Kim demiş; Gül yaşar dikenin himayesinde ?

Anlaşılması gereken birşey varsa o da kimse ‘hiçbirşey’ yapmadan kazanamıyor, Gerçek manada kazanmaktan bahsediyorum. Bi şey hani böyle 246 yılda bir yıldızların, gezegenlerin bir noktaya geldiği an işte öyle birşey, bir noktaya geliyor ve herşey oluyor ama tekrar etmesi 246 yıl alabiliyor. İşte burda da zaman mekan ve kişiye denk gelmek gerek aslında, ve tabiki bu bazı etkenlerin sonucudur.

Soy. Sop. Himaye.

Bir kabile, bir ırk, nesilleri aşan kompleks kan bağlarına, ortak kültüre, dini benzerliğe ve coğrafi aidiyete bağlıdır, ve biz buna ‘etnik köken’ diyoruz. Bunun sizin üzerinizdeki etkisi azınsanamayacak derecede yüksektir. Tabii bu çevresel etmenlerden dolayı birşeyleri yapamayacağımız anlamına gelmiyor sadece biraz daha çok çabalamamız gerektiğini gösteriyor.

“Aslında insanın en doğal hâli”

Fotografta ‘Çingene/Aptal’ olarak bildiğimiz ülkemizden bir çocuk var. -ki bu insanlar bana gerçekten çok samimi geliyorlar-. Normal bir aile çocuğunu sarıp sarmalayarak bile hasta olmaktan koruyamazken, bizim bu insanlarımız ise hepsinin aksine ‘saldım çayıra mevlam kayıra’ diyerek böylesine serbest bırakıyorlar ve nedense hiçbir kaygı yaşamıyorlar -ki iddiaya girerim ki bizden de az hasta oluyorlardır!- Peki nasıl oluyor da, böyle kaygısız olabiliyorlar ? Biz de çocuklarımızı böyle kaygısız yetiştirsek daha az hasta olurlar mı ? İşte bunun birkaç etmeni ile var ama en önemlileri; Yetişme koşullarımız, çevremizdeki insanlar, yaşadığımız şehir ve daha saymadıklarımız.. Bu işin temeline bakarsak;

İnsanlar yoktan var olmaz. Yani soya sopa ve himayeye birşeyler borçluyuzdur. Nerede ne zaman büyüdüğümüz fark yaratır. Ait olduğumuz kültür ve atalarımızın kalan mirası başarı modellerimizi hayal bile edemeyeceğimiz yollarla biçimlendirir. Bir başka deyişle başarılı insanların neye benzediğini sormak yeterli değildir. Sadece onların nereden geldiğini sorarak, kimin başarılı olup kimin olmadığına ilişkin mantığı ortaya çıkarabiliriz. Biyologlar sıklıkla bir organizmanın ‘ekoloji’sinden söz eder. Ormandaki en uzun meşe sadece sert palamuttan yetiştiği için en uzun meşe olmamıştır; diğer ağaçlar onun aldığı güneş ışığını kesmediği, çevresindeki toprak derin ve zengin olduğu, fidanken hiçbir tavşan onun kabuğunu kemirmediği ve hiçbir oduncu onu vakti gelmeden kesmediği için de en uzun meşe o olmuştur. Başarılı insanların sağlam tohumlardan geldiğini hepimiz biliriz. Ancak onları ısıtan güneş ışığı, kök saldıkları toprak ve uzak kalabilecek kadar şanslı oldukları tavşanlar ve oduncular hakkında da yeterince bilgi sahibi miyiz?

Outliers” kitabında okuduğum bir satır aralığından aldığım bilgiye göre; Sosyolog Robert Merton’un Matta incilindeki Yeni ahit ayetinden esinlenerek “Matta etkisi” olarak adlandırıyor. Bu ‘Çünkü kimde varsa ona daha çok verilecek ve o bolluk içinde olacak. Ancak kimde yoksa kendisinde olan da elinden alınacak.’ demek oluyor. Daha da büyük başarılara ulaşacak olanlar, mevcut durumda başarılı olanlardır; bir diğer deyişle kendilerine özel fırsatlar verilenlerdir. En büyük vergi indirimlerinden yararlananlar zenginlerdir. En iyi eğitimi alanlar ve en çok özen gösterilenler, en iyi öğrencilerdir. 9,10 yaşındaki çocuklar arasında en çok antrenörlük desteğine ve pratik yapma olanağına sahip olanlar yaşça en büyük olanlardır. Başarı sosyologların “kümülatif avantaj” olarak adlandırmaktan hoşlandığı şeydir. Profesyonel hokey oyuncusu akranlarından bir parça daha iyi başlangıç yapar. Bu küçük fark bu farkı daha da büyüten bir fırsata zemin hazırlar; böylelikle başlangıçtaki küçük fark giderek daha fazla büyür; ta ki hokey oyuncusunu gerçek bir ‘Outliers’ olana kadar. Oysa Yola çizginin dışındaki olarak çıkmamıştır, sadece diğerlerinden biraz daha iyi bir noktadan çıkmıştır. Bu demek oluyor ki kimin başarılı olduğunu belirlemek için kurduğumuz sistemlerin verimli değildir, ve yanlış bilinen şey ise;

“Çünkü başarının bireysel üstünlüğünün basit bir işlevi olduğuna ve hepimizin yetiştiği dünyanın ve toplum olarak yazdığımız kuralların hiçbir öneminin olmadığına ilişkin fikre yapışıp kalıyoruz.”
*nonconformist *toplum kurallarına uymayan

Bu bilinmesi gereken fakat bahane edilmemesi gereken birşey bence çünkü;

Bu himayeye birşeyler borçlu olan bireylerin yüksek makamından aşağıya bakıp dürüstçe “Bütün bunları ben kendim başardım” demesi olanaksızdır. Süperstar avukatlar, matematiğin harika çocukları ve yazılım geliştiricileri ilk bakışta sıradan deneyimlerin dışında görünüyor.Oysa öyle değil. Onlar tarihin ve toplumun, fırsatın ve mirasın eseri. Başarıları sıradışı yada gizemli değil.Kimi hakedilmiş, kimi hak edilmemiş, kimi kazanılmış, kimi sadece şansla gelmiş -ancak hepsi de o kişiyi o kişi yapan- avantajlardan ve miraslardan örülü bir ağın ürünü. Çizginin dışındaki sonuçta hiçte çizginin dışında değil. Ve bence unutulmaması gereken ince bir çizgi de vardır ki ;

Yola devam etme fırsatınızın olması, sizin bu fırsatı değerlendirebilmeniz durumunda üst sınırı yoktur.
  • Okuduğum, dinlediğim, önemli bulduğum, not aldığım yerleri paylaştığım; kendi dümyam.

Türkçe Yayın Sosyal Medya Hesapları

Facebook: https://www.facebook.com/mediumturkiye

Twitter: https://twitter.com/mediumturkiye

Like what you read? Give Veysel Şimşek a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.