Türkün İnterneyşınal Evreleri

Pekin, Barselona, Paris, Hong Kong, Tokyo, Roma ‘da dile kolay 10 yılı devirdim. Öğrenciliğim boyunca yaptığım kısa süreli gezilerde edindiğim tecrübeden farklıydı bu ülkelerde uzun süreli yaşama tecrübem. Bir kültürün şöyle bir kenarından geçmek ile uzun süre aynı ülkede yaşamak arasındaki fark gerçekten büyük. Bu farkındalık beni kültürlerarası öğrenme konusunda araştırmaya yöneltti. Bu yazıyı yazarken gerek çeşitli Avrupa projeleri ile yurtdışına çıkmasına vesile olduğumuz gençlerdeki değişimleri, gerek yurtdışına sıklıkla çıkan arkadaşlarımdan dertleştiklerimi, gerekse kendimde birebir gördüğüm değişimi incelemeye çalıştım. Size bu yazıda Türklerin kültürlerarası öğrenme süreçlerini 6 evrede anlatmaya çalışacağım.

1) Küçük Emrah Evresi

Hatırlar mısınız Alamancı akrabalarımızın geldiğ​i​ yılları? Ballandıra ballandıra anlatırlardıyeni ülkelerini. 80​’​li yılları hatırlayanlar iyi bilirler, walkmani, kaset çaları, jelibon şekerleri, türlü türlü çikolatayı, oyuncakları, gıcır gıcır mercedesleri ilk onlarda gördük. Boynumuz ise Küçük Emrah gibi büküktü. İnternet yoktu, orada ne olup bittiğinden haberimiz olmazdı. Yaz aylarında birkaç haftalığına sokağımızı şenlendiren alamancı komşularımızdan birkaç kelime almanca küfür kaptıysak 3–5 ay birbirimize ​söyler gülerdik. Şayze! Sen Şayzesin! Hayır sen Şayzesin! Uzar giderdi bir kültürle ilk münasebetimiz. Şanslıysak ve bir atlasımız varsa açıp bakardık Hamburg’un haritadaki yerine. “Uzakmış lannnn!” derdik. “Valla yazıcam sana” diye adresini aldığımız yaz arkadaşlarımıza tek satır yazmadan geçirirdik tüm seneyi. Ertesi sene gene ritüele aynı yerden devam edilirdi.

En boynu bükük olduğumuz an ise Amerika​’​dan ya da Avusturalya’dan birinin akrabası geldiğinde yaşanırdı. Vay be Amerikalı mı bu şimdi?

O yıllarda öyle çok yabancı turist gelmezdi, özellikle Amerikalılara özel bir ilgi ve hürmet vardı. Koskoca Amerikalı diye gözümüzde büyütür gene boynumuz bükük kalırdık. O yıllarda hasbelkader okulda iki kelime ingilizce öğrendiyseniz tüm cesaretinizi toplayıp bir yabancıya “heyyyoooo, hav ay yuuu?” demek büyük şerefti. “Vay beee, bizim oğlan sular seller gibi maşallah!” diye çevrenin takdirini toplardınız.

2) Badi Ekrem Evresi

Ne olduysa 90’ların ikinci yarısında oldu. Özel televizyonların açılmasıyla beraber Amerika​’​nın meşhur Ceyar’ının pabucu dama atıldı, bilmediğimiz kültürlerin entrikalı aile ilişkilerinin içine daldık. Kelimeler arası çay molası veren Mesut Yılmaz misali, uzarda giderdi ufacık mevzular. Brezilya’nın değil haritadaki yerini bilsin, adını bile duymamış yaşlı teyzelerimiz merakla beklerlerdi pembe dizi saatlerini. “Bak bu Maykıl bu kızı aldatacak” sözünü 50 bölüm sonra “Bak gız ben sana demedim mi, gözünden belliydi bunun, boyu devrilesice” repliği takip ederdi. Bir aptal kutusundan Dünyayı öğrendiğimizi​ sandık senelerce.

Özellikle 2000​’​lerde işin içine internette girince Badi Ekrem gibi pek bir bilir olduk herşeyi. Artık boynu bükük değildik. Fransız için ayrı, İtalyan için ayrı, Çinli için ayrı birkaç şey biliyorduk. Bildiğimiz iki kelimeyi bir araya getirip caka satmak, çok bildiğini sanmak bu devirde başladı.

Yahu şu Fransızlar da çok ukala.
İtalya dediğin pizza, makarna.
Zaten pizzada tatsız tuzsuz bir şey, bizim lahmacundan çalmışlar belli.
Bu çançinçonlar da böcek yiyorlar, yahu aklı olan adam çubukla yemek yer mi?

Tarihsel süreçten pek çok kişi için böyle işledi. Bugünlere geldiğimizde daha önce hiç yurtdışına çıkmamış ya da yabancı birisi ile etkileşime geçmemiş milyonlarca insanımız için de durum maalesef bundan ibaret. Kendine fazla güvenen ve dev aynalarında yaşayan bir nesilimiz var artık.

Peki bu insanlarımız ilk defa gelişmiş ülkelere gittiklerinde neler oluyor:

3) Turist Ömer Evresi

Gidilen ülkeye göre değişiyor elbet. Almanya, Japonya, İngiltere gibi sistemlerini daha ciddi oturtmuş gelişmiş ülkelere gidenler Turist modunda önce bir donup kalıyorlar. Bu evrede herşeye hayret etme ve hayranlık duyma duyguları ile hareket ediyoruz.

Vay canına, adamlar yapmış arkadaş!
Ne güzel korumuşlar tarihlerini
Yoldan karşıya geçmeye çalışınca hemen duruyorlar
Ne güzel, kimse kimseyi rahatsız etmiyor

gibi klişeler üzerinden bol fotoğraflar eşliğinde şehrin önemli yerleri geziliyor. Özellikle tur programlarına katılan pek çok kişinin Kolezyum’dan daha çok önemsediği tek bir şey var, yer bildirimi yapmak ve bir selfi paylaşmak. Bu evredekiler genelde bir güven balonun içinde gezerler. 3–5 kişilik güvenli bir grupla, tek kelime ingilizce ya da gittikleri ülkenin dilini konuşmaya gerek kalmadan rotalarında ilerlerler. Parası olsa bile ülkenin yemeklerini tatmak yerine Mc Donalds arar, aval aval rotalarında gezerler. Ahanda burada da bir sütun var, burası da saray heralde, burası kalabalık şurada da bir çek bakalım feyse atarız kıvamında yeterince Çin işi hatıralık anahtarlık ve yer bildirimi ile günlerini bitirirler.

Turist Ömer evresi aslında televizyondan, internetten görüp gezebileceğiz heryeri kendi gözlerinizle görmekten başka bir şey değildir. O kültürde nasıl evlendiklerini, çocuklarına nasıl davrandıklarını, ailede büyükleriyle ilişkilerini, vücut dillerini, yüz ifadelerinin ne manaya geldiğini, neye kızdıklarını, neye sevindiklerini, atasözlerini, adalet anlayışlarını, muhafazakarlık görüşlerini, arkadaşlığın onlar için ne ifade ettiğini, sorun çözme yaklaşımlarından bihaber olarak tamamlarız gezimizi.

Turist Ömer evresi yadırganacak bir şey değildir. Yeterli bilgilendirmenin yapıldığı gruplarda 2–3 günlük bir Turist Ömer bocalaması yaşayan pek çok gencin bu evreyi sağlıklı ol​a​rak atlattıklarına şahit oldum.

4) Acun Firarda Evresi

Bu evre genelde daha önce en az bir defa yurtdışı tecrübesi yaşamış kişilerde görülür. Ohooo ben bunu biliyorum, ben geldim buralara. Ben daha önce görmüştüm bunu, ben ben ben ben… Ego özgüven pompalar. İşte o noktadan sonra Türk​’​ü tutabilene aşk olsun.

Bu evrenin en baskın özelliği çok fazla Türkiye ile karşılaştırma yapmasıdır.

Bizde de var bu
Bizde hiç bu böyle mi?, çok geri kalmış bunlar
Biz aşmışız abi, şu Avrupaya bak, pehhh

Her ne kadar özgüven olsa da Türklerin en genel özelliği kültürlerarası öğrenmeye değil, öğretmeye açık olmasıdır. Yarım buçuk öğrenilen ve bir önceki gezide edinilmiş kulaktan dolma bilgiler ilk defa gelenler arasından seçilen bir kurbana itinayla zerk edilir. Turist Ömer evresinden farklı olarak daha hızlı gezilir.

Abi ben biliyorum Mc Donalds’ı köşeyi dönünce hemen.
Abi boşver orada bir şey yok, ben biliyorum. Gel seni şuraya götüreyim süper döneri var

Aslında her iki evrede de karşılaşılan ortak davranış yüzünde anlamsız bir gülümseme ile dönerciye girme eylemidir. Zaten geleli 12 saat olmuş, gurbet acısından yanıp kavruluyoruz topra​ğ​ımmmm bir dönerci görünce sevinmeyeyim​ ​de ne yapayım? Dönerciler sallamaz tabi bunları, dünyanın en kötü dönerini boğula boğula yiyip genelde motoru bozarlar ertesi gün.

3 defa 5 defa yurt dışına çıkıp​ d​a, hala ısrarla kültürel bir şey öğrenmemekte kararlı olan kişilere sıklıkla rastlarsınız. Gittiği ülkedeki biriyle arkadaş olmaz, en fazla bir teşekkür etmeyi öğrenir, en fazla bir yemeğinin tadına bakılır bu evrede. Herşey hala görüntü içindir.

5) Ajda Pekkan Evresi

Alamancılar ilk geldiklerinde kültürlerarası öğrenme evrelerinin ikisini birden gösterdiler. İlk geldiklerinde 3–4 gün hep Acun evresinde konuşmalarına şahit olmuşsunuzdur.

Bıktım valla şu ​milletten, her işleri ciddi, azcık insan olun lannn
Bizdeki hava, su, doğa, insan nerde var abi, adamların memleketinde yok kıskanıyolar
Bizde de var hepsi, paran oldumu burada da kralsın dimi abi.
Azcık daha para biriktirelim çekilmez daha fazla, gelecem ben artık

3–4 günden sonra kesin ve kesin Ajda Pekkan evresine geçerlerdi. Zira bu evrede içinde çıktığı kabuğu beğenmemek, kendi ülkesini sürekli kötülemek ve diğerini yüceltmek vardır.

Şekerim Adamlar bir araba yapmış taş gibi, tank tank. Biz yapamayız nerdeeee
Üstadım, elin ​A​lman​’​ı diyorsunuz ama 1 saatin ücretini vermemezlik yapmazlar.
Bak hayatım, bizim oralarda sokağı saatte bir temizliyorlar, şuna bak bizim köyü b​.​k götürüyor resmen, bu tezek​ d​e neyin nesi allahın sen
Ülkemizi seviyoruz tabi ama yaşanmaz olmuş buralar yahu…

Kendi kültürüne yabancılaşan ve diğer kültürü sürekli yüceltenlerin evresidir bu. Entel dantel görünmeye çalışan pek çok kişide bu evrenin izlerine rastlayabilirsiniz.

6) Barış Manço Evresi

Ahh rahmetli Barış ağabey. 7’den 77’ye herkesin sevgilisi. Pazar sabahlarının neşesi, dünyanın diğer ucuna seyahat biletimiz. Bizim neslimiz için modern Evliya Çelebi idi, Barış Manço moda 81300 Istanbul.

Farklı ülkelere gider, kültürlerinin en ilginç kısımlarını, mimarilerinin en ihtişamlı taraflarını, yemeklerinin en sıra dışılarını gözler önüne sererdi. Her gittiği yerde bir kaç kelime öğrenmek için uğraşır dururdu. Hiç bir kültüre yukardan bakmaz, alçak gönüllülükle insanlarla konuşur ve her zaman insanlara gülerdi.

Asya’da insanlara onların kültürlerinde olduğu gibi, mesafeli ve saygılı davranır. Afrika’da insanlarla el ele kol kola dans eder, çocuklarla ayrı bir ilgilenirdi.

Kültürlerarası öğrenmenin sınırı neresi olabilir diye düşündüğümde inanın aklıma Barış Mançodan başkası gelmedi. Zira, yanlış anlamaları engelleyebilmek için herhangi bir kültürle karşılamadan önce mutlaka onlarla ilgili araştırma yapmak gerektiğini ondan öğrendik. Buna rağmen kitaplarda yazmayan sayısız toplumsal kural olduğunu biliyoruz. Bunların öğrenilebilmesi için zihnimizi açmamız gerektiğini de ancak bu evrede idrak ettik.

Kültürleri buzdağlarına benzetirsek, buzdağının görünen kısmından değil asıl suyun altında kolay görünmeyen kısmından korkmamız gerektiğini ancak bu evrede anlayabiliyoruz. İki buzdağı çarpıştığında nasıl alt kısımlarından çarpışıyorsa, iki kültürün de çatışmasına neden olacak şeyin gene öncelikle farkına varılamayan kavramlardan olduğunu unutmamak lazım.

Kültürel farkındalık dolu günler dileğiyle…