Çok katlı binaların birinde yan yana iki dairede yaşıyorlardı. Zaman zaman karşılaşıp selamlaşıyor, ya evlerine ya yollarına gidiyorlardı.
Adam nazik, kadın kibardı.
Kendi hallerinde, sessiz sedasız girip çıkıyorlardı evlerine.
Kapılarını açtıklarında yaşadıkları hayat ile kapılarını kapattıklarında yaşadıkları hayat arasında gidip geliyorlardı.
Kapının ya önündeydiler ya arkasında.
Ya içerideydiler ya dışarıda

Bazen birbirlerinin tıkırtısını duyuyorlardı bitişik duvarların ardından. Bazen günlerce ses gelmiyordu adamın tarafından. Bazense defalarca açılıp kapanan daire kapısından, içerinden duyulan konuşmaların fazlalılığından anlıyordu kadın adamın evde olduğunu.
Duvarın ardından duyulan o sesler onun yalnızlık hissini hafifletiyor, yaz akşamlarının ince serininde ürperen omuzlarının üzerine attığı şal misali rahatlatan bir sıcaklık veriyordu bedenine.

Kendi başınalığı seçmiş, özgür kalmak istemiş, bunun için çok mücadele etmişti oysa. Evli ve yalnız olmaktansa, bekar ve yalnız olmayı tercih etmişti.
Yalnızdı, iyiydi, iyiydi, iyiydi…
Peki ya niçin yan daireden gelen ses ona böyle iyi geliyordu. Niçin ses kesilince yalnızlığı daha bir koyulaşıyordu.

İş dönüşü eve girmeden uğradığı kafelerden birinde gördü adamı bir akşam üzeri.
Birkaç arkadaşıyla koyu bir sohbete dalmıştı adam.
Kahvesini alarak bir köşeye çekildi, ufak bakışlar atarak izledi adamı.
Niye izliyordu ki böyle hırsız gibi?
Biriyle ilgilenmeye mi ihtiyacı vardı, birinin onunla ilgilenmesine mi, neye? Kahvesini yudumlarken sorular bir o yana bir bu yana kaçışıyordu zihninde. Niçin tam da yalnızlığın hazzını yaşarken bir yandan da içindeki yalnızlığa çare arıyordu?

Bir gün tam evden çıkıp, daire kapısını kilitlerken adam da çıktı evden. Aynı anda kilitlediler kapılarını. Günaydınlaştılar karşılıklı. İkisinin de acelesi vardı besbelli.
Koşar adım asansöre binip aşağıya indiler. İkisinin de pek konuşası yoktu sabah sabah. Sohbet edilecek bir konuları da yoktu üstelik. Nefes alış verişinden adamın biraz sıkıntılı olduğunu hissetti kadın.
Asansör kapısı açılınca geri çekilerek kadının önden çıkması için yol verdi adam kibarca. Asansöre binerken de aynı zarafeti göstermişti. Sıkıntısını ya da telaşını bahane etmemiş, centilmenlikten ödün vermemişti. Belli ki bu davranışlar onun normaliydi.
İyi günler dileyerek koştular kapının dışındaki hayatlarına.

Yalnızlık güzeldi.
Kimse için değil, kendin için yaşamak güzeldi.
Beklememek güzeldi.
Peki ya yandaki adam da kendisi gibi yalnız mıydı acaba?

Aylar sonra bir sergi açılışında arkadaşlarıyla laflarken, kulağının dibinde neşeyle merhaba diyen bir ses duydu kadın. Başını çevirip baktığında önce can dostunu, sonra da dostunun yanında komşusu olan adamı gördü.
Dünya küçük müydü neydi…
Can dostu yanındaki adamı tanıştırdı hemen.
- Aylin Onur, Onur Aylin.
- Memnun oldum.
- Memnun oldum.
Gülüştüler karşılıklı ve aylardır komşuluk ettiklerini söylediler kendilerini tanıştıran Ahmet’e.

Aylin ve Onur o gece apartman sorunlarından, yöneticiden, dairenin sıkıntılarından söz ettiler bol bol. Ortak konuları evleriydi. Bir de Ahmet tabi.

Onur ve Aylin birlikte döndüler eve. Havadan sudan lâfladılar yol boyu. Aynı kapıdan girdiler, aynı asansöre bindiler, yan yana dairelerinin kapılarını anahtarlarıyla açarak yan yana dairelerdeki farklı hayatlarının içine girip, anahtarlarını kapılarının ardına takarak, kendilerini içerideki hayatlarına kilitlediler.
İlk birkaç dakika yan dairelerden gelen sesleri, yani birbirlerini dinlediler.
Sonra sessizlik kapladı her yanı.

Onur Aylin’i, Aylin’in Onur’u fark ettiğinden çok önce fark etmişti aslında. Zaman zaman bina içindeki karşılaşmalarından tanıdığı Aylin’in, bir akşam üzeri arkadaşlarıyla oturduğu kafeden içeri girdiğini göz ucuyla görmüş, onun hareketlerini izlemiş, hırsızlama bakışlarla Aylin’in hayatı üzerine senaryolar üretmişti.
Kaçamak bakışlarla süzmeye devam etmişti Aylin’i. Sohbete daldığı bir anın ardından Aylin’in oturduğu köşeye bakınca Aylin’in artık orada olmadığını görmüş, içinde bir boşluk hissetmişti.

Asansöre birlikte bindikleri o gün kadının yalnız yaşadığını anlamıştı nasıl anladıysa. Belki parmağında yüzük olmayışına dikkat etmişti. Ya da daireye genç kadından başka giren çıkan olmamasına.
Kadını izlemiyordu, yan daireden gelen seslere dikkat kesilmiyordu. Ama bak yine de kadın hakkında az çok bir şeyler biliyordu.
İşiyle gücüyle bu kadar meşgulken bir kadına ayıracak vakti yoktu.
Yine de kadının hayatını merak ediyordu.

Karşılıklı alaka zaman içinde arkadaşlığa, oradan sevgililiğe evrildi.
Kaçınılmaz bir süreçti sanki yaşadıkları.
Hem birlikte olmaktan büyük haz alıyor hem de yalnızlıklarını muhafaza etmek istiyorlardı.

İki yarımdan bir bütün çıkartmak değildi yaşadıkları.
İki bütünü birbirine karıştırmaktı. Çoğalmaktı. Çoğaltmaktı…

Yan yana daireleri birbirinden ayıran duvarda bir kapı açtılar kendilerine.
Dördüncü bir kapı olmuştu ortak hayatlarında şimdi.
Sadece onların bildiği, sadece onların geçtiği bir kapıydı bu.

Sürgülü kapının ardında herkes kendi hayatını yaşıyorken, sürgülü kapı açıldığı anda bedenleri gibi hayatları da birleşiyordu.
Kapı sayesinde hem yalnızlıklarını koruyor, hem birbirlerine kucak açıyorlardı.

Sesleri dinlemeye gerek yoktu artık. Sesler iç içe geçmişti. Tüm sesler tanıdıktı, bildikti.

Zaman zaman arkadaşları geldiğinde kapı kapanıyor, arkadaşlar bu ortak hayata dahil edilmiyordu.
Lafı uzatıp kalkmak bilmeyen arkadaşlar gitsin diye gözlerine bakılıyor, çay kahve servisi çabuk çabuk yapılıyordu.
Onur iş için şehir dışına çıktığında kapının ardındaki evde hüküm süren sessizlik, kapının altından Aylin’in evine süzülüyordu.
Aylin şehir dışına çıktığında aradaki kapıyı açık tutuyordu Onur hep. İstiyordu ki evi Aylin’in kokusuyla dolsun. O koku onu yalnızlık denizinin dalgalarına kaptırmasın.
Onur için Aylin neyse, Aylin için de Onur oydu.
Can simidi misali birbirlerine tutunurken, bir yandan da kendi başlarına yüzebiliyorlardı.

Zaman içinde, kim daha önce düşünmedi bilinmez, aradaki kapı açık mı kapalı mı diye düşünmemeye başladılar.
Evdeki misafir bir an önce gitse de kapıyı açsam, yan daireye bir an önce kavuşsam telâşesi yerini, uzayan sohbetlere bıraktı.
Konuk gidince etrafı topla, bulaşıkları makineye koy, televizyona bak, kitap oku derken kapıyı açmayı sonraya bırakır oldular.
İkisi de aynıydı üstelik. Biri birinden daha fazla özlemiyor, biri birinden daha az sevmiyordu diğerini.
Hem alışıktılar birbirlerine, hem unutuyorlardı.

Eski tutkusu yoktu hayatlarında artık kapının.
Kapısız da olmuyordu ama.
Kapı onları birbirlerinden koruyan ve birbirlerine bağlayandı.
İlk günlerin harı geçmiş, harlı alev yerini sin sin yanan bir ateşe çevirmişti.
Kapının ardında olduklarını bilmek huzur vericiydi.
Kapı açıldığında hayatlar kaldığı yerden birbirinin içine geçiyor, birbirine alışık bedenler evlerin içinde salınıyor, zaman zaman birbirine değiyor, birleşip bütün oluyor, ayrılıp tek oluyordu.
Ateş sönmüyor, üflendikçe alevleniyordu…

İkisi de biliyordu ki, ateş köze dönüşecekti zamanla. Közün üzerinde anılar demlenecek, hayatları ağır ağır pişen yemek misali helmelenecekti.

Peki ya köz söndükten sonra küle dönecekler miydi?
Külleri havada savrulurken, başka sevdalarda yeniden alev almak için içlerinde minik bir kıvılcım yanıp sönecek miydi?
Yeniden parlayabilmek için önce tutunabilecekleri, sonra da tutundukları yerde ateşlerini parlatabilecekleri bir beden ile kuvvetli bir nefes gerekecekti.
Döngü yeniden ve yeniden tekrarlanacaktı böylece…

İkisi de konuşmuyorlardı bunları. Hiç sorgulamıyorlardı ilişkilerini. Konuşmadan sessizce anlaşıyorlardı.
Birbirlerinin kollarında erirken ya da kendi dünyalarının koşturması içinde kaybolurken merak etmiyorlardı geleceği.
Döngü tekrarlansın istemiyorlardı besbelli.
Birbirlerinin kâh sinen, kâh alevlenen ateşinde hemhâl olmak onlara iyi geliyordu.

Başka bedenlerde alevlenip alevlenip sönmekten yorgundular besbelli.
Birbirlerinde dinleniyorlardı.
Dinlenmekten öte geçip bir olmayı sevmişlerdi bir yandan da.

Bilmiyorlardı ki sihir kapıdaydı.
Kapı bazen kapalı, bazen aralık, bazen de sonuna kadar açıktı.
Kapının ardındaki Onur’du, kapının ardındaki Aylin’di.
Onur Aylin, Aylin Onur’du…

Sonrası ne mi oldu?
Bilmem.
Kapı onların kapısı.
Belki sonuna kadar açtılar, belki sonsuza dek kapattılar.
Ya da belki kapıyı hep aralık bıraktılar…

20 Aralık 2019 / C.E.Y.

Alâmünit Bir Hikâyeydi okuduğunuz.
Uzun yıllar sonra yazdığım kurmaca kısa bir öyküydü…

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

Canan Ekinci Yılmaz (C.E.Y.)

Written by

okur -yazar - çizer

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade