Photo by Ben White

Kendinizi inşa etme sürecinize katkı sağlayacak 7 farklı okuma yaklaşımı

Ömrüm kitap okumakla geçti, geçmeye de devam ediyor. Medium’da kitap okuma teknikleri ve alışkanlıkları üzerine sayısız yazı inceledim. Gerek Türkçe, gerek İngilizce bu makalelerin tümünün sonuçlarından bana geçen düşünce: ‘Mutlaka ama mutlaka böyle bir bir yazı yazmam, ama onlardan farklı yazmam gerektiği’ oldu.

Bugüne dek hikayeden romana, otobiyografiden anıya, akademik metinlerden, aşırı içi şişirilmiş popüler kültür sayfalarına dek yolum pek çok farklı türde kitaba düştü. Hepsi bana ayrı dünyaların, insanların ve fikirlerin kapılarını araladı. O kitaplardan birinde şöyle diyordu:

‘Daha azıyla daha fazlasını yapabilme özelliği en kullanışlı teknolojidir.’

Okurken de yazarken de bazı cümleler ışıklarımın yanmasını, halihazırda açık olanlarınsa katlanıp, kuvvetlenerek aydınlatmasını sağlar. Bahsi geçen cümle şu an okuduğunuz yazının ortaya çıkmasını sağladı. Bana göre kitap da en az teknolojiyle en fazlasını başarma imkanı tanıyan kusursuz bir araçtı. Cümleden hareketle yazının iskeletini oluştururken kitapları ve okuma sürecini tümleşik bir teknolojik sistem olarak tasarladım. Böylece okuma esnasında pek de yabancısı olmadığınızı düşündüğüm bazı alışkanlıkları alternatif olarak irdeleyerek sizi bu iskelete kendi gövdenizi oturtma serüvenine çıkartmaya karar verdim.

Photo by Gaelle Marcel

Her şey bizim sayemizde

Yalnızca tek hayatı; kendi hayatımızı yaşarız, ancak kitaplar vasıtasıyla sayısız bilgelik kazanabilir, onlardan elde ettiğimiz çıkarımlarla şekil değiştirebiliriz. Bir yazar, yazısını yazar, bitirdikten sonra baştan sona okuyup yeniden yazar ve en son halini verip düzenlediğinde dolaşıma bırakır. Yarattığı sözlerin gücüne ise tam da bu noktadan sonra şahit olmaya başlar. Başkalarını etkileme veya etkileyememe, değiştirme ya da değiştirememe. Tıpkı bilim gibi, tıpkı yeni bir teknolojik icadın çıktığı yolculuk misali. Bilge bir kişiliğin sizinkilerden daha mükemmel olduğuna inandığınız yazılarını okuduğunuzda onun düşüncelerinde medite olmuş vakitler geçirirsiniz. Aslında teknolojiler, kitaplar, düşünceler hiçbiri bizden değerli değil. Aksine biz olmasak anlamsız yığınlardan öteye geçemezler. Onları değerli kılan bizlerin yaklaşımları. Teknolojiye çığır açtıran bizleriz. Yazarlar bizim sayemizde bilgeler, markalar bizim sayemizde dünyanın en çok tercih edilenleri.

Ne yazık ki kitap, dünyadaki en değerli fakat en az takdir edilen teknoloji. Geldiğimiz çağda siberleşmenin yarattığı körlükle sürekli ötelenen kitapların bunca değerini anlamak için ne yapmalı peki? Çok zor değil aslında. Tarih sahasında ayak izi bırakmış en iyi ve en kötü insanların kitaplara nasıl baktığını incelemeniz yeterli. Hemen hemen tüm toplumlar tarafından kötü olarak nitelendirilen Hitler’in kitap yaklaşımını irdeleyip peşi sıra Atatürk’ün bakış açılarını kıyaslayan makalelere göz gezdirirseniz çok değerli kazanımlar elde edebilirsiniz. Atatürk iyiyi, Hitler kötüyü temsil ederken yaklaşımlarının da ister istemez her konuda böylesi bir zıtlık göstermesi beklenir. Fakat durum sanıldığından çok daha komplike. Bu yazı bunun yazısı olmadığı için sizi sadece konuya ilişkin okuma yapmaya yönlendirebiliyor ve asıl mevzuya dönüş yapıyorum.

Kitabın değerini kutlamayı öğrenmek

Atatürk ve Hitler örneği mantığın soyut boyutunu temsil ederken tarih içinde kitapları yaktırmak, yasaklatmak, sansüre uğratmak isteyen sayısız lider olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu da bizi mevzunun fiziksel boyutuna sıçratıyor. Kitapları yok etmek demek düşünceleri yok etmek demek. Neden? Güç teyit etmek için elbette ki. İnsanoğlu ne kadar aksini iddia ederse etsin kendi görüşlerini tehdide uğratan görüşlerin zerresine dair katlanamaz. Hoşgörü ve anlayış egonun vahşi doğası karşısında kolay ayak direyemez.

Photo by Lacie Slezak

Özetle kitabın değerini kutlamayı hala öğrenebilmiş değiliz. Geçmişte otoriter ve totaliter liderlerin yaptığını şimdi kendi rızamızla oyuna dahil ettiğimiz sosyal medya ve web ortamı yapıyor. İnternet teknolojileri kişiyi kitaplardan ya tamamen uzaklaştırıyor, ya da okuma alışkanlıkları başta olmak üzere kitap, yazar, tür, yayınevi hatta kapak tercihlerine dek manipüle ediyor. Bence diğer her teknolojide olduğu gibi kitapta da niyetsiz ve doğru kılavuzsuz, yani internet (popüler kültür) güdümlü hareket edersek hiçbir yere varamayız. Zamanın bu denli kısıtlandığı çağımızda kendi adıma bana herhangi bir artı değer katmayacak okumalar yapmak istemem. Beni yapılandırmayacak, inşaatıma harç eklemeyecek metinlerle zaten sınırlı olan süremi tüketmek canımı acıtır.

Hiç değilse kitap konusunda sosyal medyanın fişini çekin. Okuduğunuz kitapları arkadaşlarınızla tartışın. Bir kitap kulübü bulup oraya üye olmak inanın zor değil. Böylesi oturumlara katılacak zamanınız mı yok? İnterneti yararlı hale getirin o halde. Goodreads.com gibi kitap konulu sitelerde bahsettiğim kulüplerin sanal versiyonları mevcut onlara katılın. Mümkünse içinde kendilerine bookstagram diyen insanlardan barındırmayanlara ama.

Türk bookstagramlar konusunda oldukça seçici davranın. Photo by Pinterest

Özellikle Türk bookstagram’ları incelediğimde müthiş hayal kırıklıklarına gark oluyorum. İnsanların okuma tercihlerinde bilir kişi rolü üstelenen bizim bookstagramlarımız sabun köpüğü kitapların savunma avukatlığına soyunuyorlar, kitap gibi manevi değerden ibaret olduğunu düşündüğüm bir kavramı işin ekonomik değerini öne çekerek sunuşları ise özür dilerim ama başlı başına ‘iğrençlik.’ Konuyu daha fazla dağıtmadan kitaplardan, okuma pratiklerinden ve size katacaklarından daha iyi yararlanabilmeniz için edinmeniz gereken 7 alternatif bakış açısından söz etmeye başlıyorum…

Kitaplar en etkili nootropiklerdir. Kullanmaktan çekinmeyin

Fringe ve Limitless’ı izleyenler bilir nootropik ilaç olarak adlandırılan bazı ilaçlar alındığında kişinin dikkat artışı, öğrenme kolaylığı gibi özelliklerinde az miktarda değişiklik (yükselme) olduğu gözlemlenir. Bahsi geçen yapımlarda nootropi çok abartılsa da aslında etkisi sınırlıdır. Fakat bu etkiyi güçlendirmek, kalıcı olmasını sağlamak, hatta hayatınızı değiştirmesine izin vermek sizin elinizde. Okuyarak! Her ilacın etkisi geçicidir, ancak düzenli okuma yapmak kalıcı bir şekilde zihninizi yükseltir ve bir ömür boyu fayda sağlar. Üstelik kitapların yan etkileri asıl etkilerinden de faydalı.

20. yüzyılın en önemli Avusturyalı kadın yazarlarından Ingeborg Bachmann ‘Ben ilaç kullanmıyorum, ben kitap kullanıyorum.’ diyerek durumu yeterince net açıklıyor. Photo by quotefancy.com

Özetleyecek olursam; okuma alışkanlığını her gün belirli dozda almanız gereken bir ilaç olarak düşünün. Misal 50 mg eşittir 50 sf gibi. Bu ilaç bağımlılık yaratan bir ilaç olsun ve kullanmadığınız zaman yoksunluk çekeceğinize, sefil duruma düşeceğinize, algılarınızın, bakış açınızın daralıp zamanla beyninizin işlevselliğini yitireceğine sizi inandırsın. Hem ortamlarda ‘Ben kitap bağımlısıyım’ demek sigara bağımlısıyım demekten daha havalı olsa gerek.

Okumak zihinsel işletim sisteminizin güncel kalmasını sağlar. Sürümünüzü yükseltin!

En iyi kitaplar, yazar yaşamın akış haline dahil olabildiğinde yazılır. Anlatıcı bu sayede az bilgi, çok bilgelikle ilhamını ya da görüşlerini hayatın akışından toparladıkları aracılığıyla karşı tarafa iletebilir. Kargaşaya gerek kalmadan okuyucuya fikirlerini taşır ve onu kendi akış durumuna getirdiğinde sihir gerçekleşmiş olur. Zihinsel işletim sisteminiz güncellenir. Yeni sürümünüzde yeni özellikler ve daha işlevsel kısayollar görünür hale gelir. Sürecin işleyişini yukarıda metaforik olarak kendimce anlatmaya çalıştım ama gerçekten tam olarak nasıl son halini aldığını itiraf ediyorum ben de bilmiyorum.

Photo by I’m Priscilla

Sadece belli bir süre okuma yaptıktan sonra kendinizde izleyeceğiniz değişimler bunu en doğru haliyle açıklayabilir. Kaldı ki bunun doğrusu yanlışı olduğuna da inanmak istemiyorum, çünkü okumak oldukça öznel ve son derece kişisel bir eylem. Benim inandığım şey; kitap okuyarak aklımızı bilinç dahilinde bir başka kişinin akış durumuna geçirerek yeniden programlama gücü kazandığımız. Zihinsel işletim sistemimizi güncel tutmayı başardığımızda, ana uygulamalarımız (konuşma, yazma ve iletişim kurma) hep daha hızlı ve sorunsuz çalışıyor. Tecrübeyle sabit. Umarım sizin sürümünüz de günceldir?

Kitap okumak şirket kurmaya benzer. Kendi şirketinizi kurmaya ne dersiniz?

Az önce de söylediğim gibi okumak kişinin kendisiyle kurduğu en özel bağlardan birisi ve dolayısıyla bu bağı kendisiyle baş başa kurması gerektiğini düşünüyorum. Kütüphane ortamları, toplu taşımalar ya da iş arası okumaları bana sağlıklı gelmiyor. Yalnızlık ve sessizlik okuduklarınızdan maksimum verimi alabilmeniz için ön koşul. Eric Hoffer her insanı bir şirkete benzetir. ‘Şirketi yükseltmek de batırmak da kişinin kendi elindedir’ der.

Photo by Ivan Zhukevich

Odanızda derin sessizlikler içerisinde otururken okumaya başlayacağınız kitaplar şirketinizin kuruluş aşamasını temsil edebilir. Unutmadan sizin şirketiniz bir sanat şirketi. İyi bir şirket kurmak kolay değil, onu büyütmek daha da zor. Sürekli çalışmanız, en üst düzeyde performans göstermeniz gerekecek. ‘Sürekli çalışmak ve üst düzey performans’ işte size anahtar kelimeler. Alın ve kilitleri zorlamaya başlayın. Kısa süre sonra başarıya ulaşacağınızın garantisini verebilirim. Sadece okumakla, zamanımızın en büyük insani meydan okuması olan ‘ego’dan arındırılmış bir şirketin lideri olacaksınız. İstemez miydiniz? Blaise Pascal’ın konuya ilişkin oldukça yerinde bir sözü var;

‘İnsanlığın tüm sorunları, tek başına kalıp sessizce bir odada oturamamasından kaynaklanıyor.’

Bence bir an önce odanıza, sessizliğinize, en önemlisi kendinize ve okumaya zaman ayırıp şirketinizin temellerini atmaya başlayın.

Okumak sizi doğrudan deneyim kazanmaya teşvik eder. Cesurca deneyimleyin!

Hayatta her şeyin bir karşılığı vardır. Çok okumanın da (en iyi kitaplardan) size farklı geri dönüşleri olacaktır. Bilgelik benim açlık arzumu doyurabilen tek olgu. Çünkü bilgelik kazandıkça, yani okuyup başka hayatları deneyimledikçe aşırı hoşnutsuzluk riskiniz ortadan kalkar. Örnek vermem gerekirse son okuduğum kitaplardan Burçak Çerezcioğlu-Mavi Saçlı Kız şükretmeyi sil baştan öğrenmemi sağladı. Bana küçük serzenişlerimin gereksizliğini fark ettirdi. En değerlisi bilgeliğin yaşla hiç alakası olmadığını açık seçik yine, yeniden görmüş oldum. Çok okuyan mı bilir çok gezen mi? klişesi vardır. Cevabı olmayan bir soru bu bence. Yeterli okuma yaptıktan sonra gerekli cesareti kendisinde bulup sağlam fikirler üreterek dışarı çıkan ve dünyayı keşfeden binlerce insan var. Hiç okumadan, araştırma yapmadan onlarca ülke dolaşıp, eşya bavulunu tıka basa doldururken kültürel sırt çantasını boş bırakanları da gördüm. Bir de bu insanlar karşımıza gezi yazarı sıfatıyla çıkmıyor mu ifrit kesiliyorum.

Photo by mvp

Gerçek anlamda uzun uzun okuyan, düzenli okuyan ve okuduklarına dahil olup onları deneyimleyebilen insan sayısı maalesef çok az. Şöyle bir örnek vermek istiyorum; Netflix’in başına oturup bir diziyi baştan sona bitirdikten sonra ‘akşamdan kalma etkisi’ yaşarsınız. Evet bu kadar emin konuşuyorum çünkü bunu bizzat yaşıyorum. Fakat bir kitabı baştan sona okuduğunuzda ‘kendi hayatınıza yeniden geri dönmüş etkisi’ne maruz kalırsınız. Hem de hiç olmadığınız kadar ayık vaziyette.

Photo by Nick Casale

İzlemek fazla dikkat gerektirmez, görüntüler akar, biz peşlerine takılırız. Ama okumak takip etmekten öte yaşamayı, anlamayı, deneyime dahil olmayı da gerekli kılar. Bu yüzden şirket kurma maddesinde üstüne basa basa en üst performanstan bahsettim. Okumak efor işidir, okumak beyninize kardiyo yaptırır, okumak katılmak, karışmak, birleşip bütünleşmektir. Kitaplardaki bilgeliği, kendi yaşantınızın doğrudan tecrübesiyle karşılaştırmak daima ödüllendiricidir. Hala kendinizi ödüllendirmediyseniz bir an önce başlayın. Baya keyifli, benden söylemesi.

Okumak meditasyon yapmaktır. Çakralarınızı açık tutun!

Kitaplarla geçirdiğiniz süre arttıkça gündelik hayatın stres ve kaosundan uzak kalma süreniz de artar. Okumanın kişiyi medite edişinden yazının giriş kısmında bahsettim, lakin bu konuya ekstra bir başlık açılması şarttı. Kitaplarla yapılan meditasyon normal meditasyonlardan biraz farklı. Yogaya gittiğinizde eğitmeninizin size ilk söyleyeceği şey muhtemelen şu olacaktır: ‘İçinde bulunduğun anı terk et, dikkatini sadece kendine ve nefesine odakla.’ Okuma esnasında ise dikkati vermek değil çekmek önem taşıyor.

Photo by Meditation Mantras

Okumak size kaybettiğiniz sabrınızı, huzurunuzu geri getiriyor. Dikkatli özenli ve bilinçli bir şekilde üstelik. Tüm bunların haricinde düzenli okuma alışkanlığı uzun süre tek noktaya, farklı ve karmaşık detaylar arasından en faydalı olanına odaklanma gibi yetilerinizi de geliştiriyor. Üzerinizde toplanmasını istediğiniz ‘dikkatler’ varsa aman diyeyim okumaya biraz daha fazla zaman ayırın.

Kitaplar hastalıklı ortamlardan ve kişilerden izole olmanızı sağlar. Temiz kalmaya çalışın!

‘Bir kültüre saygılı olmak, belirli bir yabancılaşma gerektirir.’ -Terence McKenna
Photo by Patrick Fore

Okumak, yalnız olmanın toplumsal olarak en kabul edilebilir hali. Sanırım kimse sizi odanıza çekilip kitap okuduğunuz için yargılamaz, ya da metrobüste kitap okurken bana tuhaf tuhaf bakan birine hiç tesadüf etmedim. Bazen hepimiz yalnız kalmaya ihtiyaç duyarız, özellikle robotikleşmiş sosyal ilişkilerden ve tamamen yapaylaşmış, samimiyetini yitirmiş ortamlardan kaçmak istediğimde kitaplar benim en sağlam kalelerim oluyor. Toplumdan mühlet isteyecek olursanız, kitaplardan daha iyi bir stratejik izolasyon göremiyorum. Kitaplar kalabalıktan uzak durmanıza yardımcı oldukları gibi sizi zararlı yağmurlarda ıslanıp kirlenmekten koruyan şemsiye misyonu da üstlenirler. Şemsiyeleri açmaktan korkmayın, şeffaf da olsalar rengarenk de farklılığınızı ortaya koyun. Açın açın çekinmeyin.

Kitaplar kırmaz, incitmez, terk etmez. Onlara güvenin!

Tarih boyunca kitaplar sanatçılara, bilim insanlarına ve filozoflara gerçeği yetiştirmeleri için yol gösterdi. Düşünmekten nefret eden kalabalıkların içinden kitaplar sayesinde önce çıkan kim varsa aynı şeyi söyler: ‘Bana asla ihanet etmediler’ Pek çok kişi doğruyu bulmak, daha az yanlış yapmak ister ama nedense hep yanlış insanlara ve hak etmediği durumlara maruz kalır. Kendilerince buluşsal yöntemler geliştirirler, dünyayı anlamaya çalışır, insanları ve ilişkileri sorgularlar. Hepsi kitaplarda mevcutken defalarca deneyip yanılmak, defalarca güven kaybına uğramak niye? Okusana be kardeşim! Önce kitaplara güvenmeyi öğren, onlar sana hangi insana güvenileceğini, ne tür olaylara dahil olup olmaman gerektiğini zaten söyleyecek. Strauss’un dediği gibi: ‘En iyi sırlar hikayelerin içinde gizlidir.’ Hikayeler nerede? Kitaplarda.

Ben bu aletleri bir türlü sevemedim. Kullanmadım, kullanmayı da düşünmüyorum. Photo by James Tarbotton

Yazımı noktalarken yine kitaplar ve teknoloji konusuyla kapanış yapmak istiyorum. Kitaplar gerçekten mükemmel teknolojiler ama daha da mükemmel olabilirler. Onları Kindle’ların içine tıkarak değil insanların ellerine vererek, sayfaları karıştırmalarını sağlayarak mükemmelleştirebiliriz. Onları pdf’ler halinde indirilebilir yapmak değerlerini artırmaz, mürekkep kişinin eline bulaşmadıkça, kapak yıpranmadıkça o iş olmaz. Benim için bir kitap kütüphanemin rafında duruyorsa ve onu günün birinde yerinden çıkartıp yeniden okuyacağımı biliyorsam mükemmeldir. Teknoloji yaşamlarımızı değiştiremez, yaşamlarımızı değiştirmesine biz izin veririz. Kitaplar geleneksel teknolojinin elimizde kalan en kıymetli hazinelerinden ve yine ancak biz istersek yaşamımızı değiştirebilme gücüne sahipler. Okumak çevremizdeki herkesi ortadan kaldırabilme gücüne sahip tek büyük teknoloji bunu unutmamanız ve uzun uzun okumanız dileğiyle.