Sandığınız kadar zeki değilsiniz.

“Dolandırıcılık yaptığımı hiç düşünmedim.” dedi “Yaptığımın yanıltıcı olduğunu biliyordum, ama bunun yasa dışı olduğunu hiç düşünmedim.”
Bu, Andrew Fastow. 2001 yılında, yılın üst düzey mali idarecisi(CFO) seçildi, birkaç ay sonra şirketi Enron Corporation tarihin en büyük kurumsal dolandırıcılığından sonra iflas etti.
2011’in sonlarında hapishaneden serbest bırakılmıştı ve bu günlerde işletme okullarında zor yoldan öğrendiği dersler ve ahlakın günlük hayattaki önemi hakkında konuşmak için tuhaf bir şekilde ortaya çıkmaya başlamıştı.
O’nu yargılamak için bahsini açmadım. Hikayeyi ancak etkileyici bulacak kadar biliyorum ama adamın kendisi hakkında herhangi bir tutum almaya yetecek kadar değil. Bahsi geçen bu eleştiriyi çok ilgi çekici buluyorum.
Bu eleştiri sadece Fastow’un kendini içinde bulduğu kadar ciddi bir noktayı tanımlamıyor aynı zamanda çoğumuzun kişisel hayatında tecrübe ettiği küçük boşluklara da ışık tutuyor.
Çoğumuz, bildiğimizden fazlasını bildiğimizi düşünme eğilimine sahibiz, ve genelde aklımızdan geçen ile gerçek dünyada nasıl hareket ettiğimiz arasındaki farkı gösterecek kadar geniş gözlemlemezsek bunu fark etmiyoruz. Bazen bariz tam anlamıyla bariz değildir.
Bu fikri biraz daha kıralım.
HER ŞEY GENEL ANLAYIŞTIR
Siz uzaktan da olsa merak ediyorsanız ve okumaya da herhangi bir zaman ayırırsanız, o zaman bir noktadan sonra neredeyse her şey genel anlayış haline gelir.
Eğer mutluluk üzerine okursanız; şükranın önemli olduğunu, ilişkilerin önemli olduğunu bilirsiniz ve böylece bir anlam hissi hasıl olur.
Eğer ticaret üzerine okursanız; genel olarak söylüyorum, nakliyenin mükemmelliği yendiğini, pazarlama üzerine hoşunuza gittiğinden daha fazla zaman harcamanız gerektiğini, söz konusu ürünse, varsaymak yerine test etmenin muhtemelen daha iyi bir fikir olduğunu bilirsiniz.
Eğer yaratıcılık üzerine okursanız; sıklıkla, niceliğin niteliğe yol açacağını, ilham için beklemenin zaman kaybı olduğunu ve her çeşit direniş için bir plana sahip olmanın önemli olduğunu bilirsiniz.
Sonuç olarak, bir sürü şey oldukça basitleştirilebilir. Karmaşa ve karışıklık, onları nasıl anlayıp yorumladığımızla alakalıdır. Bu, yukarıdakileri gerçek dünyaya uyguladığımızda ortaya çıkan etkileşimlerden gelir. İşte o zaman işler sarpa sarar.
Birçok akıllı insan, karmaşıklık olmadan yazıldığında apaçık gibi görünen bir şeyi bildiğini düşünme hatasını yapar. Bunları daha derin ve daha temel bir seviyede öğrenmeye ya da anlamaya çalışmayı bırakabilirler.
Bunu biliyorum çünkü ben de bu insanlardan biriydim (zeki değil ama hatalı ) Kendini geliştirme ve kişisel gelişim konularını çok okurdum ve bunu zaten bildiğim yönünde kibirlenirdim. Eh, işte bunu anlattım kendime.
Bunun dışında, yanılmışım. Önemli bir ayrımı gözden kaçırdım.
BİLMEK ve ÖZÜMSEMEK
Konu bu noktaya geldiğinde bilgi ancak ve ancak ürettiği sonuç kadar işe yarardır.
Bir kitap okumak, birisinin konuşmasını dinlemek ve kendi kendime bunu bildiğimi düşünmek kolay benim için, ama daha önemlisi belki bir saniye verip kendime bunu gerçekten yaşayıp yaşamadığımı sormaktır, hareketlerimin o şeyi bildiğimi kanıtladığı noktada özümsediğim bir şey olup olmadığını kendime sormaktır
Bu, birçok insanın sıkıştığı anlayıştır. Onlar her şeyi bilmeye , mevcut bilgilerinin kendilerine hiçbir fayda sağlamadığı yeni fikirleri bulmaya çok hevesliler.
Bir şey üzerine iyileşmek, o kadar da mesele değil. Çok emek gerektirir, tabii ki, ama dürüst olmak gerekirse; bu, birkaç küçük şeyi doğru şekilde ve düzenli olarak yapmaktan ibarettir. Ve eğer sen basit ev ödevlerini yaptıysan, o zaman muhtemelen bu şeylerin ne olduğu hakkında bilgin vardır. Uygulama, fark yaratan şeydir.
Yani, soru ne bildiğiniz değil, neyi özümsediğiniz ve neyi yaşadığınızdır. Bu, hafızanızdan neyi anlatabileceğiniz ya da okurken neye başınızı sallayabileceğiniz değil, bilginizin ilham kaynağı davranışlarınızdır.
Bir işletmeyi nasıl yürüteceğini bilen ya da gurur duyabilecekleri üretken bir hayatın nasıl yaşanacağını bilen bir dünya insan var, fakat gerçekten kendi ticaretini/işini etkili bir şekilde yürüten ya da hayatlarının yönünü sahiden kontrol altında tutan o kadar çok insan yok.
Bu hassas bir ayrımdır, ve bir parça alçak gönüllülük gerektirir. Ancak, ilerlemeye devam edenler ile devam etmeyenleri birbirinden ayıran tek şey budur.
Mesele Nedir?
Çoğunlukla, şeyler kolaylaştırdığımız kadar kolay, basitleştirdiğimiz kadar basittir. Eğer tanıdık kelimelerin bir dizesini duyarsam ve ortak akıl olduklarına karar verirsem, doğru olabilirim.
Bahsedilen, mesele harbiden bu kelimelerin arkasındaki fikirleri uygulamaya geldiğinde, çoğumuz için şeyler biraz fazla karmaşıklığa eğilimlidir, ve bu hatırlamaya değerdir. Yalnız başına bilgi oldukça ucuz hatta yanıltıcıdır.
Andrew Fastow gibi bir adam bir muhasebe kanununu ihlal edip etmediğini daha iyi bilmelidir. Sonuçta bu, onun uzmanlık alanı. Belki de farkında olmadığı hakkında yalan söylüyordu, ama eğer yalan söylemiyordu ise, o zaman muhtemelen çoğumuzun bir şeyi bildiğimizde kurban gittiğimize benzer bir hikayeye kurban gitti.
Gerçekten öğrenmek ve büyümek için, bir derece kendinden şüphecilik sağlıklıdır. Konuşmanın nereye gittiğiyle ilgili çok güvenli hissetiğiniz herhangi bir zaman, durup, güvenli hissedip hissetmemeye layık olmak üzerine düşünmek için iyi bir zamandır.
Eğer bunu yaşamıyorsanız, hala yapacak işiniz var demektir.
Zat Rana tarafından kaleme alınmış “You’re not as smart as you think” yazısının çevirisidir.
Yapılan irili ufaklı çeviri-anlam hatalarını belirtmekten çekinmeyin.

