Kendi Kısır Döngüsüne Hapsolan Ülke
Arjantin dünyanın en ilgi çekici ülkelerinden biri olarak değerlendiriliyor. Özellikle turistik açıdan zengin olan bu güzel Güney Amerika ülkesinde gezilecek, keşfedilmeyi bekleyen birçok turistik yer bulunuyor. Arjantin’in ülke kültürü de en az turistik yerleri kadar heyecan verici.
Arjantin; Messi, Maradona, Ginobili gibi dünya çapında saygı duyulan sporcuları sahip olmalarının yanı sıra Tango denince Uruguay ile beraber akla ilk gelen ülkedir. Fakat, konu siyaset olunca Arjantin’in çok da başarılı olduğunu söylemeyiz. Büzel ülke günümüzde daha çok Boca-River derbisindeki kavgalarla ve ekonomik kriz haberleriyle meşhur olmuş durumda. Artık, 1.Dünya Savaşı sonrasında döneminin en refah ülkelerinden biri olan Arjantin’den eser yok. Yıllardır göreve gelen vasat başkanlar ve onların kısa vadeli, popülist politikaları nedeniyle bir ekonomik krizden başkasına geçen Arjantin bir kısır döngünün içerisine hapsolmuş durumda. Geçtiğimiz hafta yapılan seçimler ise Arjantin’in bir kez daha başa döndüğünü bizlere gösterdi. Oyların yüzde %48’ni alan Alberto Fernandez mevcut başkan Macri’ye sekiz puan fark atarak seçimleri kazandı. Alberto Fernandez ve onun başkan yardımcısı Cristina Kircher’in etkileyici zaferini daha iyi anlamak için, Arjantin’in neden bir kısır döngünün içerisinde hapsolduğunu daha iyi anlamak için Gabriel Garcia Marquez romanlarından farksız olan Arjantin’in ‘’fantastik’’ tarihine kısaca göz atmalıyız.

1816’da İspanya İmparatorluğu’ndan ayrılarak bağımsız olan Arjantin, 1850’li yılların başında ABD anayasasına çok benzer bir anayasa hazırlayarak demokratikleşme sürecine başlamıştı. 1800’lü yılların sonunda ise başta İtalyanlar olmak üzere Avrupa’dan gelen göçmenler sayesinde Arjantin döneminin en refah ülkelerinden birine dönüşmüştü. 1800’lü yılların sonunda kurulan Boca ve River Plate’i anmadan geçmek de olmaz. Boca-River rekabeti hem Arjantin kültürünün en önemli alt başlıklarından birisini oluşturuyor hem de ülke siyasetinde önemli bir yer tutuyor. 1.Dünya Savaşı’nın ardından da parlak performansını sürdüren Arjantin için ilk kırılma anı 1929 Ekonomik Buhranı sırasında yaşanmıştı. Ekonomik krizden kötü etkilenen Arjantin’de ilk siyasi darbe gerçekleşmişti. Arjantin’in uzun ve kanlı darbe tarihini başlatan ilk olaydı…
1943 yılında bir kez daha darbe yaşandı ve Arjantin siyasi tarihinin tartışmasız en önemli figürü olan Juan Peron darbe sonrası kurulan hükümette çalışma bakanı olmuştu. Alt sınıfların gözünde büyüyen itibarının ardından efsaneleştirilen her liderin yaşadığını yaşayan Peron 1945’te hapise girdi. Fakat Peron’un hapis hayatı uzun sürmeyecektir. Peronizm dalgasının ilk örnekleri olarak gösterebileceğimiz protestolar sonucunda Peron serbest bırakılmış ve 1946 yılından yapılan seçimler ile başkan olmuştur. 1955 yılına kadar iki dönem başkanlık yapan Juan Peron sadece kendisini değil aynı zamanda o zamanki eşi olan Eva Peron’un bile efsaneleşmesini sağlamıştır. Not olarak Peron’un üç kez evlendiğini, Eva Peron’un ikinci eşi olduğunu ve son eşi olan Isabel Peron’un da iki yıl Arjantin başkanlığını yaptığını belirtme gereği duyuyorum! Her ülkenin efsane liderleri vardır. ABD için kurucu babalar, Türkiye için Mustafa Kemal Atatürk’ü örnek olarak verebiliriz. Veya kendi ülkelerinin kurucu liderleri olmasalar dahi 2.Dünya Savaşı’nın yarattığı yıkım dolayısıyla Winston Churchill ve Charles de Gaulle de efsaneleşmiştir. Ama, herhalde, hiçbiri Peron seviyesine çıkamamıştır. Sadece kendisini değil, eşlerini bile halkanın gözünde efsaneleştirebilen bir liderden bahsediyoruz…
1955’te bir başka siyasi darbe ile sürgüne gönderilen Juan Peron, yapılan ilk özgür seçimler 1973 seçimlerinde Peronist siyasetçilerin göreve gelmesiyle yeniden ülkeye dönmüş ve Peron başkan olsun diye yapılan seçimleri kazanarak üçüncü ve son kez Arjantin başkanı olmuştur. Bir yıl sonra hayatını kaybettiği için çok uzun sürmeyen son döneminin ardından Isabel Peron başkan olmuş ama ülkenin çalkantılı atmosferini değiştiremediği için 1976’da siyasi darbe ile görevden uzaklaştırılmıştır. Yedi yıl süren ve Arjantin tarihinin en kanlı darbe girişiminin ardından, 1989 yılında Carlos Menem ile Peronistler yeniden iktidar olmuşlardır. Liberal Peronist olarak isim yapmasına rağmen yaptığı yolsuzluklarla hatırlanan bir başkanlık döneminin ardından Menem ve Peronistler bir sonraki seçimi kaybetmişlerdi ama 90’lar ve 2001 yılında ardı ardına yaşanan ekonomik krizlerin ardından Arjantin halkı kurtuluşu bir kez daha Peronizm ideolojisinde aramış ve Nestor Kircher’ı başkan olarak seçmişti. Kircher ise beş yıl süren başkanlık macerasının ardından ikinci defa aday olmamış, ama eşini başkan adayı olarak sunmuştur! Arjantin halkı bu sefer de Cristina Kircher’ı başkan seçmiş ve Cristina’nın sekiz yıl süren ve yolsuzluk skandalları ve ekonomik kriz haberleriyle meşhur olan başkanlık macerası başlamıştı. 2015 yılındaki seçimlerde Boca Juniors başkanı Macri, Arjantin başkanı olarak seçilmiş ve ‘’futbol asla sadece futbol değildir’’ diyerek Cruyff’ın ne kadar haklı olduğunu bir kez daha göstermişti… Liberal ve ABD yanlısı olarak sunulan Macri de Arjantin’i ekonomik krizler diyarı olmasının önüne geçemedi ve geçtiğimiz hafta yapılan başkanlık seçimlerini Peronist aday Alberto Fernandez’e karşı kaybetti. Alberto Fernandez’in başkan olmasından daha ilginç olan ise 2007–15 arasında başkan olan ve 11 farklı yolsuzluk soruşturması geçirmekte olan Cristina Kircher’in başkan yardımcısı olması ve A.Fernandez’in başkan olmasını sağlaması olmuştur. Yani, Arjantin halkı bir kez daha ‘’Arjantinlilik’’ yapmıştı.
Alberto Fernandez hakkında konuşmak için çok erken. Çok başarılı bir başkanda olabilir, Macri gibi başkanlık koltuğunu halkının üzerinde büyük bir hayal kırıklığı oluşturarak da bırakabilir. Fakat, geçmişe dönüp baktığımızda Arjantin için ümitlenmek çok zor. Alberto Fernandez kendisinden önceki liderlerden farksız bir başkan da olabilir. Fakat, başkan yardımcısı olarak Cristina Kircher’i seçmesi onunla ilgili pozitif düşünmemizi engelliyor. Başkanlık seçimini popülist bir stratejiyle kazanan bir liderin başkanlık döneminin farklı olmasını bekleyebilir miyiz?
İster Peronist ister liberal olsun Arjantin başkanlarının başarılı olmalarının önündeki en büyük engel Juan Peron’ın ta kendisi. Popülist bir yaklaşımla onu yüceltmek ya da tam tersi bir şekilde onun yaptığı her şeyi inkar ederek onu göz ardı etmenin doğru bir yaklaşım olmadığını son 70 yılda bol bol gözlemledik. Artık kırk beş yıl önce ölmüş birisinin Arjantin siyasetinin merkezinde kalmaması gerekiyor. Daha uzun süreli planlar ile Arjantin’in kalıcı çözümlere ihtiyacı var. Aksi takdirde son yirmi yılını bir ekonomik krizden başka bir ekonomik krize atlayarak geçiren Arjantin’in önümüzdeki yirmi yılının farklı olabileceğine inanmak zor. Kısaca, Peron’un hayaletinin Arjantin üzerinde dolaşmasının önüne geçilmesi gerekiyor. Peki, başkan yardımcısı Kircher olan biri ülkesinin uzun zamandır aradığı ‘’o’’ başkan olabilir mi? Fernandez yeni bir başlangıç yapacaklarını iddia ediyor ama halihazırda defalarca gördüğümüz aynı senaryonun kötü bir taklitinden başka bir şey göremiyorum ben…


