Nefret Özgürlüğü

ancak olmak istediğimiz kadar kör olabiliriz!

Umit Oner
Umit Oner
Aug 24, 2017 · 4 min read

…Ellerinde nazi bayrakları ve klu klux klanla özdeşleşmiş meşalelerle sokağa fırlamış ve “ülkemizi geri alacağız” sloganı atıyorlardı.

Binlerce kilometre ötede başkaları , ülkesindeki farklı bir etnik grubun tapınağının önündeki heykele kafir işi diye saldırıyordu. “Bu ülke bizim” diye çığırıyorlardı.

Başka bir yerde, bir ulaşım aracında şort giymiş bir kadın ahlakı bozuyor diye yumruklanıyordu.

TVde adamın biri kadınların nasıl dövülebileceğini anlatıyordu. Farklı bir coğrafyada “acıkırsan eşinden parça kesip yiyebilirsin” diye fetva veriliyor, bir kaç meridyen ötede köyün ihtiyar heyetinin onayıyla gencecik bir kız insanların önünde intikam tecavüzüne uğruyordu!

Tüm bunlar olurken bir sosyal medya fedaisi, “muhalifleri kim öldürecek” diye hedef göstermekle meşguldü. Yüzlercesi ise birbirlerine küfür etmekle…

Gücü insana yetmeyenler ise sokaktaki savunmasız hayvanları tekmeliyor, arabasıyla eziyor, kafasını kesip videosunu çekiyordu.

eskiden KluKluxKlan üyeleri en azından yüzünü gizlerdi!

Korku filmi veya kabus değil…

Tüm bunlar milyarlarca insanın gözü önünde, gezegenimiz üzerinde gerçekleşmekte. Birçoğu, demokrasiyle yönetilen ülkelerde vuku bulmakta.

Bir demokrasi havarisi olduğu için cunta tarafından 15 yıl ev hapsinde tutulan Aung San Suu Kyi , ülkesi Myanmar’ın Arakan bölgesinde yaşayan Müslüman azınlığa reva görülen şiddete ses çıkarmıyor mesela.

Emekçi sınıfı sömürenlerden kurtarmaya ant içmiş bir devrimci ve sendikacı olan Nicolas Maduro, ülkesi Venezuela’da kendisini protesto edenleri polislerine öldürtmeyi normal bulabiliyor.

Filipinlerin aslında bir avukat olan başkanı halk adamı Rodrigo Duterte, binlerce insanı yargısız infaz eden güvenlik güçlerine, “vurun aslanlarım” diye gaz verebiliyor.

Nefret borusu gür ve özgür bir şekilde öterken dünya genelinde istatistiklere sığmayacak kadar gazeteci, yazar, düşünür, şair, aktivist düşüncelerinden ötürü hapis yatıyor.

Kurşunlarla konuşanlar, düşüncelere tahammül edemiyor.

Sonra da utanmadan kendi gülünce halkına gülmeyi, kendi üzüldüğünde insanlarına ağlamayı emreden Kuzey Kore lideri Kim Jong Un’a diktatör falan diyoruz

Asıl diktatörlük, adaletin yandaşlığa, kardeşliğin fırsatçılığa, eşitliğin partizanlığa, özgürlüğün ise sözde ekonomik büyümeye feda edilmesine göz yuman toplumların eseridir.

İfade özgürlüğünü nefret borazanına çevirenler,

inanç özgürlüğünü, çoğunluğun inancına uymayanı öldürme özgürlüğüne dönüştürenler,

yaşam hakkını sadece kendinden olanlara tanıyanlar…

Kim bunlar? Siyasetçiler mi?

Tüm bunlar için siyasetçileri hiç suçlamayalım. Onlara sınırsız zevkleri tattıranlar bizleriz.

Trump, “bütün Meksikalılar tecavüzcüdür” diye atıp tutarken alkışlayanlar da, Maduro “ben ne yapıyorsam halkım adına yapıyorum” deyip anayasayı kafasına göre değiştirirken arkasında duranlar da , Duterte, askerlerine “siz tecavüz edin ben üstleneceğim” derken etrafında gevşek gevşek gülenler de bizleriz.

Putin’in timsah avlayıp, ayıyla güreştiği, önce uçak kullanıp ardından su altında yüzdüğü kamu spotlarını hayranlıkla izleyen, Avrupalı hükümetler gariban ülkeleri istikrarsızlık deryasına çevirirken hiç ses etmeyip, mülteciler kapılarına dayanınca anneciğim diyerek tel örgülere elektrik verdirten de bizleriz.

Otoriteler tüm doğal çevremizi, yaşam alanlarımızı, eğitim kurumlarımızı, ranta peşkeş çekerken “yaşasın yatırım” diye sevinen de bizleriz.

Yönetenler yetmezmiş gibi, mahallemizdeki, okulumuzdaki, işyerimizdeki, ailemizdeki “öteki”ye, “farklı”ya, “savunmasız”a hayatı zindan eden de , gözümüz önünde yaşanan tacize, sapıklığa, şiddete, “bir kereden bir şey olmaz” denildiğinde susup oturan da biziz.

Atalarımızın nesiller boyu mücadele ettiklerini çöpe atan bizleriz!

Biz: Dünya Hakları…İnsanlar

Normalleştirdiğimiz anormalliklerimizi “yerel” zannediyoruz.

Nefret, küresel boyutta özgür olan tek şey! Siyaset ateşlemekle yetiniyor, toplumlar ise suskunluklarıyla alevi büyütüyor.

Sadece ülkemizde değil, neredeyse dünyanın tüm ülkelerinde benzer şeyler yaşanıyor. Sadece Afrika’nın, Asya’nın ücra ülkelerinde olur sandığımız şeyler en varsıl memleketlerde bile günlük olay haline gelmeye başlıyor.

Nefrete ve şiddete sınırsız özgürlük veren bu sistemin adı demokrasi olamaz. Saldırgan yandaşlıktan güç bulabilir, partizanın suçları örtbas edilebilir, otoriteler kendi insanlarını düşman belleyebilir, ama uğruna yüzyıllarca mücadele edilmiş demokrasi , kabuğuna çekilmiş toplumları sarıp sarmalayan nefret toleransını tarif edemez.

Bunun adı olsa olsa Üç Maymun Diktatörlüğü olabilir!

İnsan ömrü, devletlerin, toplumların ömrüne göre çok kısa. Bu kısa zamanı sosyal medyada hoş fotoğraflar, tatlı hayat mottoları, eş dostla geçen güzel vakitler, zaman zaman da “ay ne kötüü!” tarzı serzenişlerle tarihe not düşmemiz mümkün. Yıllar sonra bunları birileri görür de “ne yaşamışlar be!” derler diye umutlanmamız da…

Fakat ellerimizle inşaa ettiğimiz gelecek, torunlarımız için gerçek bir baskı distopyasına dönüşürse -ki bu mümkün görünüyor- bizi kimsenin pek iyi anmayacağından emin olabiliriz!

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

)

Umit Oner

Written by

Serbest Düşünce Üreticisi # İnsanlığın Ortak Hikayelerini Anlatıyorum # @umt_oner

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade