İdlib’de Kazanan Cihat ve Sonrası

Tahrir el-Şam ve Ahrar uş-Şam amblemleri

2011’den beri İdlib vilayetinin kontrolü, Suriye krizinin çözümünde kilit cephelerden biri olarak gündemden düşmeyen kritik bir konu olmaya devam ediyor.

2 sene önce El Nusra Cephesi olarak anılan El Kaide’nin Suriye uzantısı silahlı örgütün başını çektiği Fetih Ordusu, 2015’in ilk çeyreğinde İdlib’i ele geçirmişti. Fetih Ordusu, birçok selefi cihatçı örgütün, İdlib operasyonunda oluşturduğu geçici bir şemsiyeydi. Bu şemsiye altında kendisine yer bulan El Nusra’dan sonraki ikinci en etkili ve büyük örgüt Ahrar uş-Şam, o tarihten beri Türkiye hükümeti ile ilişkilendirildi. İdlib kent merkezinin Fetih Ordusu kontrolüne geçmesinin bir başka önemi daha vardı: Rakka’dan sonra Suriye hükümetinin kontrolü kaybettiği ikinci kent merkeziydi. Aynı sene içinde El Nusra, İdlib’in son hükümet kontrolünde olan askeri üssü olan, 2 senedir kuşatma altındaki Ebu Duhur’u da tamamen ele geçirdi. İdlib artık tamamen Fetih Ordusu çatısı altında, aynı rengin farklı tonları niteliğindeki birden fazla selefi cihatçı örgütün kontrolündeydi. Tabii bu yapılanmada El Nusra her zaman başı çekiyordu.

Daha sonra, 2015 güzünde Rusya’nın Suriye krizine müdahil olmasıyla birlikte sahadaki durumda birçok uzun vadeli değişim baş gösterdi. Ve bu değişimlerin çoğu Suriye rejimi lehine oldu. Rusya’nın Suriye rejimine terörizmle mücadelesinde destek için gerçekleştirdiği operasyonun hedefinde İdlib kritik bir öneme sahipti. Nitekim, Rus jetleri Suriye operasyonunun başında, İdlib’de Cisr eş Şugur bölgesindeki Fetih Ordusu mevzilerini hedef aldı. Rusya’nın İdlib’i hedef alan saldırıları aralıklarla sürdü. Ancak geçen yıllar gösterdi ki, Esad yönetimi lehine net bir sonuç alınamadı. İdlib vilayeti selefi cihatçıların en ön safhada yer aldığı Fetih Ordusu kontrolünde kalmaya devam etti.

Fakat mevzu burada kapanacak gibi değildi. Esad yönetiminin İdlib vilayetini gözden çıkarmak gibi bir niyeti olmadığı ve bu niyetine Rusya ortak olduğu gibi farklı cihatçı gruplar arasındaki ayrılıklar da çözüme kavuşmuyordu. Rusya-Esad rejimi işbirliğinin sonucu olarak, Aralık 2016’da Halep’in kontrolü muhaliflerin elinden tamamen rejim güçlerinin eline geçti ve Esad yönetimi krizin başından beri ilk defa avantajlı bir pozisyon yakaladı. Halep’in muhalif kontrolünden çıkmasının ardından İdlib’in de Halep ile aynı kaderi paylaşıp rejim güçlerinin vilayetin kontrolünü geri alacağı söylentileri dolaşsa da bölgede rejim lehine bir gelişme hala yaşanmadı.

2 sene önce İdlib’in kontrolünü ele geçiren Fetih Ordusunun iki ana unsuru olan El Nusra’yı ve Ahrar uş-Şam’ı El Kaide’nin eski kadroları kurdu. El Kaide’ye zamanında biat etmiş El Nusra’nın aksine Ahrar uş-Şam, son derece benzer bir ideolojik altyapıyla hareket etmesine rağmen El Kaide’yle hiçbir zaman örgütsel bir bağ kurmadı. El Nusra, çok kısa bir süre önceye kadar denge politikası güderek diğer selefi cihatçı örgütlerle, özellikle Ahrar uş-Şam ile olan farklılıkları görmezden geldi. Fakat iki selefi cihatçı örgüt arasındaki rekabet hiçbir zaman durulmadı.

Bu sırada, El Nusra kafa karıştırmak amacıyla bazı kategorik hamleler yapmaya çalıştı. El Kaide’ye olan bağlılığını resmi olarak feshetti ve Fetih el Şam ismini aldı. Besbelli ki örgüt, uluslararası camiadaki “El Kaide uzantısı örgüt” imajını yıkıp Suriye muhalefetinde belirli bir meşruiyet elde etmek, dış destekçilerinin işini kolaylaştırmak istiyordu. Tabii uluslararası kamuoyunda bu numarayı yutan kimse çıkmadı. Ocak 2017’de bir başka tiyatro daha sergilendi ve Fetih el Şam, Ahrar uş-Şam’dan kopanlar ve başka irili ufaklı örgütlerle birleşerek Tahrir el Şam’ı kurdu.

Aslında bütün bu yapılanların amacı son derece barizdi: İdlib’i farklı fraksiyonlardan arındırıp rakipleri yalnızlaştırarak İdlib’deki El Kaide bağlantılı El Nusra iktidarını mutlaklaştırmak. Öte yandan, Astana barış süreciyle birlikte El Nusra’nın başka muhalif örgütleri tasfiye girişimleri ters tepti. El Nusra’nın ÖSO bünyesindeki gruplara saldırıları sonrası 6 silahlı örgüt Ahrar uş-Şam’a katıldığını açıkladı. Bu iç savaş içinde iç savaş anlamına geliyordu. İdlib’in ele geçirilmesi için oluşturulan Fetih Ordusu dağıldı; 2017 başında, El Nusra ve Ahrar uş-Şam bir tasfiye savaşına başladı.

Daha önce İdlib’i ele geçiren Fetih Ordusunun oluşumunda katkıları olan Türkiye bu cihatçı savaşında da taraf oldu ve El Kaide karşısında bir başka selefi cihatçı örgüt olan Ahrar uş-Şam’ı açıktan destekledi. Fırat Kalkanında yer alan bazı ÖSO unsurları Türkiye üzerinden İdlib’e geçti. Türkiye’nin El Nusra’yı sınırında istememesinin sebebi ise İdlib’in El Nusra kontrolüne geçmesi halinde YPG’nin bölgeye girmesi için zemin oluşacağını düşünmesinden kaynaklanıyor.

Bu savaşın galibi sonuçlanmadan belliydi. El Kaide, öbür silahlı cihatçı grupları düşmanlaştırmamaya özen göstererek sonunda çoğunu kendi içinde eritmeyi başardı. Direksiyonu Rakka’daki IŞİD hakimiyetine kırmış ABD de El Nusra’yı boşlamıştı. Sonunda beklenen oldu ve El Nusra, 24 Temmuz’da Ahrar uş-Şam’ı tasfiye etti ve selefi cihatçıların kavgasından İdlib vilayetinin tek hakimi olarak çıktı.

El Kaide bağlantılı Tahrir el-Şam’ın İdlib’e hakim olması bütün taraflar arasında benzer rahatsızlıklar yarattı. Bu konjonktürde İdlib’in El Kaide bağlantılı bir örgüte bırakılması ihtimal dahilinde değil. Dolayısıyla bundan sonrası için pek çok spekülasyon yapılıyor. İlk olarak, cihatçı savaşının tırmandığı Temmuz’un sonlarına doğru, Türkiye’nin İdlib’i işgal edebileceği iddiası yayıldı. Zaman zaman tekrarlanan bir iddia olsa da, şu an için ufukta İdlib’e yönelik bir Türkiye operasyonu görünmüyor. Bir diğer iddia, ABD destekli YPG güçlerinin İdlib’e girme ihtimali; bölgenin demografik yapısı düşünüldüğünde son derece düşük ancak yine de seçeneklerden biri olarak düşünülebilir. En çok dillendirilen ihtimal ise Rusya ve İran destekli Suriye rejimininin bölgeye müdahil olması. Suriye’deki silahlı muhalefet ile mücadelenin geçmiş dinamiklerine baktığımız zaman, en muhtemel seçenek olarak karşımıza çıkıyor.

2015’in ilk çeyreğinden beri selefi cihatçılık İdlib’de kazanmaya devam ediyor. Şu an için Rakka ve Deyr Ez Zor gibi vilayetlerin IŞİD’den temizlenmesi daha çok ön plana çıkıyor; o yüzden İdlib’de henüz kayda değer bir hareketlilik görmüyoruz. Öte yandan, İdlib Suriye hükümeti dahil olmak üzere bütün uluslararası aktörlerin El Kaide uzantısı olarak gördüğü Tahrir el Şam’ın kontrolünde olduğu sürece, İdlib’in Türkiye’yi derinden etkileyebilecek bir savaşa sahne olması kaçınılmaz gibi duruyor.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Engin Onuk’s story.