Türkçe Yayın
Published in

Türkçe Yayın

Marcel Proust: Günlük Ritüeli, Yaşamı ve Sinirbilimle İlişkisi

Marcel Proust… Eminim ki birçoğumuz için okuması büyük bir edebi zevk veren, kelimelerinde kaybolduğumuz bir yazar. Günümüzde de hala çok okunan, sevilen ve merak edilen bu yazarın daha önce günlük ritüelini, hayatını ve sinirbilimle olan ilişkisini hiç merak etmiş miydiniz? Gelin, Proust’u adım adım keşfe çıkalım.

Yaşamı ve Günlük Ritüeli

İllüstrasyon: Michele Rosenthal

Paris’in güney yakasında yaşama gözlerini açan Proust, dünyaya yazdıkları ile iz bırakan değerli kişilerden birisi. Proust denince akla ilk gelen şeylerden birisi tabii ki zaman ve bellek hakkındaki muazzam romanı: Kayıp Zamanın İzinde. Öyle ki, Proust neredeyse büyün hayatını yedi cilt halinde yazılan bu kitaba adadı. Hatta hayatının son 17 yılında yazdığı bir romanı hakkında kendisi de İnsanın hayatını bir kitap imal etmeye ada­ması gerçekten iğrenç.” demişti. Tabii ki bu romanı yazmak kolay değil. Proust’un zamanının çoğunu odasında geçirdiği ve sadece romanı için malzeme toplamak amacıyla dışarı çıktığı söyleniyor. Peki bu bildiğimiz Proust hariç gerçekten kimdi?

Proust’un annesine karşı büyük bir sevgi beslediği ve yakın bir ilişkisi olduğu biliniyor. Bunun yanı sıra astımı yüzünden odasından çok fazla çıkmayan, hastalığı ile de çokça konuşulmuş bir yazardır. Maalesef ki 1922 yılında ise zatürreye yakalanıp akciğer apsesinden hayatını kaybetmiştir. Aramızdan ayrılmış gibi gözükse de, aslında bizlere büyük bir eser bırakarak dünyaya iz bırakmış en değerli insanlardan birisidir.

“Günlük Ritüeller”adlı kitapta Proust’un öğleden sonra üç, dört hatta bazen altı gibi kalktığı ve ilk önce kronik astımını rahatlatmak için bir tutam afyondan yapılan Legras tozunu yaktığı söyleniyor. Ardından ünlü yardımcısı Celeste’ in, gümüş bir demlikte sert bir kahve getirerek servisini yaptığı ve kruvasan getirdiği de ekleniyor. Celeste bu konu hakkında daha sonra yazarla geçirdiği hayatına dair bir anısını anlatırken. “Gün boyu sadece iki fincan cafe au lait içip iki kruvasan yiyerek yaşayan birini hiç duyma­dım. Hatta bazen sadece tek kruvasanla! Proust’un neredeyse hiçbir şey yemediğini söylemek abartı olmaz,” diyecekti.

Fakat bu durum aslında sanılanın aksine, Proust’un umurunda değildi. Proust’un çalışmanın acı verici olmasına ihtiyacımız olduğunu söylemesi de boşuna değildi. Aci çekmenin değerli olduğunu ve sanatın da bir koşulu olduğunu söylüyor, düşünüyordu.

Hatta bu konu hakkında da Kayıp Zamanın İzinde’nin son cildinde söylerek desteklemiş: “Bir yazarın eserleri, artezyen kuyusundaki su misali, kalbine iş­leyen acının derinliğine eş oranda bir yüksekliğe fışkırıyor­muş gibi görünüyor.”

Peki, Proust Bir Sinirbilimci Miydi?

Görsel: Informavore Effect

Zaman… Gerçekten de akıp giden, üstüne düşünülmesi gerekilen bir kavram değil mi? Hazır konu “zaman”a gelmişken Serdar Kuzuloğlu’nun bu konudaki podcastini öneremeden geçemeyeceğim:Zamanın Keşfi- Zihnimin Kıvrımları

Kayıp Zamanın izinde o ünlü madlenle başlar:

“Ama içinde kek kırıntıları bulunan çay damağıma değdiği anda irkilerek, içimde olup biten olağanüstü şeye dikkat kesildim. Sebebi hakkında en ufak bir fikre bile sahip olmadığım, soyutlanmış, harikulade bir haz, benliğimi sarmıştı. Bir anda, hayatın dertlerini önemsiz, felaketlerini zararsız, kısalığını boş kılmış, aşkla aynı yöntemi izleyerek, benliğimi değerli bir özle doldurmuştu; daha doğrusu, bu öz, benliğimde değildi, benliğimin ta kendisiydi. Kendimi vasat, sıradan ve ölümlü hissetmiyordum artık. Bu yoğun mutluluk nereden gelmiş olabilirdi bana? Çayın ve kekin tadıyla bir bağlantısı olduğunu, ama onu kat kat aştığını, farklı bir niteliği olması gerektiğini seziyordum. Nereden geliyordu? Anlamı neydi? Nerede yakalanabilirdi?”

Evet, tahmin edebileceğiniz üzere Proust bu un, şeker ve tereyağı parçalarından aslında beynimizin yapısı üzerine büyük bir şey sezinlemişti! Madlen kekini tattığı anda yazdığı o satırların, içindeki duyuların nasıl birleştiği konusunda o zamanlar fizyologların bir fiktri yoktu. Fakat Proust’un aslında en büyük keşiflerinden birisi koku ve tat duyularımızın anılarımızın eşsiz yükünü taşıdığıydı. Kitapta da bahsedilidği üzere, Brown Tıp Fakültesi’nde psikolog olan Rachel Herz, koku ve tat duyularımızın aslında fevkelade duygusal olduğunu gösterir. Bunun nedeni koku ve tat duyularının hipokampus( beynin uzun süreli bellek merkezi) ile doğrudan bağa sahip yegane duygular olmalarıdır. Onların bıraktıkları iz silinmez. Diğer tüm duyularımız( görme, dokunma ve işitme) öncelerin talamustan( dilin kaynağı ve bilince açılan ön kapıdan) geçer. Dolayısıyla bu duyular geçmişimize seslenme konusunda çok daha etkisizdir. Proust bu anatomiyi sezgileri yoluyla görmüştü. Kekin tadını ve çayın kokusunu kendi çocukluğunu aktarmak için kullanmıştı.

“Bu parçacıklar ona geçmişi hakkında başka neler hatırlatacaktı? Ağzındaki bu büyülü un ve tereyağı karışımdan başka hangi anılar çıkacaktı?”

Bellek Kuramı/ Dün Yalanı

Şimdi size geçmişten bir gününüzü düşünmenizi isteyeceğim. Sizce bu günü tüm detaylarıyla, “gerçek” bir şekilde hatırladığınızı düşünüyor musunuz? Yoksa bu beyninizin bir oyunu mu?

Proust anılarımızın aslında bir yalan olduğuna inanıyordu. Gerçekleri hikayemize uysun diye eğip bükeriz, zekamız yoluyla deneyimi yeniden işleriz. Romanın ilginç yönü ise, bugün Proust’un doğruyu keşfediyor olmasıdır. Bellek şaşmaz değildir. Geçmiş şeylerin anısı eksik ve hatalı olabilir. Anının güvenilmezliği bilimsel olarak ilk kez Freud tarafından tesadüf olarak kanıtlanmış. Kısacası, anılarımız aslında sinik şeylerdir. Gerçekte yaşanmış olup olmadıklarından bağımsız olarak beyin tarafından her zaman doğru olduu hissediecek şekilde tasarlanmıştır.

Madlen’i çayın içine daldırdıktan ve o kayıp çocukluk anılarını kurtardıktan sonra, Proust burunlarımızın benzersiz bir hafıza yükü taşıdığını fark eder. “Yalnızca koku ve tat yoluyla,” diye yazıyor Proust, “geniş hatırlama yapısını” geri kazanabiliriz. Sinirbilimciler artık Proust’un haklı olduğunu ve koku alma korteksinde merkezlenmiş olan koku ve tat duyularımızın, uzun süreli belleğin merkezi olan hipokampusa doğrudan bağlanan tek duyu olduğunu biliyorlar. Diğer tüm duyularımız önce talamustan geçer.

Hafızamızı, zihnimizdeki bir sabit disk gibi atıl bir bilgi deposu olarak düşünmeyi sevsek de, aslında hafızamız her zaman değişiyor. İronik ama gerçek: Bir şeyi hatırlamak aslında onu yanlış hatırlamaktır.

“Zaman vardır ama bir de anı vardır. Marcel tam ıhlamurlu çayından yudum alırken, okurlarına belirli belirsiz bir uyarıda bulunur: Anılarımızı yeniden ele geçirme gayretimiz nafile, zihnimizin bütün çabaları boşunadır.”

2000 yılında New York Üniversitesi’nde Karim Nader, Glenn Shafe ve Joseph LeDoux tarafıdan yapılan bir araştırmada ise bilimciler hatırlama edimini değiştirmediğimizi, aynı zamanda hatırlama ediminin de bizi değiştirdiğini kanıtlamışlar.

Kayıp Zamanın İzinde’nin vermek istediği derslerden biri, her anının hatırlanma anından ayrılmaz olduğudur. Tam da bu nedenle Proust tek bir kek yemek için önce elli sekiz sıkıcı sayfa boyunca anlatıcının zihinsel durumunu tasvir etmişti. Kendisinin içinde bulunduğu durumun geçmiş hissini çarpıttığını göstermek istiyordu.

“Yalan söylemeden geçmişi tarif etmek mümkün değildir. Anılarımız kurmaca eserlere benzemez, kurmacanın ta kendisidir.”

Önerilerim:

1- Proust’un Hayatını Konu Alan Kitaplar

Fotoğraf Kaynağı: Ayrıntıyayınları.com

Not: Aşağıda yer alan bazı kitapların içeriğinde “sadece” Proust bulunmuyor. Örneğin, “Proust Bir Sinirbilimciydi” kitabı ismiyle belki sizi yanılgıya düşürebilir. Fakat içinde sadece Proust değil, , Paul Cezanne’den Virginia Woolf’a, Gertrude Stein’dan Walt Whitman’a kadar 19. yüzyıl sanatçılarının çığır açan sanatlarında ve nesirlerinde zihin ve beyin hakkındaki büyük keşiflerden bazılarını çok daha önceden öngördükleri savunuluyor. Kısaca, sanatçılar ve eserlerinin sinirbilim ile ilişkisini irdeleyen bir kitap.

-Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir?

-Monsieur Proust

-Proust Bir Sinirbilimciydi

-Marcel Proust: Bir Yaşam

-Proust Projesi

-Proust ve Annesi: Psikanalitik Bir Kayıp Zamanın İzinde Okuması

-Proust’un Paltosu

Ruhların İletişimi- Proust ve Müzik

2- Belgesel: Marcel Proust: A Writer’s Life(1993)

3- Film: Attila Marcel(2013)

Attila Marcel(2013)
Attila Marcel Filminden, Madlen Keki.

4- Video & Podcast:

The School of Life- Marcel Proust

Çeviri Konuşmalar- Marcel Proust’u, tek kelimeyle nasıl anlatırsınız?

BBC Radio- In Our Time: Marcel Proust

İlginizi Çekebilir:

Beni Instagram ve Twitter’dan da takip edebilir, görüşlerinizi bildirebilirsiniz.

Informavore Effect- Instagram

Twitter

Podcast

Başka bir yazıda görüşmek üzere!

--

--

--

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog ailesidir.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store
Informavore Effect

Informavore Effect

Bilgi tüketmek ve keşfetmek için. /Humans are informavores, feeding on information about themselves and the world around them! Instagram: informavoreffect

More from Medium

2001 April Source Magazine D12

CS371p Spring 2022: Max Thomas

Contabo VPS Vs Cloudways Hosting

Migrating Google Photos from G Suite Legacy to a normal Google account