyor oluyorsun ama, yine birinci maddeyle alakalı olsa da; ter atmak, kasları esnetmek takıldığın yerden nasıl çıkacağın konusunda sana yol gösterebilir.
  5. Oyun oynamak. oyunlarda takıldığın yerden çıkmak için harcadığın çabanın birazı sadece işin için gerekli olduğunu fark edince bence kolayca işinde takıldığın yerden kurtulursun :) Ayrıca oyun oynamak, bir yandan işini düşünsen dahi kilit noktasından kurtulmanı sağlayacaktır diye düşünüyorum (bir de deneyimledim :) )

Bir gıda arayışında olman

Yemekten yeni kalktıktan sonra bile “ne yesek ki şimdi” düşüncesinden kurtulmak lazım. Bu bir çok kişide denk geldiğim bir konu. Yemekten kalkıp, yemek aramak. Tamamen nefsimizle alakalı bir durum. Vücut gerekli besinini çoktan almış, doymuş, prosese geçmiş ama biz hala “ne kemirsek ki acaba, ağzımız iki dakika boş kalmasın” güdüsüyle bir şeyler arıyoruz. Yani biz artık aramıyoruz da, umarım sen de aramıyorsundur :)

Nefsini terbiye etmeni öneriyorum bu durumda. “Yemekten şimdi kalktım. Güzelce karnımı doyurdum. Aslında yiyecek bir şey aramıyorum, oyalanıcak bir şey arıyorum” düşüncesine kendini eğittiğin zaman, yemek araların normal saatlere ulaşacaktır.

Arkadaşlarının seni çağırması

Sosyallik ve homeoffice kesinlikle iki zıt olgu benim hayatımda. Tamam tam olarak Asosyal sayılmam ama, “insan içinde olmayı” çok sevmediğime karar verdim. Agorafobimde yok. Sadece, tercih etmiyorum. Ama sevdiğim arkadaşlarım çağırınca veya gelmek isteyince de tabii ki tüm programımı seve seve bir kenara koyuyorum. Onların müsait olduğu zamanda benim de sosyalleşmem, sevdiğim insanalara vakit ayırabilmem konusunda önemli.

Asosyallik makalemi okumanı tavsiye ederim, uzun uzun bir bölüm ayırdım buna :D

Ağrılar

Bu dengeyi senin kurman lazım. Sağlığını yaşayan tek kişi sensin. Senin dışında hiç kimse senin sağlığına senin kadar iyi bakamaz. O yüzden ağrıların varsa doktora ve verilen egzersizlere — tedaviye uyman; homeoffice hayatını sürdürebilmen için ŞART.

Yine uzun bir liste hazırladım sana. Umarım sen de bu maddelere ilgi duyar, hayatında aksattığın şeylere dikkat edersin. Liste yapmak konusunu abarttığımı düşünebilirsin, şimdiye kadar ki makalelerimin neredeyse hepsinde bir tür liste sistemi var. Ama inan ki, liste yapmak bence herkesin yapması gereken bir şey :) Liste yapmak bir yaşam şeklidir diyebilir miyiz, klişe olsa da?

ufak bir ‘içindekiler’ bölümü hazırladım:

Giriş: 15 yıllık deneyimle, araştırma ve gözlemlerle birleşmiş bir Homeoffice yazı serisi

2. Oluşum: Homeoffice kurmak için ne gerekir?

3. Ev düzeni sana mı bakıyor? : Düzen ipuçları,

4. Çalışma temposunda dikkat edilecekler

5. Rutinlerin önemi: Potansiyeli yüksek rutin listesi

6. Kahve molası: Cafe’de çalışmak istiyorsan nelere dikkat etmelisin?

7. Mobilya seçiminin önemi

8. Homeoffice laneti: yaklaştığını anladığın anda kaç!

9. Asosyallik: (dikkat)

10. Açık ofisler: dikkat edilmesi gerekenler

11. Homeoffice Soru Bankası; karar vermeden önce cevaplanması gerekenler

12. Çantanda neler var?

13. Bir yaz klasiği: Tatilsiz bir Homeofficer

14. Kendi çalışmanı sabote etmek

15: Kendini Güncel Tut!

Facebook | Twitter | Instagram | Slack | Kodcular | Editör | Sponsor

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

Pirden Gursoy Aydın

Written by

married 💑, novel & blog, medium writer 📝, 3d artist 💣, animal lover 🐱🐶🐴, ms warior 🌻✌ owner of Gogoyk : Coffee Addicted Desgin Team ☕ 3d@gogoyk.com

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade