Sınav Sistemine Öneri: “İnsanları 2 Kategoriye Ayıralım”

Çağrı Küpeli
Sep 3, 2018 · 4 min read

Sınav sistemleri eğitim sistemlerinin en büyük ve en zorlu parçası. Pek çok sınav sistemi ezbere dayalı bilgiyi ölçmek için tasarlanıyor. Türkiye’de ortaokuldan liseye geçiş ve üniversiteye giriş sınavları toplum olarak uzun yıllardır üzerinde tartıştığımız ana konuların başında geliyor. Yetersiz ölçme araçları ile gerçekleştirilen sınavlar pek çok kişinin kaderini değiştiriyor. O an stres ile başa çıkamayan, heyecanını kontrol edemeyen, temel ihtiyaçlarını karşılayamadığı için (tuvalet, yemek, su vb.) odaklanamayan, uykusunu alamadığın için ideal halinde olamayan pek çok kişi istemediği ve/veya sevemeyeceği bölümlere gitmeye zorlanıyor.

En yüksek puanı almak için çalışırken, öğrenciler öğrenebilecekleri sınav dışındaki konulara ket vuruyorlar. Geliştirebilecekleri yetkinlikleri yerine, tek bir öğrenme şekline uygun yaratılmış bir düzenin içerisinde tek tipleşmeye zorlanıyor. Sınav sistemlerinin değerlendirmeleri incelendiği zaman, başarılı bir hayat için belli liselere/üniversitelere girmek gerektiği kanısı hakim. Bu konuyu merak eden bir ekip son 25 yıl içerisinde Tıp ve Kimya alanlarında Nobel’e aday gösterilen ve/veya kazanan 25’er Amerikalının listesine göz atıldığı zaman, Yale, Columbia ve MIT gibi çok ünlü üniversitelerin yanında daha az ismi duyulan DePauw, Holly Cross, Notre Dome vb. üniversitelerden olduklarını görebiliyoruz. Yani Nobel kazanmak için en iyi üniversiteye girmek ile diğer üniversitelerden mezun olmak arasında büyük bir fark yok.

Öyle ise fark nereden geliyor? Yale, Harvard, Columbia gibi üniversitelere girmek için sadece sınav notunuz değil pek çok farklı testi geçmeniz gerekiyor. Yine de tüm adaylıklar ve ünlü kişiler bu üniversitelerden değil. Öyle ise aslında belli bir üniversiteye girebilmek için belli bir zeka düzeyinde olmak yeterli diyebiliriz. Üstün zekalı üniversite öğrencileri ile yapılan IQ testleri araştırmalarının gösterdiğine göre 120 IQ ile 195 IQ arasında neredeyse hiçbir fark yok. Bir eşik durumunun olduğunu ve bu eşik durumu aşıldığı zaman kişilerinin başarılarının altında farklı nedenler olduğunu söylüyorlar. Bu nedenlerin içerisinde ailelerin tutumları ve sosyoekonomik seviyelerinin de etkili olduğunu belirten bir araştırma mevcut.

IQ dışında pratik zekayı ölçmek için kullanılan “farklılık testi”nden bir sonuca göz atabiliriz. Klasik IQ testi yerine seçenekler sunmayan bu testi inceleyen kişi, testi dolduran kişinin yanıtlarının sayısına ve benzersizliğine bakıyor. Bu test ile yaratıcılığa yakın bir şeylerin ölçülebildiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Testte iki cisim veriliyor bunların kullanım alanları soruluyor. Bu cisimler; Tuğla ve Battaniye.

Örneğin, İngiliz liselerinden birisinde Liam Hudson’ın, Poole adına bir öğrencisinden cisimlerin kullanım alanları konusunda aldığı yanıtlara göz atalım.

Tuğla: Dükkanın camını kırarak içeriden bir şeyler alıp kaçmak için. Ev inşa etmeye yardımcı olmak için. Aynı zamanda formunuzu korumak istiyorsanız Rus ruleti oynamak için. (10’ar adım yürünür, dönüp tuğlalar fırlatılır; kaçmak yasak). Kuş tüyü yorganı yatağın üzerinde tutmak için her köşeye birer tuğla. Boş Coca Cola şişelerini kırmak için.

Battaniye: Yatağın üzerinde kullanmak için. Ormanda gizlice seks yaparken saklanmak için. Çadır olarak. Dumanla işaret vermek için. Tekne, at arabası, el arabası ya da kızak için yelken olarak. Havlu yerine. Miyop insanlar atış talimi yaparken hedef olarak. Yangın çıkarsa gökdelenlerden atlayan insanları yakalayacak bir şey olarak.

Poole, ne kadar yaratıcı değil mi? Bir cisim için pek çok farklı kullanım sunabiliyor. Şimdi Poole’un IQ’sundan daha yüksek IQ’ya sahip Florence’a bakalım neler söylemiş.

Tuğla: Bir şeyler inşa etmek, fırlatmak.

Battaniye: Sıcak tutmak, yangın söndürmek, hamak olarak ağaca bağlayıp içinde uyumak, çabucak sedye yapmak.

Florence ile Poole arasında yaratıcılık bakımından anlamlı bir fark görebiliyoruz. Sizce hangisi yenilikçi ürünler üretmeye, zihinsel süreçlerini aktif kullanarak farklılıklar yaratmaya daha yatkın? Sınav sistemimizin bulmaya çalıştığı mı yoksa kutunun dışından bakabilenler mi? Tuğla testi bize Nobel kazanacak kişiler için daha yakın bir tahmin verebilirdi.

Tüm bunları göz önünde bulunduran psikolog Barry Schwartz, başlıkta alıntıladığım gibi şöyle öneriyor:

“İnsanları iki kategoriye ayırın. Yeterince iyi olanlar ve olmayanlar. Yeterince iyi olanları şapkanın içine koyun. Yeterince iyi olmayanlar ise reddedilmiş olsun.”

Bu görüşünü belirtirken, görüşünün kabul edilme ihtimalinin neredeyse olmadığının da bilincinde olduğunun farkında. Ancak yukarıdaki örnekleri de düşündüğümüz zaman sınavlar ile yetenekli ve yaratıcı düşünebilen pek kişi kaybediyoruz. Bundan vazgeçerek üniversite ve Liselerin sınavlarını, sadece tek tip bir öğrenme sistemini destekleyen bir sınavdan çıkarmak gerekiyor. Farklılıkları göz önünde bulundurarak okulların kendi öğrencilerini seçmeye başlaması ile yaratıcı, yenilikçi öğrencilerin sistem içerisinde kaybolmasının önüne geçebiliriz.

Ne dersiniz, böyle bir sistem değişikliğinin yararları ve zararları ne olur?

Kaynakça:

1- Çizginin Dışındakiler, Malcolm Gladwell

2- Liam Hudson – Çocuğun Zihni Nasıl Gelişir (How the Child’s Mind Develope)

3- Barry Schwartz – Seçme Çelişkisi Üzerine

4- Annette Lareau- Eşit Olmayan Çocukluk (Unequal Childhood)

Facebook | Twitter | Instagram | Slack | Kodcular | Editör | Sponsor

Türkçe Yayın

Çağrı Küpeli

Written by

Eğitmen, Eğitim Tasarımcısı, Eğitim Teknolojisi öğrencisi, meraklı, yaşam boyu öğrenen. @egitmenpanda @kupelicagri #egt

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade