photo via: pixabay.com

Mutlu Sonu Beklemek?

Gürcan Öztürk
Sep 1, 2018 · 7 min read

Uzun zamandır yazmıyorum ve sadece yaşamı, insanları, akışı, doğayı, hayvanları, bitkileri… canlı cansız aklınıza ne gelebilirse tümünü gözlemliyorum. Kitaplar, müzikler, filmler, diziler, fotoğraflar da bu gözlemlere dahil. Lakin gözlemlemenin yanı sıra yaptığım başka bir şey daha olduğunu fark ettim ‘’bekliyorum.’’

Dünya tüm sevimli sevimsiz halleriyle yanıbaşımda dönüp dururken bu bekleme hali niye? Kendi kendime mutlu sonu bekleme hastalığı (çünkü kendinizi iyi biteceğine inandırarak olduğunuz yerde sayıyorsunuz) adını verdiğim bu durumdan genel hatlarıyla bahsedip ilave olarak sürece dahil olup çıkma evrelerimi de anlatmak istedim. Bu vesileyle de bloguma geri dönüş yapmak.

Aslında her şey en temelde benim motivasyonumu yitirmemle başladı. Yazmanın verdiği keyiften bir anda huzur alamama, öznelliği kaybedip çevirilere yönelme derken uzaklaştım. En başta kendime yabancılaştığım bu süreçte aile ve arkadaşlarım yanımdaydı ama üretmemek günden güne içimdeki enerjiyi tüketti. Nesnelerle kuşatılmış halde öyle ya da böyle bir takım dallardan tutunuyorsunuz ama hiçbirinin sağlam olmadığını anlamanız uzun sürmüyor.

Photo by Yoal Desurmont on Unsplash

Bilirsiniz insan beyni zorlandıkça daha iyi çalışır, dibi görmeniz gerekir ki yeniden ivme kazanıp yüzeye fırlayabilesiniz. Fırladım mı, patladım mı bilmiyorum ama bir yerlerden çıkmam, kendi kendimi içine kapattığım bu kutudan artık kurtulmam gerekiyordu. İzlemek-dinlemek eylemi size gerçekten çok fazla artı değer katıyor ama ne yazık ki çok tehlikeli bir yan etkisi var; illüzyonlar yaratıp getirisinin fazlasıyla yüklü miktarlarını alıp götürüyor. Bende de süreç tam olarak böyle işledi. Üstelik bende ortaya çıkan illüzyon mutluluktu, mutlu olduğunu sanma, kendi kendini kandırma hali ve ona ataşlanmış bir uzun bekleyiş.

İnsan neden aniden hiçbir şey yapmak istemez? Eminim hepimiz üzerine zaman zaman düşünmüşüzdür. Hatta çoğumuz dönem dönem bırakmış geri çekilmişizdir. Şimdilerde buna tükenmişlik sendromu diyorlar. İyi de bu denli hızlı tükenmek nasıl mümkün olabiliyor. İnsan doyma noktasına böylesine kolay ulaşabilen bir canlı mı? Hem ısıtılmadan nasıl en umulmadık anda kaynayıp taşabilir ki? Her şeyin olduğu gibi bunun da sebepleri ve evreleri var. Sıralama yapmaksızın kendi geçtiğim eşikleri ve o eşiklerde takıldığımda yaşadıklarımı özetleyeceğim. Özetleyeceğim ki hem kendi iç hesaplaşmam daha anlaşılabilir olsun hem de aynı noktalara tutsak olanlar için belki küçük de olsa bir farkındalık yaratmış olurum.

Motivasyonu yitirmek

Benim ilk başıma gelen şey motivasyonumu kaybetmek oldu. Bu nasıl oluyor derseniz size atalet halini örnek gösteririm. Hayatıma dair ne varsa bıraktığım bu evrede serbest düşüş haline geçtim. Nasıl ki atalette sürekli ister ister ister içinizdeki potansiyeli bilmenize rağmen onu sahneye koyamazsınız. İşte tam olarak öyle.

photo via: pixabay.com

Yapmak, istediklerim, planlarım, notlarım, şimdi ve gelecekle ilgili taslaklarım bir anda anlamını yitirip beni koltuğuma çivilediler. O koltuk güvenli köşem olduğu için camı açıp izlemeye koyuldum. Ara sıra süratli ara sıra yaprak oynatmaksızın. Motivasyon kaybımın en belirgin özelliği ne kadar izleyip ne kadar dinlersem dinleyeyim asla katılmayı başaramadığım bir sirkülasyonun içinde beni tekrara düşüren bir ağla kendimi çevrelemem oldu. Mutluydum (ya da öyle olduğumu sanıyordum) çünkü efor sarf etmem gerekmiyordu. Eğer iyi bir aileniz ve dostlarınız varsa anladım ki motivasyon kaybınız daha hızlı gerçekleşiyor. Aslında tam tersi olması gerekmez mi? Onların sizi motive edip çıkmazlardan çekip çıkarmaları. Hayır! En azından benim için hayır. Nedenine gelirsek….

Güven oluşturmak

Burada takılıp kaldığım ve ilerlememi engelleyen tüm maddeler benim kendi iç dinamiklerim ve yaşam koşullarımla ilgili olduğu için asla ve asla nesnel genellemeler yapmadığımın altını çizerek bu aşamayı açıklamak isterim.

Photo by Jonathan Klok on Unsplash

Benim aileden ve dostlarımdan gelen bir güvenim vardı. Nedir peki bu güven? Bu güven ne kadar düşersem düşeyim asla yere çakılmayacağımı bilmenin verdiği güvendi. Belki de biraz abartı gibi görünecek ama bunu bilmek benim için müthiş bir çekilme sebebiydi çünkü bir yerimi kırma, sakat kalma, parasızlık, açlık, sefalet, hastalık, ölüm gibi olası tüm tehlikeleri kafamda elimine ediyordum. Bilincimi yasladığım bu sahte güven ne yazık ki düşüşümü daha da hızlandırıp durduğum zaman üzerime yığılan sayısız sorumluluğun ağırlığını tahmin edemeyeceğiniz oranda artırdı.

Sizi özgür bırakan, size güvenen ve daha önce yaptıklarınızı referans alarak içinde bulunduğunuz halden şüphe etmeyen destekleyici bir aile evet mükemmel ama ya hiçbir şey eskisi gibi değilse ve siz onlara öyle olmadığını anlatamayacak kadar kendinizden uzaklaşmışsanız. Anlamaları gerekir öyle değil mi? İçten içe anladıklarını sürekli fark ettirmelerine rağmen müdahale etmediler. Çünkü az önce de dediğim gibi zamanında seviyeyi ben yükseltmiş zamanında aynı sahte güven duygusunu ben onlara vermiştim.

Photo by Andrea Tummons on Unsplash

Arkadaşlara gelecek olursak. Bu hal içindeyken en sık görüştüğüm arkadaşım THY’da pilotluk yapan üniversiteden bir arkadaşımdı ona dertlerimi, tasalarımı, durma halinden hissettiğim rahatsızlığı anlattıkça bana söylediği şey ‘’her şey düzelir sen halledersin’’ oldu. Aynı şekilde onda da potansiyel bir Gürcan yapar, Gürcan neleri atlattı, bu sadece varoluşsal bir geçiş dönemi algısı yaratmıştım. Anladım ki sadece onda değil beni gerçekten okuyabildiğini düşündüğüm tüm arkadaşlarımda bu yanılsamayı yaratmıştım. Ve yalnızdım…

İnancını kaybetmek

Bu da beni bir sonraki eşiğe taşıdı. Çok uzun süre bir şeyleri izlerseniz onlardaki her türlü değişimi kaçınılmaz biçimde gözlemleyebiliyorsunuz. Küçükler büyüdü, büyükler işlerinden ayrıldı, evlendi, taşındı, çiçekler soldu sonra yeni çiçekler aldım yeşillendiler, dizilerin yeni sezonları çıktı bitirdim, akademik kitapları köşeye ittim biraz başka dünyalardan sesler dinledim, yağdım dindim, ıslandım kurudum, gittim döndüm… olabilecek hemen her ruh halinden geçtim.

Geçtim ve kendimle çeliştiğim her tümsekte kendi üstümden atladım. Arkamda bıraktığım tümsekler yok olmadı aksine şimdi geri dönüş yollarına tırmanırken hepsiyle teker teker karşılaşıyorum. Kazma kürekler elimde bir şekilde inancıma giden yolu yeniden yapılandırmaya çalışıyorum.

İnançtan kesilme hali de bir anda oluyormuş daha önce pek çok kez işitirdim, işitirdim de güler geçerdim başıma gelince anladım. Anlatanlara saygı duymayı anladım. Öyle kolay mı inanmaktan vazgeçmek hele ki benim gibi yarı narsist sayılabilecek birisi için. Bitti. Bir düdük çaldı ve ben koşmayı bıraktım. Çünkü ne yaparsam yapayım yarattığım etkinin belli bir tepki sınırını aşamadığını fark ettim. Meğer hepsini isteyen o bencillerdenmişim.

Photo by Jeremy Yap on Unsplash

Dur dedim! Dur kendine zarar ver, yoksa başkaları yara alacak. Bu başkalarını düşünme hali bana nereden baksanız koca bir yıla mal oldu ama olsun. İte kaka, kıra döke oldurmaktansa doğal ortamımda durdum. Yapamıyordum işte elektriksel toplum bana hep onlar gibi olmayı dayatıyordu ve gırtlağıma kadar batmıştım. Başkaları gibi olmaya o kadar odaklanıp onların tepkilerine öylesine kilitlenmiştim ki bir din olarak onların inancını benimsemiştim. Benim inancım kötüydü, eksikti, alttaydı ve ben bu inançla altta kalmaya mahkumdum. Onların muhteşem getirilere sahip inançlarından nasıl pay alabilirdim? Bu sisteme nasıl dahil olabilirdim? Tabii ki kendi inancımdan feragat ederek. Peki inancından feragat etmek kalbinden ve ruhundan da feragat etmek demek değil miydi? Karakterime ne olacaktı? İşte orada durdum karakterimi yitirmeyi göze alamazdım. O giderse tek geri dönüş anahtarımı da kaybetmiş olacaktım.

Şaşırmak

Senelerce yaşanan sorgusuz sualsiz aktif hayatın ardından sıkıcı, monoton ve işlevselliğini kaybetmiş birine dönüşmek beni şaşırttı. Kendime şaşırıyordum çünkü üretmiyordum, üretmediğim gibi hazırı tüketmekten rahatsızlık duymamak ve ‘’ama mutluyum’’ yalanına inanmaya bu kadar meyilli olmak bana güçsüz bir insan olduğumu düşündürmeye başladı. Müdahaleci tavrımı kaybedip ‘’bana dokunmadığı sürece’’ fikrine hemen aşina olabilmem daha da şaşırmama sebep oldu, keza insanların hayatında küçük de olsa fark yaratabilen biriydim. Artık o da yoktu.

Hiç kimsenin bendeki bu kötü gidişatı fark etmemesine ya da gözlerini kapatıp kulaklarını tıkamalarına şaşırdım. Gecikmeye şaşırdım, hayattan geri kalmaya, durmanın vadedilmiş cennetine ulaşabilmek için sarf ettiğim eforla yapabileceklerimi görünce yeniden şaşırdım. Bu kez tadı acıydı. İnsanlardan anlanmayı, aranmayı bekleyişime şaşırdım. Yardım elleri de mi -hepsi mi- benimle aynı dertten muzdaripti yoksa onlar da mutluluk yalanıyla sorhoş olmuş önlerini bile görmekten acizdi?

Photo by Nathaniel Shuman on Unsplash

Şaşırmak da yoruyor insanı, bir süre sonra nötrleniyorsunuz. Sizin yapamadıklarınızı yapanları gördükçe önce şaşırıp sonra istesem ben de yaparım diyerek işin içinden sıyrılıyorsunuz. Ya da aklınızı kaçırmamak için mecbur kalıyorsunuz. Nasıl bu hale geldim şaşırması son evre ve en kötüsü. Çünkü suçlamaya başlıyorsunuz. Geri çekilme halinde yapamadıklarımdan ibaret olduğum için beni en çok bu hal zorladı. Yapamadıklarım, yapmak istemediklerim, bıraktıklarım, takipten çıkardıklarım, engellediklerim, masasından kalktıklarım, yarım sevişmelerim, gereksiz sevmelerim, boşa yediklerim, biten pillerim, kırılan ekranlarım, bozulan saatim, sıfırladığım kredi kartlarım, mesajlı tişörtlerim, anlamsız mesajlarım, kendi evime çıkma hayalim, kaçma ihtimalim… her şey birbirine girdi. Hepsine şaşırdım. Elimde hiçbir şey yok ama olsun mutluyum.

Uyanmak

Sen kendi hayatınla ilgili ne yapmak istiyorsun? -Hiçbir şey -O zaman ben senin hayatın için ilaç yazmaktan başka bir şey yapamam.

Psikiyatristimle son seanslarımızdan birinde geçen konuşma. Ne kadar profesyonel olduğunun bir önemi yok. Aylardır ürettiğim ‘’hiçlikle’’ onu da yormayı başarabildim. Bir ihtimal herkes gibi. Belki bu yazıdan sonra haklı isyanları olan aydınlatıcı dönüşler alırım kim bilir.

Uzatmayacağım, neticede her uykunun bir sonu var -uyandım. Güçlü bir uyanış olduğunu söyleyemeyeceğim hayatımda halen netleşmeyen onlarca konu, tırmanmam gereken bir kaç zorlu basamak var. Önümü göremiyorum ve bir mutluluk yalanının içinde olduğumun da son derece bilincindeyim. Ama hiç değilse artık durmuyorum. Sular çekildi çekildi ve şimdi dalgalanmaya hazırlar. Ama içimde hala kıyının korkusu var bunu da inkar etmiyorum.

photo via: pixabay.com

Kendimle çekişmem bitmeyecek. Bitmesini de istemiyorum. Sonuç itibarıyla beni kırbaçlayan beni harekete geçiren bu çekişme. Aynı çekişme seni aylarca durdurdu şimdi ne kadar götürecek derseniz inanın bilmiyorum. Sadece uzun sürmesini diliyorum. İçimde yeniden bir ışık yandı ve yokluğumun karanlığında doğmuş olan ne varsa şimdi hepsini çok net görüyorum. Size anlatmak istiyorum. Sizden dinlemek. Kendimi yenilemek. Yeniden cesaret etmek.

Facebook | Twitter | Instagram | Slack | Kodcular | Editör | Sponsor

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

Gürcan Öztürk

Written by

Beni yanlış okuma. #gazeteci #sosyalbilimci

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade