Suriye’de Sonu Gelmeyen Ateşkeslerin Sonuncusu

Engin Onuk
Jul 27, 2017 · 4 min read
G20 zirvesindeki ilk Trump-Putin yüz yüze görüşmesi

6 seneden beri gelecekte toparlanması çok zor bir tarumarın içine sürüklenen Suriye’de bir başka ateşkes girişimi Temmuz ayının başında kesinleşti ve yürürlüğe girdi. 2011’de patlak veren Suriye İç Savaşı, birçok barış anlaşması ve ateşkes girişimine tanık oldu ama henüz bu karmaşık çatışmalara uzun vadeli ve uygulanabilir bir çözüm üretilebilmiş değil. Suriye krizindeki iç dinamiklerin karmaşıklığı, dış aktörlerin krize fazlasıyla dahil olması ve dahil olan tarafların çatışan çıkarları göz önüne alındığında, yakın gelecekte Suriye’ye barışın ve huzurun geleceğini söylemek pek gerçekçi olmaz.

Son ateşkes, Trump ve Putin’in G20’deki ilk yüz yüze görüşmesinden sonra açıklandı. Devam etmekte olan 2016 ABD genel seçimlerinde Trump ve çevresinin Rus hükümet yetkilileriyle olan şüpheli ilişkilerini konu alan soruşturmaya ve her geçen gün ortaya çıkan skandal detaylara paralel olarak ikili arasındaki uzun görüşme oldukça sıcak geçti. Trump hükümeti, üzerine atfedilen Rus yanlısı sıfatını ve Trump’ın çevresinin Rus yetkililerle olan gizli ilişkilerinin ortaya çıkmasını umursamadan Rusya’ya karşı sıcak bir siyaset izlemekte kararlı gibi gözüküyor. Tabii yangına körükle gitmek ileride nelere gebe olacak bilinmez. Ateşkes, ABD, Rusya ve Ürdün ortak girişimiyle Suriye’nin güneybatısında, Dera, Kuneytra ve Süveyda şehirlerini kapsayacak şekilde başladı.

ABD ve Rusya’nın, özellikle Esad yönetiminin geleceği, kimyasal saldırılar ve ılımlı muhaliflerin durumu (ılımlı güçler gerçekten var mıdır ve kimdir net olmamakla birlikte) gibi konularda en azından retorikte çatışır bir imaj çizmelerine rağmen, uzun vadede birçok konuda işbirliğine gitmeyi seçtiklerine tanık olduk. Eylül 2013’te Suriye’deki kimyasal silahların uluslararası denetim ve kontrol altında yok edilme süreciyle ilk defa somut meyvelerini vermeye başlayan Suriye’deki ABD-Rusya işbirliği, IŞİD’e karşı YPG’ye verilen destek başta olmak üzere, son tahlilde başarısızlıkla sonuçlanmış birçok barış ve ateşkes anlaşmasıyla da devam etti. Fakat 2016 Ekim’de bu ateşkes girişimleri ABD tarafından Rusya’nın ateşkes şartlarına sadık kalmadığı gerekçesiyle askıya alınmıştı. Hemen hemen aynı tarihlerde Rusya’nın 2016 cumhurbaşkanlığı seçimine siber saldırı yoluyla müdahale ettiği iddialarının resmiyet kazandığını da anımsamak gerekiyor.

ABD’de hızla yükselen bu Rus karşıtı atmosfere karışılık olarak Rusya, temkinli davranarak Suriye için barış görüşmelerini bir başka ayağa taşıyarak Astana görüşmelerini başlattı ve 2016’nın son günlerinde İran ve Türkiye ile birlikte ilan edilen ateşkes başladı. Böylece, iç işleriyle çalkalanan ABD, Suriye denkleminde bir süreliğine de olsa saf dışı kalmış oldu. Geçtiğimiz Mayıs’ta Astana’da devam eden Suriye görüşmeleri ilk defa somut bir takım adımların atılması noktasında bir milat oldu ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu çatışmasızlık bölgeleri mutabakatı imzalandı. Fakat Temmuz başındaki Astana görüşmelerinin son etabı, ilan edilen 4 çatışmasızlık bölgesi için bir yol haritası çizmekte başarısız olmasının yanında, görüşmelerde Suriye rejimini destekleyen İran’ın garantör ülke konumunda olması Suriyeli muhalif gruplarda büyük bir rahatsızlık yarattı. Çünkü birçok muhalif gruba göre Rusya, İran ve Suriye rejiminin içinde olduğu bu çatışmasızlık mutabakatı, esasında Suriyeli muhaliflere söz hakkı tanımayan ve olası bir rejim değişikliğinin önünü tıkayan bir anlaşmaydı.

Suriye’nin güneybatısında uygulanacak olan, ABD ve Rusya önderliğindeki ateşkes işte tam da bu noktada devreye girdi. ABD cumhurbaşkanlığı seçimine müdahale soruşturması, Han Şeyhun gaz saldırısı ve Şayrat bombardımanı gibi ABD-Rusya ilişkilerinde gerginliği tırmandıran gelişmelere rağmen iki taraf, Suriye’de ortak hareket etme noktasına geri dönmüş oldu. Amerikalı çevrelerin büyük bir kısmında ateşkes anlaşması şüpheyle karşılandı; bu şüphe, daha önce Rusya ile yapılmış olan ateşkes anlaşmalarına uymadığı birçok kez gözlemlenmiş İran destekli güçlerin ve Dera’da hayli aktif olan Hizbullah’ın ateşkes ortamının yarattığı boşluktan faydalanma, dolayısıyla Ürdün, İsrail sınırlarında ilerleme ihtimaline dayanıyor. Buna bağlı olarak, İran tehdidi algısından yola çıkarak bu ateşkese en sert ve net muhalefet İsrail’den geldi. Netanyahu, İran’ın bölgedeki varlığını teşvik ettiği gerekçesiyle bu ateşkese karşı çıktığını açıktan ilan etti. İsrail, aralarında El-Kaide bağlantılı aşırılıkçı grupların ve diğer cihatçıların da bulunduğu Suriyeli muhaliflerin İsrail sınırına daha yakın olmasını, Suriye rejimi ve İran destekli müttefiklerinin İsrail sınırına yaklaşmasına tercih ediyor. İsrailli çevreler bu anlaşmayı Trump’ın Suriye’yi Rusya ve İran’a hediye etmesi olarak görüyor.

ABD-Rus ortaklığında uygulamaya sokulan ateşkesin geçmesi gereken pek çok sınav var ve bu ateşkesin ileride Suriye’de barışa giden sürecin başlangıç noktası olduğunu söylemek iyimser bir temenni olmaktan ileriye gidemez. Zira ateşkes, ilk sınavını Doğu Guta’da Suriye’deki hükümet güçlerinin hava saldırılarıyla vermeye başladı bile.

Suriye krizinin çetrefilli, çok katmanlı, çok taraflı yapısı; Suriye’deki çatışmaların, ardı arkası kesilmeyen ateşkes girişimlerine rağmen devam edeceğini gösteriyor. Kürt güçlerin özerklik ve bağımsızlık emelleri, Sünni-Şii eksenli mezhepsel ve etnik çatışmalar, radikal cihatçı örgütler, Türkiye, İran, İsrail, Amerika ve Rusya gibi uluslararası aktörlerin çatışan çıkarları düşünüldüğünde herkesi memnun edecek, ortak bir paydada buluşulabilecek somut bir yol haritası ufukta gözükmüyor. Şu durumda böyle bir yol haritası üretmekte istekli bir aktörün varlığından söz etmek bile mümkün değil. Ateşkesler sadece uluslararası aktörlerin baskı güçlerini kullanarak Suriye’de destekledikleri yerel güçleri ateşkes doğrultusunda kontrol altında tutma çabasıyla sınırlı kaldı ve bu alanda dahi pek bir başarı elde edilemedi. ABD, Rusya, İran ve Türkiye, müttefik olarak gördükleri güçlere sözlerini hiçbir zaman tam olarak geçirmeyi beceremedi. Suriye krizine çözüm ortağı olma iddiasıyla dahil olan bütün siyasi aktörler Suriye’deki gerilimleri daha da tırmandırmaktan, kendilerini her geçen gün daha çok derinleşen bir girdabın içine sürüklemekten ileriye gidemediler.

Dolayısıyla, somut politikalardan uzak, günü kurtarmayı hedeflemekten öteye gidemeyen her bir ateşkes girişimi heba oluyor. Bu son ateşkesin yeni fırsatlar barındırdığını kabul etmekle birlikte farklı ve sürdürülebilir bir sonuç doğuracağını düşünmek hayalci bir yaklaşım olur.

Acaba Suriye’ye barış gelmeden önce kaç ateşkes anlaşması daha lazım? İç ve dış siyaset ayrımının kaybolduğu, uluslararası aktörlerin iç siyasetin krizleriyle baş etmek için Suriye’yi araçsallaştırdığı bir ortamda, Suriye’nin yarasına hangi ateşkes, kim merhem olabilir ki?

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

Engin Onuk

Written by

Uluslararası İlişkiler yüksek lisans öğrencisi.

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade