Yurtdışına Çıkmadan Nasıl İngilizce Pratiği Yaparız?

Önceki yazımda bu yıl İngilizceyi halletmeniz için işinize yarayacak bazı önemli kaynaklardan bahsetmiştim. Bu sefer daha özel bir noktaya odaklanacağız: düşük bütçeyle İngilizce konuşma sorununu halletmek!

Are we on the same page?

Burada yeni bir “über” metottan bahsetmeyeceğim. Her zamanki gibi basit ve etkisini kolayca görebileceğiniz bazı yöntemleri hatırlatacağım. “Penpal”ın ne olduğunu hatırlayanlar favlasın! :)

Çoğu hocanın tavsiye ettiği evde İngilizce konuşmak, arkadaşlar arasında sadece İngilizce konuşmaya çalışmak işe yaramıyor. Tanıdıklarla böyle bir şeye girişmek, yabancılarla denemekten daha zor. Bir tanıdığınıza bir şey öğretmeye çalıştıysanız (araba sürmek vs.) ne demek istediğimi anlamışsınızdır. Ayrıca sizinle aynı seviyede olan biriyle pratik yapmanın da etkili olduğu söylenemez. (Bkz: Krashen’s Input Hypothesis)

Peki ne yapacağız? İlk ve en önemli nokta psikolojik bariyeri aşmak. Burası belki de en zor nokta. Söylenen her şeyi anlamasına rağmen tek kelime etmeyen onlarca öğrenci gördüm. Genellikle yetişkinlerin yaşadığı bu sorunun temelinde hata yapma ve küçük düşme korkusu yatıyor. Hata yapmadan bir şeyi öğrenmekse neredeyse imkansız. Hiç emeklemeden ya da düşmeden yürüyen insanoğlu var mı dünyada? Ne demek istediğimi anladınız, bir şekilde bu çekingenlikten kurtulmak ve deyim yerindeyse kafa göz yararak, hata üstüne hata yaparak konuşmak gerek. Her konuştuğunuzda yeni şeyler öğrenecek, gelişecek, daha hızlı ve daha doğal konuşabileceksiniz.

İkincisi ise beklentilerimize ayar çekmek. Konuşma sorunu sadece yabancı dille ilgili bir sorun değil. Aynı şey anadilimiz için de geçerli. Anketlere göre toplum önünde konuşmak insanların en çok korktuğu şey, öyle ki, ölüm korkusundan bile önce geliyor. Hal böyle olunca yabancı dilde işler daha da zorlaşıyor. Bu yüzden beklentilerimizi biraz dengelememiz, motivasyon açısından da bizi rahatlatacaktır. Kendi dilimizde ortalama bir sunum yapamıyorsak, İngilizce kusursuz bir sunum yapmayı beklemeyelim.

Bu ön bilgileri aklımızda tutarak konuşma pratiği yapabileceğimiz yöntemlere geçelim:

1. Seviyenize Uygun İçerikler Tüketin

Dilin dört ayağı vardır; okuma, yazma, dinleme ve konuşma. Bu yeteneklerin her biriyle ne kadar pratik yaparsanız, o kadar gelişirler. Bu nedenle bizim eğitim sistemimizde öğrencilerin en iyi olduğu alan okumadır. Çünkü yabancı dil dersinin %80'i okuma üstüne kurgulanır. En kötü olduğumuz alansa tabi ki konuşma. 4 yıllık liseden bir kelime bile İngilizce konuşmadan mezun olan öğrenciler var.

Konuşmamız konuşma pratiği yaptıkça, yazmamız da yazma pratiği yaptıkça gelişir. Fakat burada şöyle bir güzellik var. Bu becerilerin her birinin bir destekçisi var. Okuma yazmanın, dinleme ise konuşmanın destekçisi. Bu nedenle, konuşma pratiği yapmadan önce bol bol dinleme pratiği yapmak faydalı olacaktır. Kısa videolar izleyip buradaki cümleleri taklit etmek, onlar gibi telaffuz edip tonlamaya çalışmak faydalı olacaktır.

2. Kendinizi Kaydedin

İlk başta tuhaf gelebilir ama zamanla alışacaksınız. Teknoloji yokken bu tekniğin adı “ayna” tekniğiydi. Bir konu belirleyip kendi kendinize bu konu hakkında konuşun ve sesinizi kaydedin. Video da olabilir. Ses kaydı için telefonunuzun kayıt uygulamasını kullanabileceğiniz gibi, SoundCloud’u da ücretsiz olarak kullanabilirsiniz. Ayarı “private” yaptığınızda sizden başkası sizin ses dosyalarınızı göremez. Bu kayıtlar aynı zamanda sizin ne kadar geliştiğinizin de göstergesi olacak. 1 ay boyunca her gün 5 dk. sesinizi kaydedin ve bir ayın sonunda dönüp ilk kaydınıza bakın, farkı anlayacaksınız. Aklınıza konu gelmiyorsa çeşitli durumlar için yazılmış diyalogları da okuyabilirsiniz.

Dear diary…

3. Toastmasters’a Katılın

Evde dinleme yaptım, taklit ettim, kendi kendime deli gibi ses kaydı da yaptım. Artık insanların arasına karışıp sunum yapmam lazım diyorsanız, işte size Toastmasters. Toastmasters dünyaca ünlü bir topluluk önünde konuşma kulübü. İstanbul ve Ankara’da da organizasyonları var. Yıllık cüzi bir ücretle katılıp, her hafta konuşma ve sunum becerilerinizi geliştirebilirsiniz. Nasıl bir şeymiş diye merak ederseniz, iki kere misafir olarak katılıp görebilirsiniz. Ayrıntılar için sitesine mutlaka bir göz atın.

Gerçek ortam bu kadar resmi değil merak etmeyin :)

4. Speaky

Toastmasters benim şehrimde yok, hem sunumdan çok günlük konuşma pratiği yapmak daha iyi olur benim için diyorsanız Speaky’i deneyin. Speaky ücretsiz bir dil değişimi uygulaması. Kaydolurken anadilinizi ve öğrenmek istediğiniz dili belirtiyorsunuz ve çapraz bilgiler giren biriyle eşleşiyorsunuz. Yani siz anadili İngilizce olan birinden yarım saat İngilizce öğrenirken, siz de ona yarım saat Türkçe öğretiyorsunuz. Ben uygulama ilk çıktığında (2014) denediğim için ne İngilizcede ne de Almancada verim alabildim. O zaman henüz yeni olduğundan, yeterince Türkçe öğrenmek isteyen İngiliz ya da Amerikalı bulamamıştım. Şimdi gelişmiştir diye düşünüyorum.

5. Cambly

En bombasını sona sakladım. Buraya kadar okuma zahmeti gösterenler bunu hakettiler. :) Cambly de bir video chat uygulaması. Sürekli yanınızda bir “native speaker” varmış gibi. Normalde yabancı bir hocadan alacağınız özel derse göre çok ucuz. Hatta yeni gelen grup özelliğiyle, sizden başka 2 kişiyle birlikte derse katılıp ders ücretini bölüşebilirsiniz. Benzerlerini mutlaka görmüşsünüzdür fakat Cambly’nin avantajlarını şöyle sayabilirim: hocaların hepsinin anadili İngilizce. Filipinler, Ukrayna, Bulgaristan’dan hocalarla konuşmuyorsunuz. Randevulaşmak, beklemek yok. Çevrimiçi olan hocalarla direk konuşmayı başlatabiliyorsunuz. En güzel özelliği de dersleriniz kaydediliyor ve böylece sonradan hem dersi tekrar edebiliyor hem de hatalarınızı görebiliyorsunuz. (bkz: madde 2) Toastmasters gibi Cambly’i de ödeme yapmadan önce ücretsiz olarak deneyebiliyorsunuz ve bence hemen deneyin. Ne kaybedersiniz?

Yazdıklarım kafanıza yattıysa paylaşmayı ve “recommend” kalbine basmayı unutmayın :) Belki hiç ummadığınız birinin işine yarar. Ayrıca önerdiklerimden herhangi biri hakkında sorunuz olursa ya da eklemek istediğiniz bir teknik varsa mutlaka yorumlara yazın, konuşalım.


Bonus: Hala izlemediyseniz Barış Özcan’ın KO-KO tekniğini mutlaka izleyin.