Nasıl Sosyal Medyacı Olunur?

Geçen günlerde “3 Günde Sosyal Medyacı Olun” diye bir eleştiri yazısı yazmıştım. Sonra sadece eleştirmekle kalmak hoşuma gitmedi. Zira çoğu insan zaten eleştirebiliyor, ekstra bir eleştiri çok da fayda sağlamaz diye düşünüyorum. Bu yüzden bir de ufak ipuçları içeren bir yazı yazmak istedim. Eminim buralarda sosyal medyaya gönül vermiş insanlar vardır, belki hiç başlamamış ama başlamak isteyen belki de bu işlere girişmiş ve kendini geliştirmek isteyen birilerine ulaşırım. Neyse, yine girizgâhı çok uzun tuttum, hemen başlayayım. Bu yazıda net ve işe yarayan formüller vermem mümkün değil ama kendi 3–5 tecrübem ve okuduklarımdan yola çıkarak nasıl sosyal medyacı olunabilir, neler bilmek lazımdır, nasıl başlanır anlatmaya çalışacağım.

1. Pazarlama

Benim en anlamlandıramadığım nokta bu. Nasıl oluyor da sosyal medya işleri yapan insanlar sosyal medyayı pazarlamadan ve hatta iletişimden ayrı tutabiliyor? Sosyal medyada atılan her adım, yapılan her iş aslında pazarlamanın bir parçası ve bu parçanın genel pazarlama stratejisinden ayrı olması düşünülemez. Ama nasıl oluyorsa görüyorum birçok firmanın sosyal medyaları kendilerinden bağımsız ilerliyor. Firma ciddi bir profil çiziyor misal sosyal medya tamamen gevşek bir iletişimde, firma genç bir izlenim çiziyor sosyal medya 50 yaş üstü görselleri paylaşıyor falan filan. Oldukça saçma.

Bir de pazarlama bilmeyen insanın sosyal medyada bir şeyler yapabileceğine inanmıyorum ben. Pazarlama dinamiklerini kullanmak zorundasınız çünkü. O dinamiklere göre hareket etmek zorundasınız. Eğer sosyal medyacı olarak pazarlama bilmiyorsanız acilen o pozisyonu terk edin ya da oturun öğrenin. En temelden öğrenin.

2. Analiz

Bu da hiç anlamlandıramadığım ikinci nokta. Birçok araç istatistikleri hazır veriyor zaten ama o istatistiklere bakıp yorum yapamayan insan nasıl sosyal medya işi yapacak? Raporuna “en çok beğeni alan görselimiz x, etkileşim oranımız %y” yazmayla istatistikleri yorumlamış olmuyorsunuz ki. Neden en çok beğeni alan görsel o mesela bir tahmininiz var mı? Ya da etkileşim oranın neden o kadar? Bu etkileşimi yükseltmek için neler yapabiliriz? İstatistik pazarlamanın da bir parçası ve ancak düzgün istatistikler doğru pazarlamayı getiriyor. Az önce de dediğim gibi verileri zaten araçlar bizim yerimize toplayıp belli bir analiz sunuyor ama nereye bakacağınızı bilmiyorsanız o analizler de bir işe yaramıyor. Mesela sayfa hedef kitleniz kimlerden oluşuyor, bu insanlar ne seviyor, bu insanlar hangi aktiviteleri yapıyor, kaç yaşındalar, hangi okullara gidiyorlar, hangi şehirlerde yaşıyorlar vs vs vs… Bu tarz bilgilere odaklanmak önemli bence. Hedef kitleyi iyi tanımak ve onları anlamak şart. Hedef kitlenizi sayfada tutan şeyin ne olduğunu önce sizin bilmeniz gerekiyor. Doğru analiz yapamayan ve yapılmış analizi yorumlayamayan insanın da sosyal medyacı olabileceğine inanmıyorum.

3. İçerik

Gerçekten sosyal medyaya gönül vermiş insanın çok iyi içerik üretmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü sosyal medyanın neredeyse tamamı içerikten ibaret. Eğer söz konusu profilde kaliteli içerik yoksa hiç kimse kullanıcıyı o profilde tutamaz. Kimse markaların/firmaların kara kaşına kara gözüne bakarak gelmiyor oralara. Kimse sizi gerçekten sevdiğinden etkileşimde bulunmuyor. Eğlenceli ya da faydalı bir şeyler sunmanız gerekiyor artık kullanıcıların sizinle etkileşime geçmesi için. Ki akıllı telefonlar sayesinde bir içeriğe 6–7 bilemedin 10 saniye kadar vakit ayırdığımızı düşünürsek, bu kadar kısa süre içerisinde etki yaratacak bir şeyler sunmak zorundayız. Bu yüzden olabilecek en kısa ve en doyurucu şekilde metinleri yazmak ve görselleri göze hitap edecek şekillerde tasarlamak gerekli. Ayrıca her sosyal mecranın kendine göre farklı dinamikleri var. Görsel boyutlarından tutun da kullanıcı davranışlarına kadar birçok farklılık söz konusu. En basitinden insanlar Facebook’ta her gün saçma sapan fotoğraflar paylaşılabiliyorken Instagram için biraz daha özen gösteriyorlar. Instagram biraz daha göze hitap etmesi gereken bir mecra çünkü kimse Instagram’a patates selfie’ler görmek ve arabada çekilen hikayeleri izlemek için girmiyor. Farklı efektleri ve araçları ile bize daha güzel görseller oluşturma fırsatı tanıyor. Pinterest, Twitter, LinkedIn, Facebook, Instagram, bloglar hepsi de farklı mecralar ve kullanıcılar her birinde farklı tepkiler veriyor. Bu yüzden her profilde aynı içeriği paylaşmak bence tamamen tembellik ve çöp bir yöntem. Oturup hepsi için bütüncül ama farklı stratejiler yazmak gerek. Ve her sosyal medyacı içeriklerini paylaşmadan önce kendine şunları sormalı; “Ben bunu görsem beğen tuşuna basmaya zahmet eder miydim?”, “Bu içeriğin kullanıcı için ne faydası var?” Bu iki soruya gönül rahatlığıyla olumlu yanıt verebiliyorsanız paylaşın gitsin. Yok biraz çekimserseniz daha çok çalışın, daha kaliteli içerik üretin. Ayrıca bu içeriklerin sizinle alakalı olmasına da lütfen özen gösterin. Hedef kitlenizi iyi tanıyıp onlara güzel şeyler sunun.

Ayrıca görsel bulmakta sıkıntı yaşıyorsanız; visualhunt.com, pixabay.com, pexels.com gibi ücretsiz kaynaklardan yararlanabilirsiniz. Aslında bence görselinizi de kendiniz çekmeniz daha sağlıklı ama hadi neyse:)

4. Strateji ve İletişim

Yıl olmuş kaç hâlâ strateji deyince sadece haftada kaç içerik paylaşacağız, hangi saatlerde paylaşacağız, içerik konularımız ne olacak sorularını anlayanlar var. Yapmayın arkadaşlar, böyle strateji mi olur allaseniz? Haftada kaç paylaşacağınızdan ziyade ne kadar kaliteli bir şey paylaşacaksınız o önemli. Hangi saatlerde paylaşacağınız da artık önemli değil, bütün saatler neredeyse aynı gibi. Zaten etkileşimi yüksek içerikleriniz gün boyunca görünür olacak. Bir de bunları deneme yanılma yapmadan bulmanın bir yolu yok. Farklı saatleri test etmeniz gerek. Hangi gün ve saatler en iyi etkileşimi getiriyor öğrenmenin tek yolu farklı gün ve saatlerde paylaşımlar yapıp ölçmek. Bir süre sonra ancak doğru sonuca ulaşılabilir.

Neyse, ne diyordum? Strateji. Evet.

Strateji deyince aklınıza sadece bunlar gelmesin çünkü konseptiniz stratejinizin ve haliyle pazarlama çalışmalarınızın çok önemli bir parçası. Örneğin siz “sizli bizli” iletişim yapan ve kendinizi “olgun ve ciddi” olarak konumlandıran bir firmaysanız sosyal medyanızda “senli benli” içerikler paylaşamazsınız, çok cici görseller sunamazsınız veya genç işi espriler yapamazsınız. Tabi ben kime anlatıyorum, bunların çoğu zaten yapılıyor da…

İçerik konseptinizin devamlı olması önemli. Bakın mesela benim en çok sevdiğim markalardan biri Kaft’tır ve bu marka uzun zamandır çizgisini bozmamıştır. Kaft’ın Instagram içeriklerini az çok bilirsiniz, konsepti bellidir, tarzı bellidir, hatta görsellerde logo olmasa bile “Bunu Kaft yapmış” diyebilecek kadar da görselleri kendisiyle uyumludur. Ayrıca Kaft’ın görselleri göze de hoş gelir. Bir sanatçı paylaşmış gibi veya arkadaşınız güzel bir fotoğraf çekmiş gibi keyif alırsınız. Haliyle bu marka ile etkileşime girerken “Acaba” diye düşünmezsiniz, otomatik olarak beğenmişsinizdir zaten çünkü içerikleri kaliteli, konsepti kendisiyle uyumludur. Bir diğer örnekler; son günlerde dikkatimi çeken UP Watch ve Daniel Wellington markaları. Bu iki markanın da içerikleri harika. Ki ben saat kullanan biri olmamama rağmen bu iki saat markasını da takip ediyor, etkileşimde bulunuyorum. Sürekli ürünlerinin tanıtımını yapıp beni baymıyorlar, arka planı beyaz ürün görsellerini gözüme de sokmuyorlar. Yarın saat almak istediğimde de aklıma gelen ilk iki marka onlar olacak.

5. Uygulama

Gördüğüm kadarıyla sosyal medya işine girmek isteyen çok insan var ama uygun projeleri yok. Çünkü referans iş gösteremedikleri için projelere kabul edilmiyorlar. Bunu önlemenin tek yolu da referans iş bulmak. Tabi burada biraz kısır döngüye girmiş gibi oluyoruz. Çünkü hiçbir projeye kabul edilmiyor hiçbir referansımız olmadığı için de hiçbir projeye kabul edilmiyoruz falan:) Elbette bunu kırmanın basit bir yolu var. Kendi projenizi üretmek. Kimse doğar doğmaz proje sahibi olmadı, kimse acemi olmadan profesyonel de olmadı, bakmayın siz sizi işe almayan insanlara, onlar da birkaç yıl önce sizle aynı yerdeydiler. Bu yüzden moral bozmak yerine hemen üretime geçmek gerek. Yapacağınız proje sanal bir şey olabileceği gibi somut bir ürün üzerine de olabilir. Örneğin basit bir blog veya içerik sitesi açıp sosyal medya stratejilerinizi uygulayabilirsiniz ama benim tercihim somut bir üründen yana. Zira sosyal medyadan satış yaparsanız hem insanlarla iletişimi de öğrenmiş olacaksınız. O yüzden eğer bir hobiniz varsa ortaya çıkardığınız ürünleri sosyal medya üzerinden satabilir veya toplu bir şeyler alıp perakende olarak müşterilere ulaştırabilirsiniz. Hiç olmadıysa bir firmayla (küçük firma da olur.) anlaşıp onların ürünlerini sosyal medya üzerinden satabilir ve hem komisyon alıp hem de işi öğrenebilirsiniz. Bu şekilde hem riske girmeden bir iş kurma tecrübesi edineceksiniz (sanal da olsa simülasyon niyetine) hem de kendinize ait bir proje sunabileceksiniz. “Bunu ben yaptım” diyerek kanıt gösterecek bir sosyal medya işiniz olacak. Üstelik bu iş tamamen size ait olduğu için farklı şeyler de deneyebilirsiniz. 3 liraya 5 liraya reklamlar verip analizler yapabilir, istediğiniz saatlerde paylaşım yapabilir, metinlerinizde özgür olabilirsiniz. Bu metot size çok şey öğretecektir ki bir yandan acemiliğinizi bir firma projesi yerine kendi projenizde atmanız da gayet iyidir.

Dev hatalar da yapsanız sizi işten atacak kimse yoktur ve belki de sosyal medya aslında istediğiniz alan değildir. Eğer sosyal medyacı olmak istiyorsanız bence vakit kaybetmeden hemen başlayın. Bol şanslar:)