Merakım Öğretmenimden

Ortalama zekaya sahip, bazı şeyleri çok hızlı anlayan bazı şeyleri de çok zor anlayan standart bir insanım. En hızlı anladıklarım arasında Matematik, çok zor anladıklarım arasında İngilizce ile örnek vermek istiyorum.

Sayısal zekam, sözel zekamdan daha üstün, burası kesin. Fakat Einstein’ın bir sözü vardır, bilirsiniz: “Dehanın yüzde 1'i yetenek ve yüzde 99'u sıkı çalışmadır”. Bir şeyleri başarabilmek için çalışmanın gerekliliğini kimse inkar edemez sanırım. Böylesine çalışmak için de sevmek, sevilmek, sevdirmek gerek…

Okula başladığım zamanlara dönersem temel Matematik eğitimi alırken kafam basıyordu, öğretmenimi net hatırlamıyorum. Fakat ilk İngilizce öğretmenimi hatırlıyorum, köy yerinde öğretmen yokluğundan çat pat ingilizcesini aktarsa yeter diye düşünülen bir öğretmen. Adam İngilizce bilmiyor, sadece karşısındaki 8-10 yaşlarında hiç İngilizce bilmeyen boş beyinlerden daha çok biliyor. Ne yapsın adam aslında faydalı bir şeyler yapmaya, kadrodaki bir eksiği tamamlamaya çalışıyor. Bu noktada temel eğitimin, “a”, “an”, “the” farkının, kümelerin, harfli ifadelerin doğru aktarılmasının önemini söylememe gerek bile yok. Bu iki dersle ilgili olarak öğrenim hayatım böyle başladı.

Ortaokula geldiğimde artık İngilizcenin saçma bir şey, Matematiğin ise yapabildiğim bir şey olduğu bilgisini zihnime oturtmuştum. Standart bir öğrenci olarak öyle başarısız olduklarımın üzerine pek gitmedim. Gitmeye sebebim de yoktu, geçiyordum derslerimi. Zaten liseye giriş sınavında (OKS) İngilizce de yoktu. Zurnanın zırt dediği zamanlar tabii ki ergenliğe de denk gelen lise yılları oldu. — Düşünsenize öğretmenlerin karşısında artık sadece dolmayı bekleyen boş beyinler değil, acayip fikirleri olan başkalaşım aşamasındaki onlarca tip var. Evet, her çocuk özeldir fakat ergenler şahsına münhasır bir başkalaşım süreci içerisinde olan özel kişilerdir. Tüm öğretmenlerin özverilerine şapka çıkartarak devam ediyorum.—

O zamanlar ingilizceye ihtiyaç duymayan bir tipim ben de. Sayısal seçmişim bir kere, ne işim olur ingilizceyle falan. Bir anım var hiç unutmadığım, sinir bozucu tipleriz evet ama yoktan yere tüm sınıfı “ben sizin için mi okudum X üniversitesini, sizin için mi dereceyle bitirdim!” diye isyan etmişti İngilizce öğretmenimiz. Sert de bir kişiliği vardı, derslerin çoğunda “höt” demeyi, azarlamayı felsefesi haline getirmişti. Bak bak hele, lan oğlum ben İngilizce öğrenmek istemiyorum ki zaten, sen kime kızıyon? Söker mi bize? Aldık o dönem sınavdan sıfırımızı (üniversiteye kadar tek sıfır aldığım sınavdır), çektiğimiz restin de arkasında durduk. Ergenim oğlum bak her yerim şiş, üstüme gelmeyin… :)

Matematiğe sıra gelince, belki de hayatımı borçlu olduğum Annem’den sonra ikinci kadındır o öğretmenim. Derste küsleri barıştırmadığı mı kaldı, kendinle barışık olmakla ilgili kompozisyon yazdırmadığı mı kaldı, tuvalet eğitimi vermediği mi kaldı (evet, lisedeyiz ama kaç yaşına geldik hâlâ s*çmayı, işemeyi bilmeyenler var değil mi? El neden yıkanmalı, katı sabun nasıl kullanılır vb.?)… neler neler, bizimle dertleşirdi bazen, dersin bir kısmını fikirlerimizi sormaya ayırırdı. O kadın Matematiği anlatmak için çabaladığı kadar, bir ergeni hayata hazırlamak konusunda da elinden geleni ardına koymayan bir eğitimciydi resmen. Matematiği de yaşayarak anlatırdı zaten, dersin nasıl bittiğini anlamadığım olurdu. Bir soru sorardı, meraktan bütün gün o soruyla uğraşırdık arkadaşlarla. Bir gün dershanede fizik hocamız kendisine yöneltilen bir soruya “ben bilmiyorum, benim işim sana bunu sorgulatmak, merak ettirmek zaten, gerisi sana kalmış” diye cevap vermişti. Tabii o zaman “fizikten bahsediyoruz, felsefe değil ki bu”, “sen bilmeyecen de ben mi bilecem” diye verdiğimiz tepkiler hakkında ne kadar yanıldığımızı sonradan anladık.

Daha iyi anladığım bir şey varsa, o öğretmenimin matematiği öylesine güzel sevdirdiği, merak uyandırdığı ve öğrettiğidir. Üniversite puanımın, bugün burada, memnun olduğum bir yerde olmamın sebebi olan eğitimcidir. Hayatımdaki iyi ki’lerdendir…

Sonuçta yüzde 1 yetenek, yüzde 99 çalışmak hesabına ekleme yapmak gerekiyor. Çalışmak sevmekten, merak etmekten geçiyorsa eğer Einstein’ın diğer sözünü hatırlatayım: “Benim özel bir yeteneğim yok. Sadece tutkulu bir meraklıyım”. Yani yüzde 99'u sevmek ve merak etmek ön şartlı bir çalışma stilinden bahsediyoruz. Mesele Einstein değil tabii, geçmişe baktığımda başarılı ve başarısız olduğum derslerimle alakalı öğretmenlerim hakkında bulduğum ipuçları. Bu durumda eğitimcilik bir şey öğretmek değil de öğrenilesi bir şeyi sevdirmek olabilir mi sizce de?

24 Kasım Öğretmenler Günü tüm eğitimciler için kutlu olsun! Üzerimizde emeği geçen tüm öğretmenlerimize teşekkürler! Her yetiştirdiğiniz insanın, gurur kaynağınız olması dileklerimle…

İmza: Öğrenci

Dipnot: Ben “a”, “an”, “the” olayındaki “the” article’nın farkını üniversite hazırlığın 2.senesinde Duolingo’dan çalışırken öğrendim.


Türkçe Yayın Sosyal Medya Hesapları

Facebook: https://www.facebook.com/mediumturkiye

Twitter: https://twitter.com/mediumturkiye

Like what you read? Give Enver Bodur a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.