Puf!

Münire Bozdemir
Türkçe Yayın
Published in
4 min readJan 7

--

Photo by Jamison McAndie on Unsplash

Gazeteler ve sosyal medyada “Fotoğraflarla 2022”, “2022’den En Güzel Öğütler” ya da “2022’de Öğrendiklerim” başlıklı yazılar ve resimleri görünce, daha önce hiç yeni yıl yazısı yazmamış olduğumu fark ettim. Aralık ayının son haftasında oturup yeni yıl kararları almak ya da “vay be bir yıl daha geçti..” diyerek uzaklara bakıp derin düşüncelere dalmak gibi huylarım da yoktur. Ancak bu sene tam da Türkiye’ye uçağımın kalkacağı günün sabahı, New York’un bir çoğunuzun muhtemelen haberlerden gördüğü soğuğunda, bir arkadaşımla yürüyüş yaparken 2023 yılına gelmiş olmamızın tuhaflığından bahsettik. Daha doğrusu “2023” rakamının gerçek üstlüğünden.

Benim açımdan bunun iki nedeni var:

Birinci neden hala pandemi yorgunu olmam; aslında son birkaç yıl hiç yaşanmamış da 31 Aralıkta 2020 yılına girecekmişiz gibi hissetmem. 2020, 21 ve 22 yılları çok dolu dolu geçmiş olmasına rağmen, aklıma en çok kazınmış kısımlar bol endişe içeriyor. Ailemi, arkadaşlarımı bir daha ne zaman göreceğim endişesi, okul ve eğitim pandemiden nasıl etkilenecek endişesi, işimizi kaybedersek ne yaparız endişesi…

Umarım ne kadar çok maruz kalırsak o kadar genişleyen bir endişe kapasitemiz yoktur…

İkinci neden ise, çocukken okuduğum bazı bilim kurgu kitaplarında ve izlediğim filmlerde olayların geçtiği o çok uzak geleceğin 2020’li yıllar olması. Bu “uzak” gelecekte, savaşlardan yorulmuş insanlar yüksek teknolojili, neresinin yer neresinin gök olduğu belli olmayan bol ekranlı şehirlerde yaşar, bir yandan Mars’a seyahat edebilirken bir yandan da hala en temel ihtiyaçlardan biri olan sevgiyi arar ve insan olmanın ne demek olduğunu sorgulardı.

Düşününce o “uzak” gelecekten çok da uzak değiliz aslında: Savaşların hiç sonu gelmedi ne yazık ki. Teknoloji çok ilerledi ama ona erişebilen insan sayısı çok da gurur duyabileceğimiz bir seviyede değil. Sevgi ve insanlık arayışımız ise sürmekte.

İşte bu pandemi sonrası, uzak ve kaygılı bir geleceğe varmış olmanın verdiği şaşkınlık ve inanılmazlığa bir de New York Modern Sanatlar Müzesi’nden bakmak istedim. Bir süredir çalışmalarını takip ettiğim Refik Anadol’un veri bilimi ve yapay zekâ kullanarak hazırladığı Denetimsiz isimli sergiyi gezip uçağa öyle bineyim dedim.

Müzeye gittim, ancak içeri girip sergiyi göremedim. Dünyanın birçok yerinden New York’a akın etmiş çok sayıda insanla beraber o kuyrukta bekleseydim hava alanına zamanında varmam söz konusu değildi. “Çok üşüyoruz ama beklediğimize değecek.” diyordu insanlar birbirine ve kuyruk giderek uzuyordu. Eşim arabayı park edecek yer bulamadığı için müze etrafında birkaç tur atmak zorunda kaldı benimle buluşabilene dek.

Geçtiğimiz yıl, yine Aralık ayının son haftası eşimle birlikte bir işi için New York’taydık. Sokaklarda gene uzun mu uzun kuyruklar vardı. Ama o kuyruklar müzeler için değil, Kovid-19 testleri ya da aşıları içindi. Evsizler ufak tefek kişisel eşyalarını koydukları market sepetlerini o kaldırımdan o kaldırıma sürüklüyorlardı. Restoranlar ya kapalıydı ya da çok az müşterileri vardı. Yüzler mutsuz, yorgun ve kaygılıydı.

Bu iki New York’un ikisi de gerçek. Ama 2021’in sonunda gördüğümüz New York, 2022’nin sonunda gördüğümüz New York’un arkasına gizlenip görünmez kalabiliyor hep. Sanırım bunun sebeplerinden biri mutlulukların kalabalık, mutsuzlukların ise daha yalnız olması ve utançla saklanmaları. Ve diğer herkesin o utanç duyulan mutsuzlukları bir şekilde susturabilmesi.

Tıpkı yolculuğumun ikinci ayağı olan Frankfurt — İstanbul uçağında yüksek sesle oyun havası çalan iki Türk yolcudan utanıp önce benden özür dileyen sonra da o iki yolcudan müziği kapatmalarını rica eden Alman yol arkadaşım gibi. Normal şartlarda, yüzden fazla yolcunun olduğu bir uçakta birileri uyumaya ya da kitap okumaya çalışırken başka birilerinin yüksek sesle müzik açmasının saygısızca ve empati yoksunu bir davranış olduğu muhakkak. Hatta bazıları bunu medeniyetsizlik olarak da adlandırabilir.

Ama şartlar gerçekten normal mi? Saygısızlıkları ya da medeniyetsizlikleri susturunca birdenbire modern bir saygı duruşuna mı dönüşüyorlar? Sahi, içten gelen, zoraki durmayan saygı nasıl oluşur? Mutlu kalabalıklar mutsuz grupları görünmez kıldı diye evsiz ya da akıl sağlığı yerinde olmayan sokak insanları yok mu oldular? 2020- 21 ve 22 yılları bitti ve sene 2023 oldu diye pandemi ve etkileri puf diye sona mı erdi?

Bir yanım benim (ve diğer yolcuların) yolcu haklarını gözeten, “bu yaptığınız saygısızca” diyebilen yol arkadaşıma saygı beslerken diğer yanım o oyun havasının azarlanmasının ötesindeki çözümün ne olabileceğini sorguluyor. Bir yanım New York’ta yeniden uzun ve mutlu kuyruklar görmekten çok mutlu. Diğer yanımsa geçen yılki endişeli kalabalığa ne olduğunu bilmek istiyor. Bir yanım 2023 ile birlikte pandemiden bir adım daha uzaklaştığımız için ferahlamış durumda. Diğer yanım pandemi sürecinin ortaya çıkardığı maddi, manevi, fiziksel ve psikolojik sonuçların bir süre daha bizimle olacağını ve bunların göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyor.

Sergisini gözlerimle göremediğim sanatçı Refik Anadol, veri bilimi ve hafıza üzerine uzun süredir kafa patlatıyor — iyi ki de öyle yapıyor. Umarım bir gün görünmeyen kalabalıklar ve empati üzerine de bir çalışma yapar.

Mutlu Seneler!

Münire Bozdemir

2022’nin son günü, Türkiye

Not: İlk olarak 1 Ocak, 2023 tarihinde, https://cagdasedebiyatsayfasi.com’da yayınlanmıştır.

--

--