Minimalizm ve İslam

Batı'da bilimin gelişmesiyle birlikte kilisenin halk üzerindeki otoritesi kalkmış ve neyin doğru neyin yanlış olduğu tartışılmaya başlanmıştı.
Bilimsel çalışmalar, insanların daha güzel bir yaşam sürmeleri ve mutlu olmaları için yürütülmeye başlanmıştı. Ancak bu çalışmalar insanlık için "deneme yanılma" sürecini de başlatmış oldu. Yani iyi ve güzel düşüncesiyle insanlığın üzerine uygulanan her yenilik süreci, olumsuzluğunun anlaşılmasıyla kendini başka bir yenilik sürecine bırakmıştır.
Bu kapsamda kapitalist sistemle birlikte, tüketim çılgınlığı başladı. Çünkü mutlu olmanın yolu daha fazla tüketmek olarak gösterilmişti. Hatta tüketimi etkileyen en önemli faktörün "psikolojik ihtiyaç" olduğunu keşfeden aç gözlü akbaba kılıklı satıcılar, insanların duygularını ve bilinçaltını etkilemek için herşeyi yaptılar. Artık tüketmeden ve harcamadan duramaz bir toplum haline gelen insanlar, mutlu olmadıklarını keşfetmeye başladılar.
Öte yandan, tüketmekle birlikte gelişen teknolojiyle 24 saatlik bir günde insanın yapsı gereken iş beklentisi arttı. Hayat hızlandı ve insanlar da hızlanmak zorunda kaldı. Bu hız da mutsuzluğu doğurdu. Tüketmek ve hızlı yaşam insanları mutsuz eden iki etken oldu.
Böylelikle deneme yanılma yöntemi bir kez daha devreye girdi ve insanlık mutlu olmak için yeni bir yaşam stili aramaya başladı. İşte tam bu esnada başta sanatta olmak üzere, doğu mistisizminin de etkisiyle minimalizm akımı tüm dünyaya adını duyurdu.
İnsanoğlu, fıtraten minimalizm akımına ihtiyaç duyduğunu göstermekle birlikte, başta ülkemizde olmak üzere bu akımın felsefesi anlaşılamamış ve evdeki fazlalık eşyaların atılması şeklinde hayata geçirilmiştir. Minimalizm akımının felsefesinin, ruhunun, psikolojisinin içi boş olmasına rağmen "nasıl minimalist olunur?" sorusuna cevap arayanların buldukları cevaplarla mutlu olduklarını söylemeleri, fıtraten insanoğlunun bu akıma muhtaç olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.
Peki minimalizm neden insanı mutlu ediyor? Ve daha çok mutlu olmak isterse ne yapmalıdır?
Şimdi insanlığın merak ettiği ve muhtaç olduğu o ruhu minimalizmin içine (2) madde ile katalım.
1- Şükür (Nimetin Cenab-ı Hak’tan geldiğini bilmek)
İnsan fıtratına minimalizmin hoşuna gitmesinin en büyük psikolojik sebebi, hal ve davranışlarıyla şükür etmesidir. Çünkü, şükr-ü manevi, İslam medeniyetinin (dininin) yapı taşlarını oluşturan en mühim esaslardan olması cihetiyle minimalizmde de iktisat etmekle kendini gösterir.
"Cenab-ı Hak kemal-i kereminden, en fakir adama en zengin adam gibi ve gedaya (yani fakire) padişah gibi lezzet-i nimetini ihsas ettiriyor. Evet bir fakirin, kuru bir parça siyah ekmekten açlık ve iktisat vasıtasıyla aldığı lezzet, bir padişahın ve bir zenginin israftan gelen usanç ve iştahsızlık ile yediği en a’lâ baklavadan aldığı lezzetten daha ziyade lezzetlidir."(Bediüzzaman Said Nursi)
Bu hüküm, Allah'ın dünyada koyduğu manevi kanunlarındandır. Hal ve davranışlarıyla iktisat ve kanaat eden insan, Cenab-ı Hakk'ın rahmetini ve keremini celb eder. En zengin insanların en büyük şeylerde alamadığı lezzetleri, en fakir insana en küçük nimetlerle Allah hissettirir. İşte bu vesileyle mutluluğu yakalar.
Cenab-ı Hakk'ın manevi kanunlarıyla ilgili Hucviri der ki; Ankebut suresinin "Bizim uğrumuzda cihad edenlere gelince, onları mutlaka yollarımıza eriştireceğiz. Şübhesiz ki Allah, elbette iyilik edenlerle beraberdir." şeklindeki ayeti, nefsiyle mücadele ederek şeriatı yerine getirenleri Allah'ın hakikate eriştireceği şeklinde yorumlanmıştır. Çünkü insan görünen hükümleri yerine getirirse Allah manevi hükümleri kulu üzerinde muhafaza eder.
2- Kanaat (Hırs göstermeyerek elindekiyle yetinmek)
"Modern hayat, insana tüketimi arttırmak ve üretimi hızlandırmak için beklentilerini yüksek tutmayı öğreterek, ondaki yetinme duygusunu köreltmiş; kanaatin bir değer olarak toplumda yer etmesinin ekonomik alanda doğru olmadığını düşündürmüştür.
Kapitalist ahlakın temellerinden biri, mevcutla yetinmemek ve sürekli var olandan daha fazlasını aramaktadır."(Prof. Dr. Nevzat TARHAN)
Bu kapsamda, doyumsuz olan insanlar kanaatsizlik ve hırsları yüzünden mutsuz olmaktadır. Halbuki, bitkiler ve hayvanlar alemine baktığımızda kanaat edenlerin, hırs göstermeyenlerin nimetleri kendi ayaklarına geliyor ve leziz oluyor.
Hiç bir yere kıpırdamadan rızkını sadece topraktan alan ağaçların her yaz mevsiminde tatlı meyveler vermesi, bütün bebeklerin yemek bulmaya hiç bir kabiliyetleri yok iken anneleri aracılığıyla en tatlı süt gibi bir nimetle beslenmeleri, deniz ve okyanuslarda ki bütün balıkların semiz olmaları,
Bununla birlikte kurnaz dediğimiz tilki gibi hayvanların beslenmek için çok çaba harcamalarına rağmen cılız ve sürekli aç olmaları bütün dünyada hırs ve kanaatin rızık üzerinde manevi bir etkisinin olduğunun kanıtıdır.
Bu işin sırrı ise, "Kanaat tükenmez bir hazinedir." hadisinde gizlidir. Çünkü kanaat eden, daha fazlasını beklemediği için psikolojik olarak hem beklenti derdine düşmez hem hırs gösterip kendini yıpratmaz hem de acz ve fakriyle Allah'ın lütfunu celb eder.
"Ehl-i kanaat ile ehl-i hırs, iki şahsa benzer ki, büyük bir zatın divanhanesine giriyorlar.
Birisi kalbinden der: "Beni yalnız kabul etsin; dışarıdaki soğuktan kurtulsam bana kafidir. En aşağıdaki iskemleyi de bana verseler, lütuftur."
İkinci adam, güya bir hakkı varmış gibi ve herkes ona hürmet etmeye mecburmuş gibi, mağrurane der ki: "Bana en yukarı iskemleyi vermeli." O hırsla girer, gözünü yukarı mevkilere diker, onlara gitmek ister. Fakat divanhane sahibi onu geri döndürüp aşağı oturtur. Ona teşekkür lazımken, teşekküre bedel kalbinden kızıyor. Teşekkür değil, bilakis hane sahibini tenkit ediyor. Hane sahibi de ondan istiskal ediyor.
Birinci adam mütevaziane giriyor, en aşağıdaki iskemleye oturmak istiyor. Onun o kanaati, divanhane sahibinin hoşuna gidiyor. "Daha yukarı iskemleye buyurun" der. O da gittikçe teşekküratını ziyadeleştirir; memnuniyeti tezayüd eder."(Bediüzzaman Said Nursi)
Öte yandan başta Peygamber efendimizin (sav) hayatı olmak üzere İslam medeniyetinin sunduğu yaşam tarzına baktığımızda, gördüğümüz en önemli özellik orta yolu takiptir.
Bu kapsamda akıl, kalp ve duygularımızın her zaman ne ifratta ne tefritte hareket etmesi doğru bir davranış değildir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi insanların tüketim yapmasının en büyük sebeplerinden birisi duygularını kontrol edememeleridir.
"İslam tasavvuf geleneğinde mutluluk genellikle "her türlü aşırılıklardan uzak durmak ve erdemli olmak" şeklinde tanımlanmıştır. Çünkü Müslüman düşünürler insanın bedensel, psikolojik ve manevi boyutları arasında bir ilişki olduğu temeline dayanırlar."(Prof. Dr. Ali AYTEN-Dr. Sevde DÜZGÜNER)
Kanaat etmek ise, elinde olanla ilgili aç gözlülük ve tembellik arasındaki orta yoldur. Epikür konuyla ilgili "Sahip olmadığını arzulayarak sahip olduğunu ziyan etme. Bir hatırla, şu an sahip olduğun şeyler bir zamanlar senin için sadece bir hayaldi." demiştir. Özellikle pozitif psikolojinin öncüleri olan psikologlar kanaat erdemini, insanın mutluluğunun anahtarı olarak görmektedirler.
Facebook | Twitter | Instagram | Slack | Kodcular | Editör | Sponsor


