Petrole Bağımlılık ve Suudi Arabistan’da Esen Değişim Rüzgarı

OPEC verilerine göre Suudi Arabistan, dünyadaki petrol rezervlerinin %22’sine sahip olmakla birlikte aynı zamanda dünyanın en büyük petrol üreticisi ve ihracatçısı. Petrol sektörü ülkenin gayri safi milli hasılasının yaklaşık %50’sine tekabül ediyor. Suudi Arabistan ekonomisinin petrole bağımlılığı, ihracat gelirlerinin %85’inin petrol ihracatından geldiği gerçeğiyle iyice su yüzüne çıkıyor.
Öte yandan, 2010’ların başından itibaren artarak devam eden tam tersi istikamette bir trend baş gösterdi. Bu trende göre, petrol fiyatları düşüyor ve petrol bağımlılığı azalıyor. Haziran 2014’te zirveyi gören petrol fiyatları, o tarihten beri düşüşünü sürdürüyor. Zaman zaman sıçramalar gözlense de genel bir düşüş trendinin önüne geçilemiyor. Zira 2016’da petrol fiyatlarının dibi gördüğüne tanık olduk.
Petrolün küresel piyasalardaki bu düşüş trendi, kısa vadede çok bir şey ifade etmiyormuş gibi gözükse de uzun vadede ekonomisini sadece petrol ihracatı üzerine kurmuş Suudi Arabistan ve benzeri ülkeler için birçok zorunlu değişimin habercisi demek oluyor. Nitekim Suudi Arabistan, 2030 vizyonunu geçen sene kamuoyuna duyurdu. Bu vizyona göre, düşen petrol fiyatları yüzünden sadece 2015 yılında 98 milyon dolarlık bütçe açığı veren Suudi Arabistan; petrole bağımlılığı kadınların iş hayatına katılması, altyapı ve kalkınma projelerine ağırlık verilmesi, özel sektörün ekonomiye katılımının teşvik edilmesi gibi gidilecek değişikliklerle ortadan kaldırmayı amaçlıyor.
Bu minvalde, kral Selman, krallığın tarihinde ilk kez kadın haklarının iyileştirilmesine yönelik bir kararnameye imza attı. Kararnameye göre, kadınların seyahat etmesi, eğitim görmesi ve devlet makamlarına şikayette bulunması için gereken vasi izni kalkıyor. Tabii bu kararnamenin vasilik sistemini tamamen kaldırmaya yönelik bir hamle olmadığını belirtmek gerek. Ayrıca bu değişikliğin uygulamada nasıl bir karşılığı olacak, denetleme mekanizması olacak mı, olacaksa nasıl devreye sokulacak, bunlar cevaplanmaya muhtaç soru işaretleri olarak öne çıkıyor. Ağustos başında çıkan bir başka habere göre, Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’deki 50 adasında ve 180 kilometrelik sahil hattında yarı özerk turizm merkezleri kuracağı ve bu merkezlerde yasaların uluslararası standartlara eşdeğer bir şekilde düzenleneceği açıklandı. Bu ve bunun gibi haberlerin önümüzdeki yıllarda dünya gündemini epey meşgul edeceği anlaşılıyor.
Petrole olan bağımlılığın azaldığı, yeni enerji kaynaklarının gittikçe daha çok yaygınlaştığı ve küresel ısınmanın etkisiyle birlikte yenilenebilir enerji kaynaklarının çok daha fazla önem kazandığı ve buna bağlı olarak küresel ekonominin büyük bir değişimden geçtiği yadsınamaz bir gerçek. Fakat, henüz bu küresel ekonomik değişim için geliştirilen teknolojiler yeterince yaygınlaşabilmiş değil. Artan ekonomik eşitsizlik, bu teknolojilerin yakın gelecekte geliştirilmesinin ve yaygınlaşmasının önünde koca bir engel olarak durmaya devam ediyor. Dahası, Batı ülkelerinde yenilenebilir enerji önem kazanırken, gelişmekte olan Asya ülkelerinde ise tam tersi, ulaştırma ve sanayi projeleri petrole talebi artırıyor. Yani, fazla iyimser olmamak lazım, değişim hiçbir zaman beklenilen hızda olmuyor. Petrol bağımlılığı azalıyor, evet ama hemen bitmesi beklenilmemeli.
Bu esen değişim rüzgarının Suudi Arabistan ekseninde sadece ekonomiyle sınırlı kalması mümkün değil; ekonomik sistem değişirken bütün ülkenin toplumsal düzeninin radikal bir değişimden geçmesi de doğal ve kaçınılmaz bir sonuç olacaktır. Bu değişim tamamıyla Suudi Arabistan’ı yöneten hanedanlığın kontrolü ve iradesi dahilinde mi gerçekleşecektir, yoksa onlara rağmen mi gerçekleştirilecektir, onun için kesin bir şey söylemek doğru olmaz. Ama hanedanlığın kendisi radikal bir değişim geçirmedikçe, ikinci ihtimal uzun vadede daha muhtemel gözüküyor; çünkü hanedanlık bu değişimi düşen petrol fiyatlarıyla sarsılan Suudi Arabistan ekonomisini petrol bağımlılığından kurtarmak, ülke ekonomisini sağlama almak için yapıyor. Hanedanlığın statükoyu sürdürme pahasına toplumsal değişimi önlemesi ya da sıkı bir şekilde kontrol altında tutmak istemesi şaşırtıcı olmayacaktır. Aksi takdirde, ekonomik reformun ötesine geçen bir toplumsal değişim, uyum sağlanamazsa hanedanlığa varoluşsal bir tehdit oluşturabilir.
Önümüzdeki yıllarda Suudi Arabistan’ı çok daha yakından izlemek gerekiyor. Her ne kadar siyasi kutuplaşma ve çatışma malzemesi haline gelse de İslam dünyası birden fazla cephede, uzun süreli ve oldukça sancılı bir kökten değişim yaşıyor. İç savaşlar, artan İslami köktendincilik ve buna bağlı vahşet saçan aşırılıkçı gruplar, İslami tandansı olan sistem içindeki siyasi aktörler, devletler ve devlet dışı aktörler arası mezhepsel gerilimler ve değişen küresel ekonomik dengelerle birlikte Suudi Arabistan bu değişimi kaçınılmaz olarak sırtlanacak olan önemli cephelerden biri olacaktır. Değişim kaçınılmaz ama değişime giden yol çetin ve zorlu. Tetikte olmak lazım.

