Sıfırdan Sonsuza

Bilişim ve Çıraklık (1)

Mesut Yılmaz
Jan 17 · 4 min read
Image for post
Image for post

Bu bölümü;
- Bir Alaylı Yazılımcının çıraklık yaşantısını anlatsın,
- Kobicanlar için eski güzel esnaflığı hatırlatsın,
- Bu işin okulunu okuyanlar için ne kadar şanslı yada şanssız olduklarını sorgulayabilme şansı versin …
gibi sebeplerle, ileri tarihlerde böyle bir hatıra anlatısının beni de gülümseteceğini düşünerek yayınladım.

Umarım okurken hislerini de kullananlar vardır. Kahveniz hazırsa anlayabilecekler için nüktelerle dolu anlatı geliyor.

Doğru mu bilmiyorum ama içimden bir ses üniversite kazanıp da gitmememin hayatımın en iyi kararlarından biri olduğunu söylüyor. Gün geçtikçe doğru olanı yaptığımı daha da çok düşünüyorum. (Bu kısmı babama söylemeyin.)

Bilgisayarla 1998 yılı civarlarında tanıştım. O dönem biraz zor ulaşılan bilgisayarlar şimdikilere göre biraz ilkeldi.

Annemin yeri geldiğinde hep anlattığı bir başlangıç hikayem var;
Bir gün ailem ben uyurken komşuya gidiyor, geldiklerinde modelini hatırlamadığım, yatay kasa, MsDos işletim sistemiyle çalışan IBM bilgisayarın tüm parçalarının yerde serili olduğunu görüyorlar. Babam “Lan Mesuut!” deyince ben de “Geri yaparım ki baba” diyorum ama tabii ki 6 yaşındaki Mesut’a kim inanır. :)
Yine annemin anlattığına göre; onlar çay içerken ben bilgisayarı toplamış, tekrar kurmuş ve oyun oynamaya başlamıştım bile…

Image for post
Image for post
Belki buralarda Dave oyununu hatırlayan vardır. (MsDos)

İlkokul yıllarımda babam beni yanlış arkadaşlıklardan uzak tutmak için bir bilgisayarcıya gönderdi. Erkan abinin yanına gitmek ister misin? diye sordu, ben de sevinerek evet dedim. Çünkü Erkan abi bilgisayar teknik servisi olan on numara bir abiydi. :)

Babam: “Erkan abin para verirse alabilirsin ama sen isteme! O sana hak ettiğini verir zaten, eğer lazım olursa benden iste.” diye tembihledi…

Okuldan sonra dükkana gidip çıraklık yapmaya başladım. Önce çay demlemeyi öğrendim, temizlik yapmayı öğrendim, paspasın bir iş yeri için önemini pekiştirdim. Sonra bilgisayar kasalarını taşımanın metotları üzerine kafa yordum.

Eğer ilkokul 4.sınıf öğrencisiyseniz, eski ve ağır bir bilgisayar kasasını en uzun mesafeye taşımanın yolu; kasanın altını kemere dayamaktır. :)

Özellikle yaz tatili zamanlarında 7–8'e kadar çıktığını hatırlıyorum çırak sayısın. Tabii ki hiyerarşi vardı ve kışın ben tek çırak olduğum için çıraklar arasında en yüksek rütbe benimdi. Nihayet mutfakta değil de teknik serviste daha çok zaman geçirebiliyordum.

Uzunca bir süre format atmak bile gösterilmedi, her şeyi hemen öğrenmeyelim diye ekranı elleriyle kapattıklarını hatırlıyorum. Başta tornavida uzattım, düzenli aralıklarla vida kutusunu masaya boşaltıp ayırma işleminden geçirmem istendi, müşteriye gidecek kasaları düzenledim, satılacak ürünlerin tozlarını aldım… Böyle böyle öğrendik detaylarla çalışmayı. :)

Lise yıllarının ortalarına kadar teknik serviste iyice piştim. Donanım, yazılım, virüslerle mücadele, firewall ve ağ kurumları, güvenlik, toner-kartuş dolumu, elektronik, satış, müşteri ilişkileri falan derken bir yandan ağzım rengarenk kartuş mürekkebi (vakum makinemiz yoktu), diğer yandan elimde multimetreyle arıza tespiti yapmaya başladım. Artık bir teknik servisin her alanına tek başıma yetebilecek kadar verimliydim.

Image for post
Image for post
Adobe Photoshop 5.0

Yeni bir akım gibi teknik servise gelen çoğu bilgisayara Photoshop 5.0 sürümünü kurmamız isteniyordu. Müşterilere istediklerini veriyordum fakat gün geçtikçe photoshopu merak ediyordum. Bu merak arttı, evdeki bilgisayarıma da photoshop kurdum. Uğraşa uğraşa geliştirdim ama yeterli değildi, o yaz fotoğrafçıya işe girmeye karar verdim, bu sayede tatmin olacak kadar öğrenebilecektim.

Bir aile dostumuzun kuaför kısmında çalıştığı büyük ve güzel bir fotoğrafçıya “Beni işe alır mısınız?” dedim, aldılar. Her şey mükemmel gidiyordu ama bir şeyi hesap edememişim; fotoğrafçı dükkanının camları çok büyüktü, yerler paspasla bitmeyecek kadar genişti…

Fotoğrafçılığın da çıraklığını yaptım. Bilgisayar tamir etmeyi biliyor olmam çıraklık süremi kısalttı. Yavaş yavaş fotoğraf çekimleri, photoshop, düğünlerde kamera çekimleri, araç süslemeleri gibi işin her tarafına girdim.

Benim photoshopa merakımı fark eden patron bana hiç unutamayacağım bir deneyim yaşattı; “Dijital fotoğrafçılıktan önce film üzerindeki fotoğraf nasıl düzenlenir? önce bunu öğren ki photoshopun önemini tam kavrayabil.” dedi…
Elime bir neşter verdi, bir de kalem ucu. İncelt dedi, kırmadan, o ucu iyice incelt ve film üzerinde yüz hatlarındaki beyazları boya. Dışına taşırmadan, özenerek, milimlik…

Artık tasarım yapabiliyordum. Tabii ki daha çok pişmem, tecrübe kazanmam, pratikler yapmam falan lazımdı ama işin mantığını çözmüştüm. Artık yeni çıkan sürümlere hemen adapte olabiliyor, ailemin fotoğraflarını düzenleye biliyordum.

Kendimi bildim bileli neyi merak etsem öğrendim. Sektörde bir şey öğrenmekle ilgili kıstasım hep şu soru oldu;
Bu işi hiç kimse olmadan kendi başıma tam anlamıyla yapabilecek kadar biliyor muyum?
Eğer cevabım evetse, sonrasını kendim geliştirebilirim demektir ve ancak bu olunca tatmin oluyordum.

Bilişim sektörünün her alanında bu soru beni hep daha çok okumaya, araştırmaya, öğrenmeye itti. Belki ömür boyu bu sorunun cevabı evet olmayacak ama ben hep araştıracağım.
Eğer böyle düşünebilirsen sektörde korkacağın yada yapamayacağın hiç bir şey yok!

Aile hakkında çok fazla şey yazılabilir ama binlerce kez teşekkür ederim ki; hata payımı en aza indirgeyip beni doğru yönlendirmişler.
Zamanla hepimiz bir çok şeyi daha iyi anlıyoruz…

Yakın bir zamanda çıraklıktan sonraki bölümü de yazıp yayınlayacağım. O bölüm de aynı bu bölüm gibi sektöre yeni girenler yada henüz karşılaşmamış olanlar için bir sürü nükte içerecek, umarım rehber niteliğinde olacaktır.

Sonraki yazılarda görüşmek üzere,
Muğla’dan selamlar… :)

Image for post
Image for post
Web sitemden Sosyal Medya hesaplarıma kolaylıkla ulaşabilirsiniz.

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür.

Sign up for Türkçe Yayın E-bülten

By Türkçe Yayın

‘Her düşünce, hür düşünce!’ diyerek çıktığımız yolda buluşmalarımız, kulüplerimiz ve yeni yazılar aracılığıyla daha fazla hayata dokunmaya çalışıyoruz. Bültenimize üye olup bize kapıyı aralık bırakın. Take a look

By signing up, you will create a Medium account if you don’t already have one. Review our Privacy Policy for more information about our privacy practices.

Check your inbox
Medium sent you an email at to complete your subscription.

Mesut Yılmaz

Written by

Full Stack Developer — Creative Designer

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog ailesidir.

Mesut Yılmaz

Written by

Full Stack Developer — Creative Designer

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog ailesidir.

Medium is an open platform where 170 million readers come to find insightful and dynamic thinking. Here, expert and undiscovered voices alike dive into the heart of any topic and bring new ideas to the surface. Learn more

Follow the writers, publications, and topics that matter to you, and you’ll see them on your homepage and in your inbox. Explore

If you have a story to tell, knowledge to share, or a perspective to offer — welcome home. It’s easy and free to post your thinking on any topic. Write on Medium

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store