Rene Magritte — ‘Bu bir pipo değildir’ [1929] — Pipo App [2015–2017]

Pipo [App]’in ismine ve tavrına ilham kaynağı olan Rene Magritte’in bu meşhur tablosu, bir girişimi nasıl büyük bir çıkmaza ve en sonunda başarısızlığa götürdüğünü anlatacağım. Bu eser üzerinden anlatılan en iyi başarısızlık hikayesi olacak.


[Yazının başlığı ve girişi ilginizi arttırmak içindi. Doğruluk payı var ama söylendiği gibi değil. Girişimimiz başarısız oldu evet. Ama tek nedeni bu değil. Yazıyı buraya kadar okuduysanız en azından bu konuda başarılı olduğunu gösteriyor.]

Girişimin fikri basit ve etkileyiciydi:

Diyelim ki Ahlat Ağacı filminden çıktınız. Zihninizde bir sürü soru geçiyor. Önemli bulduğunuz bir sürü şey yakalamışsınız. Üzerine konuşulacak çok şey var diye düşünüyorsunuz; kanınız biriyle film üzerine konuşmak için kaynıyor.

Bir pipo açıyorsunuz bunun hakkında. Uygulama da o konu ile ilgilenen biriyle ya da bir kaç kişiyle buluşturuyor sizi. Anında ve istediğiniz yerde.

[Konu müzik de olabilir, yaratıcılık da, feminizm de, güncel siyaset de. Size bağlı.]

Fikri Fatih’e [kurucu ortak] anlattığımda ‘ben varım’ dedi ve işi planlamaya koyulduk. Üzerine çalışırken, bir yandan zihnimizde fikri sürekli test ediyoruz : İnsanlar kullanmak ister mi bu ürünü? Kimler kullanır? Ne için kullanır? Ne kadar sıklıkla kullanır? Ne zaman kullanır? vs

Yüksek bir heyecan duyduğumuzdan olsa gerek, sadece fikri destekleyecek çıkarımlarda [wishfull thinking] bulunuyoruz. O sırada öngöremediğimiz şeylerin ileride bize ne gibi sıkıntılar yaşatacağından da haberimiz yok henüz.

Bu süreç içindeyken Fatih, ‘Pipo’ ismini öneriyor:

‘Herkesin bildiği ama çok kullanılmayam bir kelime. Entelektüel bir sembol aynı zamanda. Akılda kalıcı ve kısa. Yabancı dillerdeki söyleniş biçimi de çok farklı değil.’

Mantıklı geliyor kulağa. Aynı zamanda uluslararası bir iş olacak bu. Bu ismin anlatacağımız bir hikayesi de olması gerekir diye düşünürken, Rene Magritte’in ‘Bu bir pipo değildir’ tablosunu hatırlıyoruz.

‘Bu da bir app değil; Diğerleri gibi dijital bir deneyim vaad etmiyor, gerçek bir deneyime götürüyor’ .

Fikirden sonraki ikinci büyük aydınlanmamızı yaşıyoruz bununla. Herşey tutarlı ve mantıklı geliyor. Duvara astığımız büyük iki kağıda uygulamanın bütün akışını çıkarıyoruz heyecanla. İsim ile ilgili de anlatabileceğimiz, işin ruhuna uygun kaliteli bir hikayemiz de var. Henüz ürün ortaya çıkmamış olsa bile işin başarılı olacağından çok eminiz.

Mimarlık eğitiminin getirdiği alışkanlıkla konseptin, tasarımın her ayrıntısına önem veriyoruz. Cevapsız soru, çözülmeyecek problem ve herhangi bir boşluk kalmayacak şekilde üretmeye çalışıyoruz.

Pipo’nun ilk flow chart’ı — Pipo’nun yaratacağı şehir hayali

Fakat iki senenin sonunda girişimi kapatmak zorunda kalıyoruz [2015 -2017][sinir bozucu ve iyi tecrübeler alarak].

Peki ne oldu da iki sene süren bu girişim başarısız oldu? Önemsemediğimiz durumlar ve aldığımız hangi kararlar bizi yanlış yerlere götürdü? Ana başlıklar etrafında yazarak acımasız ve uzun olacak değerlendirmeye başlıyorum.

Deneyim – Alışkanlık – Gelir Yöntemi

Özetle:

Her uygulama bir deneyim tasarlar ve önerir. Bu deneyim; bir amaç etrafında, kullanıcıda kullanımı ile ilgili bir alışkanlık yaratacak şekilde tasarlanır. Bu bir kere de üretilen ve biten bir durumdan ziyade; test ederek, deneyerek, kullanıcının feedbacklerini, kullanım davranışlarını hesaba alarak ürünün evrildiği bir süreçle ortaya çıkar. Ürünle ilgili metrikler; ürünün ticari olarak hangi konumda olduğu, bu amaçta başarılı olup olmadığı veya ona ne kadar yakın olduğunu gösterir. Bu sürecin öncesinde, sırasında ve sonrasında [tahmin edilen veya eldeki ] verilere bağlı olarak gelir yöntemi çıkartılır.

No stalking, No following, No adding friends, No nearby friends

Fakat bizim alışkanlık yaratmak için oluşturduğumuz deneyim, ürünün içinde değil dışarıdaydı. Ürünü, insanları gerçek hayatta yeni bir deneyime sahip olması için tasarlamıştık. Uygulamanın içerisinde tutacak ve onu etkileyecek tüm deneyimleri minumuma indirmiştik. Bu tavrı da ürünün karakteri haline getirmiştik ve onu ürünü pazarlarken de kullanıyorduk. İlgi çekiciydi fakat kullanıcıların uygulamaya alışmasını, kullanım sıklığını arttırmayı engelleyen bir özellik olduğu için gelen kullanıcıları kaybediyorduk.

Durumun farkında olmamıza rağmen ilkelerinden ödün vermeyen idealistler gibi uzun süre direnmeye çalıştık. Daha sonra çeşitli esneklikler yapsak da pek yeterli olamadı.

Tasarım

[Deneyimin altında incelenmesi gereken bir başlık olarak görüyorum. Kendi başına bir disiplin olsa da bir amaç etrafında gerçekleşir.]

Fikirden sonra en çok övgü aldığımız konu idi tasarım. ‘Tasarımınız çok iyi’, ‘Farklı bir tasarımı var’, ‘Baya iyi gözüküyor’.

Tasarımla ilgili bu övgülerinden mutlu olsak da bu feedback olumsuz bir duruma da işaret ediyordu [iş işten geçtikten sonra farkına vardık]. 
 Çünkü kullanıcı bir ürünü kullanırken; kendisinden ilk uyanan şey tasarımın kullanışlılığının yarattığı iyi histen ziyade tasarımına dair düşünceler ise [iyi ya da kötü] o tasarım iyi değildir. Bir ürünün tasarımının güzel gözükmesi onun bir parçasıdır, amacı değil. [Bu konunun; forms follow function / functions follow forms üzerinden çokça tartışıldığını biliyorum. Bu paragraf ise bu konuya deneyimlerim üzerinden getirdiğim, tartışmaya açık ama inandığım bir yorumdur.]

Neyse ki kullanışlılık üzerinden bir problem yaşadığımız farkettik. Bunun nedeni tamamiyle tasarımın kendisi değil daha çok onu tasarlama biçimizdi. Çünkü uygulamayı bütün detaylarıyla bilen kişiler olarak tasarladığımız için çok az şey bilen kullanıcı için problemler çıkıyordu. Kullanıcılara daha fazla soru sorarak, onları dinleyerek, izleyerek [yanımızdayken], empati kurarak, örneklere bakarak aşmaya çalıştık bu durumu. Çok mesafe kat ettik fakat tam anlamıyla üstesinden gelemedik.

PR

Üzerine en çok çalıştığımız, zaman zaman yüksek verim aldığımız zaman zaman hiç verim alamadığımız bir konu oldu. Pek çok şey denedik. Neler denedik ve hangileri başarılı hangileri başarısız oldu?


Ürünü App Store’a koymadan önce flyer yapıp, bunları belirlediğimiz bölgelerdeki kafelere koyduk. Gizemli olmasına önem verdiğimiz bu 3 flyer çeşidi ile siteye yönlendirerek 100'ün üstünde email topladık.

Başlangıç için fena değildi. Harcadığımız miktar çok yüksek değildi fakat harcadığımız emeğe bakınca daha iyi bir sonuç almamız gerekiyordu.

Pipo Flyers

Pipo defteri, broşür, yabancılar için mini türkçe çeviri kartı tasarladık. Boyutlarından, konseptine pek çok şeyin üzerine düşünerek. Bu mükemmeliyetçilik ve titizlik kaliteli ürünler ortaya çıkarsa da bizi hayli yavaşlatıyordu. Bu ürünlerin etkisini tam olarak ölçebilmiş değiliz.[Defter ve broşürler Milliyet’e çıkmamıza sebep olması dışında] Kalplerini kazandığımızı düşünüyoruz.

Milliyet’e röportaj vermek, bizim planlamadığımız bir şeydi. Yukarıda dediğim gibi defter ve broşürleri gören Dünya Taşlardan[kendisine tekrar teşekkür ediyoruz] bize ulaşması ile gerçekleşti. Böyle bir teklif geldiğinde reddetmek mümkün olmadığı için kabul ettik. Etkisi neredeyse hiç olmadı.

Now’ın ürünü Bean Beat Bite etkinliklerine katıldık. Pazar günleri öğleden sonra 3.Dalga Kahvecilerde, müzik eşliğinde gerçekleşen bu etkinlik hedef kitlemizi yakalamak için bize büyük fırsat sunuyordu.

Pipo deneyimini yaşatmak adına, etkinliğe gelen insanları bir konu etrafında birbirleri ile tanışma deneyimini yaşatmaya çalıştık. İnsanlar ilgilendikleri konu ile ilgili stickerları üzerinlerine alıyorlar ve onunla ilgili insanlarla konuşma fırsatı yakalıyorlardı.

Bu tasarladığımız deneyimin gerçekleşmesi konusunda sıkıntılar yaşadık. Çünkü herkes arkadaşıyla birlikte geliyor, diğer insanlarla tanışma ihtiyacı duymuyordu. 3. ve 4. etkinlik de daha iyi sonuçlar alsak da kendi etkinliğimizi yapmamız gerektiğine karar verdik. Sosyal medya’daki büyümemiz ve kullanıcı kazanmamız konusunda önemli etkileri oldu.

Pipo, Bean Beat Bite’ta

Pipo’nun büyük etkinlikleri, Pipo kullanıcılarını uygulamanın sunduğu deneyimi bir etkinlikte sunmak için tasarlanmıştı. 5–6 ana konu seçip, o konularla ilgili yetkin insanlarla insanlarla buluşmayı amaçlıyordu. En başarılı işlerimizden biri olduğunu söyleyebilirim. Kullanıcı sayısını, kullanımını önemli bir oranda arttırdı. İşin en başında yapmamız gereken işlerden biriydi. Geç kalmış ve bu zamana kadar hayli para harcamıştık.

Pipo Etkinlikleri

Pipo People, Pipo’daki insanları tanımlayan, hedef kitlesini belirleyen ve onlara bilinir yüzlerle değil ulaşmak istediği kitleye benzeyen insanları anlatan bir proje idi. 10 insanı içeren proje, tam olarak istenen verim alınamadığı için bırakıldı.

Dijital yayınlara yolladık Pipo’yu[ The Magger, Bigumigu, Cut Magazine, XOXO Dijital]. Aralarında en etkili olanı Cut Magazine idi:

Kahvecilerle anlaşıp, pipo buluşması yapana kahve kazanma kampanyası oluşturduk. Tasarladığımız, 3d pipolarla buluşanlar için kolaylık yaratmayı planladık. İyi yürütemediğimiz bir kampanya idi. Beklediğimiz verimi alamadık.

Pipo’na Kahve

Üniversite’de ve çeşitli etkinliklerde sunumlar yaptık. Etkinliğin boyutuna göre verim aldık.

Pipo Sunumları

Bomonti Ada’ya yaptığımız graffiti, tamamiyle eğlence amaçlıydı. Etkisini bilmiyoruz.

Pipo Graffiti [Ali Can Saraç]

İki kere App Store tarafından boost’landık. Yaptığımız işten tekrar tekrar mutluluk duyduğumuz zamanlar oldu. Bu da o anlardan biriydi. Gösterildiği sürece etkisi oldu.

Product Hunt’a beklemediğimiz bir zamanda çıktık. Ürünün en erken aşamalarında. Planladığımız bir durum değildi. Hazırlıksız yakalandık. [Varşova’da pek işimize yaramayan bir sunumdan dönüyorduk.] Ama ilk ve en önemli feedbackleri buradan aldık.

Takım

Takımımız 4 kişiden oluşuyordu. Hepimiz mimarlık disiplininden geliyorduk. Sonradan katılan Aysel ve Samet ile birlikte kararlarımızı büyük ölçüde beraber aldık.

Yaptığımız en büyük hata ise uzun bir dönem yazılımı outsource etmek oldu. İçeride bir yazılımcı olmadan ürünü devam ettirmek zor da değil, mümkün değil. Bütçemizi etkilemesi dışında tüm süreci de yavaşlatıyor ve ürünün gelişimini kısıtlıyordu.

Hedef Kitle ve Kültürel Kabuller

Fikir ilk doğduğunda, hedef kitlemizin kim olduğuna dair araştırmalar ve tespitlerimizi yaptığımızda; gözden kaçırdığımız pek çok detay vardı.

Söz gelimi üniversite sonrası kafa dengi arkadaşlarını kaybeden ya da buluşması çok zor olan, iş çıkışı trafik bekleyen beyaz yakalıların uygulamayı sıklıkla kullancağını düşünüyorduk. Fakat iş çıkışı zihinleri çok yorgun olan bu insanların yeni biriyle buluşmaya istekleri pek olmuyordu.

Uygulamadan etkilenen ve uygulamayı indiren ilk kitlenin büyük bir bölümü introvert [içe dönük] idi. Onları buluşmaya istekli hale getirecek, çok sevdiği konuların olduğunu düşünüyorduk. Evet, vardı fakat buluşmak için çekinceleri de çok yüksekti.

Startup dünyasında insanlar ise her uygulamaya yaptığı gibi ilk haberdar olanlarından olup, ilgilenmeyi kesiyorlardı.

Kültürel kabullerle, insanlara olan güvensizlikle savaşıyorduk. Bu süreç içerisinde İstanbul’da bombaların patladığı, dışarıya çıkmaya çekinilen, kaygının yüksek olduğu bir dönem de yaşadık.

İtiraf etmek gerekirse bunların hepsi ile savaşmak için yeterince güçlü değildik.

Yatırım-cılar

Yatırımcı hikayelerimizin hepsi, Sergen Yalçın’ın ‘Beni Bayern Munich’ten istiyorlardı. Bir araştırdılar, almadılar’ hikayesine benziyordu. İlgileniyorlardı, umutlanıyorduk sonra vazgeçiyorlardı. Kendilerinin haklı sebepleri olduğunu düşünüyorum ama bize haklı sebeplerini de iletselerdi daha iyi olabilirdi.

Şunu da ekleyebilirim ki; Türkiye’deki pek çok yatırımcının, startup mekanizmasına ve dünyasına yaklaşımı girişimciler kadar acemi idi. İsmi bilinen bir melek yatırımcının ‘ben ‘ne’ ile ilgilenmiyorum ‘nasıl’ ve ‘neden’ ile ilgileniyorum’ diyerek Simon Sinek’ten aşırmaya çalıştığı imajı ile ‘parasız da pr yapabilirsin; pipo yapanları pizzaya götür’ önerisi saçma bir anı olarak kaldı.


Benim ve takımım için çok zorlu bir süreçti. Sadece App Store’da bulunarak [hayır, andorid’e çıkmadık] 8000'in üzerinde indirme, 7000'in üzerinde kullanıcı ve 500'ün üzerinde başarılı pipo gerçekleşti.
İlk girişimimiz olduğu için aldığımız kararları anlayışla karşılayabiliyorum; fakat iyi bir tecrübeye dönüşmesi sert bir değerlendirmeye ihtiyacı vardı.

Bu süreç içerisinde Pipo ile birlikte olan;

Fatih’e, Aysel’e, Samet’e, Sadi’ye, Safa’ya, Ece Öz’e, Agah’a, Anıl Yangın’a, Gökhan’a, Emre Berk’e, Cemile’ye, Halime’ye, Erdem’e, Ali Can Saraç’a, Fahranaz’a, Alican İnal’a, Murat’a, Simay’a, Burcu’ya, Gizem’e, Emre Yazıcı’ya, Ozan’a, Raci’ye, Türker’e, Yosrie’ye, Melis’e, İrem’e, Kutay’a, Onur’a, Berk’e, Burak’a, Özge Bi’ye, Erdem Tunalı’ya, Fikret’e, Özlem’e, Aygen’e, Neval’e, Ümit’e, Kaan’a, Utku’ya, Dilşat’a, Meltem’e, Ersin’e, Kürşat’a, Hamza’ya, Anıl Salar’a, Murat Güneş’e, Erkan Hoca’ya, Ece Elbeyi’ne, Abdullah’a, Melike’ye, Ezgi’ye, Tanju’ya, Aybuke’ye, Sinan’a, Ahmet’e, Ferhat’a, Safiye’ye, Alican Gedik’e, Ozanhan’a, Samican’a, Muhammed Ali’ye, Mevlüt’e, Mert’e, Mustafa Mert’e, Ali’ye, Onaranlar Kulübü’ne, Habita’ya, Han Karaköy’e, Old Java’ya, Mambochino’ya, Twins’e, Gravite’ye, Kolektif House’a, Now’a, Girişimci Muhabbeti’ne ve adını şu an hatırlayamadığım emeği geçmiş herkese teşekkür ederim.

Podcast| Youtube | Slack | Facebook | Twitter | Instagram | Kodcular