Şantiye Günlükleri

Deniz
Deniz
Jun 16 · 5 min read

Kısa süreli ofis maceraları sıkıcı bir hal almış, kariyer.net’in hiçbir işe yaramadığını anlamıştı.
Aldığı maaşı değil de yaptığı işi beğenmemiş, öğrencilik yıllarında sürünmekten zevk aldığı şantiyelere geri dönmenin vakti gelmişti.

Bursa’da bir yerdeydi yıllardır bitmeyen, bölge halkını canından bezdiren İbrahim Yazıcı Stadyumu şantiyesi.
Şantiye şefi Muhteşem Bey’le görüştükten sonra, birçok kişiyle tanıştı orada.
Oldukça kalabalık bir iş yeriydi.
Aynı zamanda oyun masalarındaki yancı gibiydi.
Çünkü idari ekip, şefle beraber zaten dört kişiydi.
Daha ilk gün anladı ki kendisine ihtiyaç yoktu.
Aylar sonra yaşanacaklardan, oranın kilit ismi olacağından da haberi yoktu.

Yeni iş yerinde kimler mi vardı?
Mesai arkadaşları: Buğra Atı, Hacı Tülay ve Piremses

Sıva ekibinin ve birçok muhtelif işin yılmaz lideri: Kaptan Mağara Adamı
Onun büyük kardeşi: Küfürbaz Haydo
Onların küçük kardeşi: Sütoğlan Kemal
Kaptan Mağara Adamı’nın ağız kokusundan yakındığı ve bir türlü kurtulamadığı sıvacı: Cezmi
Tesisatta, başta Sevimli Hayalet Samet olmak üzere;
Sıhhi Tesisatta: Mickey Mouse
Yangın hattında: Gargamel Seyfi ve Yandım Mesut
Onların yardımcısı: Küçük Enişte
Cephe işlerinde: Kolpacı Bayram
Asma tavanda: Şebek Sinan
Elektrikte: Bakkal Hasan
Seramikte: Mızmız Erol
Mermerde: Zambada García
Kamyon şoförlüğünde: Tilki Aşkın İş sağlığı ve güvenliği uzmanı:
Şirin Baba
Fifi Kamil, Emmi Nazır, Naciko ve daha niceleri…

Kendisine verilen ilk görev, şantiyeye gelen ekipleri eş zamanlı olarak Yüce Majeste’ye iletmekti.
Her sabah attığı mailin ilk satırları ise şöyleydi:
‘Ekselansları günaydın, ekip sayıları şu şekilde;
Enginlere Sığmam Tasarım ve İnşaat: 6 usta, 5 idari, 1 kepçe operatörü, 2 şoför
A.M.K. Mühendislik: 1 usta
Fark Etmez Yapı: Gelmedi …’

Gün, ‘Sevimli Hayalet Samet’le Goy Goy’ programıyla devam ediyor, mola saatinin geldiği Küfürbaz Haydo’nun ‘çaylar firmadan sevişin durmadan’ çağrısından anlaşılıyordu.
Onun sayesinde çaya da mı alışıyordu?
Alışmıyordu!
Daha önce duymadığı küfürleri öğrenmek için içiyormuş gibi yapıyordu.
Ara sonrası sıvacılarla iki tur ‘Şemmame’ oynamayı, Yandım Mesut’la da türkü söylemeyi de ihmal etmiyordu.
Zambada García, hasır şapkası olmadan çalışmıyor, Bakkal Hasan matkapsız sahaya çıkmıyordu.
Şirin Baba verdiği nasihatler ile kafa ütülüyor, söyledikleri hayati önem taşıyordu.
Taşıyordu da Şirin Baba’yı kim öpsün?
Ekip arkadaşları ise işlerini titizlikle yapıyor, hataya yer vermemek için var güçleriyle çalışıyorlardı.

Kısa bir süre sonra Buğra Atı nişanlandı.
Çok geçmeden ‘sana da birisini bulalım’ demeye başladı.
Bir akşam onu sırtına alıp, biriyle tanıştırdı.
Adayın yanında teyzesi de vardı.
Kaynana rolündeydi.
Gerildi.
Demek ki: ‘teyzesi defterdar olan, faytonla damda dolaşır.’ sözü boşuna söylenmemişti.
Birkaç gün sonra haber geldi.
Kızımız onu beğenmişti.
Beğenmişti de olacak işin peşinden koşacak değildi.
Teyzesinin defterdar olması da bahaneydi.
Çünkü o sıralar aklı Piremses’teydi.

Evet, prenses gibiydi.
Öyle olsa da ölçü almak için çatılara çıkmaktan çekinmezdi.
Zekiydi, bir o kadar da fevriydi.
Kedileri çok severdi.
Bu sefer de ‘keşke kedi olsaydım’ diye iç geçirdi.
Ofiste açtığı şarkılar berbat olsa da içlerinden biri mükemmeldi.
O zaman keşfetti.
O şarkı [1] belki de hayatın fon müziğiydi.
O şarkıda;
Hüzün vardı…
İsyan vardı…
Umut vardı…
O şarkıda;
bir ayrılışın haklı gururu,
bir yıkımın hayal kırıklığı,
bir başlangıcın engin coşkusu vardı…
Dinledikçe eskimiyordu.
1:36’dan sonra değiştirdiği boyutla insanı da değiştiriyordu.
Sonuçta kendisi de iyi müzikten anlayan biriydi.

Zaman hızla geçmeye devam ederken şantiye bir o kadar yavaş ilerliyordu.
Kolpacı Bayram, ‘bugün geliyorum’ deyip bir ay sonra geliyor, normalde bir saatte bitecek iş, bitmek nedir bilmiyordu.
Gargamel Seyfi ve ekibi disiplinden taviz vermese de işler durma noktasına gelmiş, yeni bir döneme (fetret) girilmişti.
Peki, fetret devrinin sebepleri nelerdi?
Maddeler halinde inceleyelim:
1-Muhteşem Bey, finansal konularla ilgilendiğinden imalatları kontrol edememekteydi.
2-Piremses ofis işlerini yürüttüğünden sinir krizleri geçirmekteydi.
3-Hacı Tülay, Mızmız Erol’la girdiği münakaşa sonucu işten ayrılmıştı.
4-Buğra Atı, Muhteşem Bey’e kızdığı için kendini konteynera kapatarak, sahayla olan ilişkisini kesmişti.

Yüce Majeste durumun farkındaydı.
Dönemin kaçınılmaz sonu belliydi.
Saha yönetimi artık kendisindeydi.
Tüm ekiplerin de favorisiydi.
Özellikle de Kaptan Mağara Adamı’nın:
-Bu duvar tam dokuz santim sıva yedi.
Benim sözleşmemde dört yazıyor. Ocağıma incir ağacı diktiniz.
Dediklerinde haklıydı.
Karşılığını aldı:
-Ne olmuş o kadar yediyse, harca biraz daha su katıp, kumdan kısarsın.
-Ya çimento?
-Çimentoyu hiç koymazsın, yapmadığın iş sanki. -
Yahu şefim, hay Allah senden razı olsun.

Şantiyenin kilit isimlerinden biri de Mickey Mouse idi.
İmalatların çoğu, döşemediği tesisat boruları yüzünden yapılamazdı.
Yalnız çalışır, kimseyi takmazdı.
Lazım olduğu zamanlarda ortalıkta görünmezdi.
Saklandığı deliği sadece o biliyordu.
Kriz anlarında o da kayboluyor, yanına giderek olanları anlatıyordu.
Parliament’inden otlanmayı da ihmal etmiyordu.
Sadece onunla değil, hemen herkesle diyalog kuruyor, böylelikle iş yaptırabiliyordu.
Önemli olan da buydu.
Ufak tefek yanlışların, hata kaldırma payı vardı.
Yönetimin başına geçtikten kısa süre sonra çalışmalar da yolunda girdi.
Fetret devrini sonlandırıp, yeni bir dönemin kapılarını açtı.
Şöyle ki;
Piremses’le daha çok vakit geçiriyor, iş dışında da görüşüyordu.
Bazı akşamlar onlara Hacı Tülay ve Buğra Atı da eşlik ediyordu.
Bu sefer olacak gibiydi.
Kendiliğinden.
Yorulmadan.
Konuşmadan.

Bir gün telefon geldi kendisine:
Başka bir yerden iş teklifi.
Gitmek istemedi. Başta Yüce Majeste ve Muhteşem Bey olmak üzere birçok kişi ‘bu fırsatı kaçırma’ dedi.
Laf dinleyecek biri değildi.
Kararını zor olsa da verdi.
Durumu herkes bilse de kimseye veda etmeden gitti.
Yapacak çok işi vardı, gözü arkadaydı.
İşten çıktığı gün, Buğra Atı da oradan ayrıldı ve çok geçmeden öğrendi ki Piremses’in hayatına giren yeni biri vardı.

Sonuç olarak; bir masal, yine başlamadan bitti.

8 ay sonra…
En son mezuniyet balosunda giydiği pezevenk ceketi üzerindeydi o gün.
Hacı Tülay’la buluşup binaya gelenleri kestikten sonra içeri girdiler.
Seyirciler yerini almıştı.
Almıştı da şantiyeden, onlar haricinde gelen kimse yoktu.
Kimin neden gelmediği üzerine tahminler yürütülürken, Piremses salona giriş yaptı yanında daha önce görmediği biriyle.
Pamuk Prenses’in cücelerinden biri olduğu belliydi.
Ama hangisiydi?
Piremses yalandan bir ‘merhaba’ derken, cücesi tavandaki aydınlatma sistemini inceliyordu.
‘Neler yapıyorsun’ faslına geçildiğinde ise cüce: ‘hadi artık yerimize geçelim’ diyordu.
Dişlerini ağzına dökmemek için kendi dişlerini sıktı.
O haliyle ilk imtihanını başarılı bir şekilde verdi.
Çok geçmeden kim olduğunu da buldu:
Huysuz Cüce!

Sakinleşmeye çalıştığı sırada, Buğra Atı’nın ‘eveet!’ sesi yankılandı salonda. Islıklı alkış kıyameti koptuktan sonra vermesi gereken bir sınav daha vardı.
Daha önce hiç yapmamıştı.
İlk defa olacaktı.
Heyecanlıydı.
Bu yüzden Hacı Tülay’a sordu:
-İkimiz de bir şeyler aldık. Şimdi ben hangisine takacağım; geline mi, ata mı?
-Bana takacaksın!
Bu cevap onun için yeterliydi. Gelini tebrik edip, hedefin yanına geçti.
Kapanmamak için direnen çengelli iğneyle boğuştuğu sırada, ‘senin yapacağın işi’ diye bir kişneme sesi duydu.
SON…

Şimdi mi?
Hacı Tülay; yeni bir işe girdi, keyfi yerinde.
Buğra Atı; doğacak tayına babalık yapmanın telaşı içinde.
Piremses; huysuz cüceyle birlikte, dünya evinde.
Muhtemelen şu an gökten üç elma düşsün diye bekliyorsun.
Bekleme, düşmeyecek.
Kendisi zaten zayi olmuş, sen hala elmadasın, armuttasın.
Masal çoktan bitti.
Gülme!

[1] (2013)

| | | | | |

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

Deniz

Written by

Deniz

chief executive producer

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.