Araman için illa ölmem mi lazım?
Umit Oner
441

Sarıkız’a Kıydılar…

Slogan milliyetçiliğinin gücü ancak ineklere yeter

Temsili Sınırdışı
Slogan milliyetçiliğine bayılıyorum! Her terör eyleminde sosyal medyadan fışkıran bu coşkun sel fazla tazyikli değil, hemen yerini başka bir cambaza bak eylemine bırakıveriyor.

Bazılarımız hatırlar, bir ara İtalyan mallarını protesto ederdik. İtalyan markalı arabaların üstünde zıplayanlar, tarım ürünlerini çiğneyenler, daha fazla satsın diye İtalyancaya benzer uyduruk etiketleri olan yerli tekstil ürünlerimizi parçalayanları TV’de görebilirdiniz. Bunun nedeni teröristbaşını himaye etmeleriydi. O gün bu protestolarda çoşanlar belki de daha sonra teröristbaşına itibar kazandırmaya çalışan politikaları alkışladılar!

Bir dönem Çinlilere düşmandık. Hatta sanırım Eskişehir’de protestocular Çinli zannedip bir lokantada çalışan Uygur Türkünü dövmüşlerdi. Uygur Türklerine yönelik baskılar devam etse de bugün konuyu hatırlayan pek yok.

Reina saldırısından sonra Orta Asya Türklerinin tamamı yüz hatları terörist-katil’e benziyor diye linç tehdidi altındaydı. Hatta oturma izni olmadığı için protestoculardan tırsan zavallı bir Orta Asyalı genci mahalle halkı kendi deyimleriyle döve döve patatese çevirmişti!

Kronik unutkanlığımızın delhizlerinde kaybolan bu anıların bize ne gibi bir faydası oldu?

Is fecit, cui prodest
Bunu yapan, bundan çıkarı olandır

Şunu artık anlayalım: Birisi kitleleri gaza getiriyorsa bunun altında kesin başka bir hesap vardır. Gazın menşei neresi olursa olsun, bu evrensel kural asla değişmiyor. Politikacıların aralarındaki dalaşmalar, yerli veya yabancı, o günkü popülizm seviyesini güçlendirmekten başka işe yaramıyor. Popülizm o kadar kısa vadeli düşünür ki, inandırıcı hikayeleri bir süre sonra kendini imha eden kısa mesajlar gibidir. Zaten bir iki gün topluma etki etmesi yeterlidir. Bizler cambaza bakarken neler olup bittiğini torunlarımız tarih kitaplarından okuyacaklar.

Tüm bu hikaye yağmuru altında slogan milliyetçiliğinin yükselmesi düşünce tembeli toplumlarda kaçınılmazdır. Malesef insanlığın genelinde hiçbir temeli olmayan savlar, stratejisi olmayan ataklar, laf sokmalar, abartılı-saldırgan söylevler milyonları peşinden sürüklüyor. Giderek Zombi filmlerinde bir oraya bir buraya saldıran yığınlara benziyoruz. Milli duygularla, inançla, hırsla çalışmak, üretmek, paylaşmak ve çoğaltmak yerini bağırıp çağırmaya, dövüşmeye, ve giderek yalnızlaşmaya bırakıyor.

Haklıysak kararlı olmalıyız. Kararlıysak daha iyisini yapmak için kafa yormalıyız. Kafamızı biraz daha zorlamalıyız ki inekleri sınırdışı etmek, portakal sıkmak, turistleri kovalamaktan başka çarelerimiz de olsun!

Ona buna atarlanmadan önce durup bir düşünelim: Bu noktaya nasıl ve neden geldik?

Biz insanlar, etrafımıza örülen düşmanlık duvarlarına neden izin veriyoruz?

Ve Sarıkız’ın suçu gerçekten neydi?

Takip İçin: