Neden mi Atatürkçüyüz?

sırf karizmasından değil herhalde!

Bugün 19 Mayıs. Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı.

Aynı zamanda Atamızın kendi isteğiyle doğum günü olarak belirlenmiş tarih. Yani Mustafa Kemal Atatürk’ün doğum günü.

O’na duyduğumuz sevgi ve özlemi, Cumhuriyetimize, ilke ve devrimlerine bağlılığımızı tekrar tekrar paylaşacağımız bir gün elbette.

Fakat Atatürkçü olma nedenimiz sadece bu sevgi ve hayranlığımız değil.

Dün bir sosyal medya paylaşımında tarihin yanlış anlatıldığını, Anadolu’nun Kurtuluş Savaşından önce zaten kurtulmuş olduğunu, tek bir kurşun atılmadan düşmanın çekildiğini falan okudum. Çok şaşırmadım çünkü aynı zihniyet yıllardır Çanakkale savaşını gökte uçan evliyalar sayesinde kazandığımızı anlatıp durur. Ne olmuş ki?, ne yapmışlar ki? deyip duran bu kibirliler ordusu bugünün rahatlığıyla sürekli geçmişimizi aşağılamaya çalışır.

Kurtuluş Savaşımız emperyalizme gezegen genelinde atılmış en büyük direniş tokatlarından bir tanesidir. Bir ulus, tüm yoksunluklarına ve çaresizliklerine rağmen dünyanın o zamanki en büyük güçlerinin işgaline direnmiş ve geri çekilmeye zorlamıştır.

Ayrıca düşmanla işbirliği yapacak kadar alçalmış bir mutlakiyet rejimi yerine ulus demokrasisinin kurulmasına ön ayak olmasıyla da demokrasi tarihinde de önemli bir yeri vardır.

Bu hikaye, her türlü zırvaya dayanacak kadar gerçektir. Biz neye inanırsak inanalım doğrusunu tarih yazmaya devam edecek.

Milli Mücadele , Kurtuluş Savaşı ile bitmedi. Tam tersine asıl mücadele barış zamanında başladı. Kurulan yeni ulus-devletin, geri kaldığı medeniyet boşluğunu hızla aşması, imar edilmesi, insan kaynağının geliştirilmesi, askeri olduğu kadar ekonomik bağımsızlığını da kazanması gerekliydi. Kadını ve erkeğiyle toplumsal potansiyelin ortaya çıkması, fırsat eşitliğinin sağlanması için çalışılmalıydı. Tüm didiklemelere rağmen farklı inanç ve toplumların toprağında kardeşlik barışı sağlanabilmeliydi.

En önemlisi her birimiz artık kul değil vatandaş olabilmeliydik. Yüzyıllarca benliğimize işlemiş kulluk bilinci bir an evvel silinmeliydi.

Çevremizde emperyalist yumruk karşısında bu kadar şanslı olamayan bir çok toplum yaşamakta. Bu toplumlar için bitmek bilmeyen çatışmalar, cehalet , sefalet, baskı rejimleri ve yobazlık kaçınılmaz bir kadere dönüşmüş durumda. Bırakın nesillerinin geleceğini, yarınlarını bile tahmin edemiyorlar. İnsanlığın refahına, bilime, teknolojiye, zenginliğe hiçbir katkısı ol(a)mayan, daha da kötüsü yaşamları değersiz görülen küresel gettolara dönüşmüş durumdalar.

Birisi hurafeye başkaldırdığında linç ediliyor. Bilimsel çalışma yaptığında şeytan ilan ediliyor.Kadın olmak başlıca işkenceye ve ölüm nedeni.Adalet meleğinin sadece gözü değil elleri de bağlı olmalı ki, birisi yandaş olmasın mahvolması işten değil. İfade veya inanç özgürlüğünden bahsetmeye gerek yok. En hakiki mürşit yobaz tutuculuk haline gelmiş.

Böyle bir toplumda yaşıyorsan üç alternatif var: Çoğunluğu oluşturan sessiz mutlu aptallar tarikatına katılmak, körükörüne yandaş olmak, veya kaçmak, yani mülteci olmak. Bu üç noktada fırsat eşitliğinden söz edilebilir. Vatandaşlar bolca öğünebilir, çalışabilir ama güvenecekleri kimse olamaz.

Eğitim bir öncelik değil. Çok gerekli de değil. Hele kadınsan bir seçenek bile olmayabilir. Yeni nesil birisinin eseri olacaksa o da cehalettir.

Devleti güçlü kılacak sağlam, şeffaf ve köklü kurumlardan, devlet geleneğinden, tarih bilincinden, komutasına ve teknolojisine hakim bir ordudan, üretimi ve yatırımıyla bağımsız bir ekonomiden, toplumsal hayatı zenginleştirecek sanat ve spordan, yaratıcılık ve estetikten yoksun bir toplum olarak tüm hayat damarları kesilmiştir.

Özgür ve kendi kararlarını veren, ayakları üstünde duran bir kadın bulunamayacağı için fikri ve vicdanı hür nesillerin yetişeceği aileler kurulamaz. Anneler çocuklarına ancak kulluk bilincini aşılayabilir.

İnanç, tekkelerin, tarikatların, şıh ve şeyhlerin tekeline girdikçe, toplum da sorgulama yetisinden yoksun bir müritler cemaatine dönüşür.

karizması tek hayranlık sebebimiz değil elbette

Atatürk tarihin gördüğü en büyük askeri, siyasi dehalardan biridir. Aynı zamanda büyük bir entellektüel olmasıyla , yaşam ve kıyafet zevkleriyle seçkin bir erkek olduğu açıktır. Ömrünün neredeyse tamamını vatan için cephelerde, bir sevgiliden, yuvadan, çocuklardan yoksun geçirerek fedakarlığın kitabını yazmış bu çelik bakışlı adamdan daha karizmatik bir lider zor bulunur.

Tüm bu cazibe unsurlarına rağmen kendinden başkasını sevmeyen, halkı zerre kadar umursamayan, gelecek nesilleri değil kendi soyunu düşünen, sahip olduğu güç ile çekim alanı yaratan popülist-idol-liderlere duyulan hayranlıkla, Atatürkçülük bir tutulamaz.

Bizler Atatürkçüyüz çünkü O’nun sayesinde damarlarımızda akan potansiyeli gerçeğe dönüştürme imkanına sahibiz. O’nun sayesinde ezik-büzük değil başı dik , onuru ve namusu için yaşayan bir toplumuz. O’nun ilhamını verdiği yolda yürümezsek cahil bir sefaletin, çürümüş bir yobazlığın çöplüğüne bizi çekmeye çalışacağının farkındayız.

Yurtta ve dünyada barışı amaçlayan bir vizyona sahip, kadın erkek tüm yurttaşların eşit ve hür yaşadığı, farklı düşünce ve inançların yeşerebildiği, hukukun ve halk iradesinin egemen olduğu, tam bağımsızlığı hedefleyen bir toplumda yaşama ihtimalini bize sunmuş olması hayranlığımız için yeterli nedendir.

Sulandırmaya çalışanlara inat biz bir kişiye değil, bir ideale tutkunuz.

İşte bu yüzden — ne mutlu ki — Atatürkçüyüz.

“Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” Mustafa Kemal Atatürk

Bağımsızlık meşalemizin yandığı, sadece Atamızın değil ulusal bağımsızlığımızın doğum günü olan 19 Mayıs kutlu olsun


Ümit ÖNER’in insanlık gündemi hakkındaki yazılarına Medium sayfasından ulaşabilir, paylaşımlarını İnsanlık Gündemi sayfasından veya Twitter ve Linkedinde takip edebilirsiniz.