İçinde Evin

yalnızlığım ve ben,
seni çok özledik bu gece.
oturduk bir masaya,
masa ağladı.
bir büyük açtık masanın derdine,
dert de dertmiş hani
tık demedi rakıyı bitirse de
içtikçe çoğaldı, çoğaldıkça içti.
sonra hüzün duydu sohbetimizi,
geldi oturdu yanımıza,
sarhoşluğum çok sevdi onu:
“çağır!” dedi tüm dostlarını;
çağırdı o da, doldu taştı sandalyeler;
özlem geldi ilk önce,
ardından pişmanlık, utanç, korku derken
yer kalmadı sofrada anılarımıza.
ne yapıp edip bir yer bulmalıydım onlara
- bilirsin kalbim kırıktır, taşıyamaz yükünü
çıkarıp koyarım her fırsatta yanı başıma -
aldım müziği radyodan
koydum sofranın başköşesine,
yerleşti o güzelim hatıralar
rembetikonun en tiz sesine.
sofra renklendi bir anda,
kalktı hasretin, başladı oynamaya,
devirdi ne var ne yoksa,
kırdı suları, döktü bardakları.
aklımı alıp bir kenara koydu öfkem,
“neden?”leri serdi masaya suçluluğum.
darmadağın zihnimin ortasında,
başladık her zamanki kumarına yüreğin.
yapıldı ihale, dağıtıldı eller,
yine oldu kazanan kader,
devirdi masayı son oyun bitmeden.
sessizlik topladı kırık parçalarımı,
bir çaresizlik kaldı geriye, bir sevgisizlik.
oysa mutsuzluk bile çoktan sıkılmıştı benden.
gece de gidecek oldu, “dur!” dedi uykum ona,
kaptı gökyüzünü pencereden serdi üstüme,
ay savruldu bir tarafa, sen bir tarafa,
döküldü tüm yıldızlar en sevdiğin halıya.
- oysa ki toplardım her gece batmasın diye ayaklarına -
başladı rüyaların geçidi, unutkanlığın topraklarında
bir ben kaldım o zamanlardan geriye,
bir ben, hâlâ içinde evîn.
4 Eylül 2018, İstanbul
Facebook | Twitter | Instagram | Slack | Kodcular | Editör | Sponsor


