Türkçe Yayın
Published in

Türkçe Yayın

“Yılbaşı”

десять

noua

ocho

sette

sechs

5

tetra

tres

deux

one

(öğğğğkkkkkkkkkk!)

O günü çok iyi hatırlıyorum. Dışarıda bok gibi soğuk bir hava vardı ama evin içi oldukça sıcaktı. Hayatım boyunca hatırladığım ilk Yılbaşı, 1996 yılındaydı. Anne annemlerin evindeydik.

Televizyondan ünlü insanların daha önceden kayıt ettikleri bant yayınları oynuyordu. Bu salak bant yayınlarını kim izler ki diye düşünürken ben kendimin şahsen izlediğinin farkında varıyordum, ama bu durumu çocukluğuma veriyordum. Büyüyünce daha eğlenceli bir parti yapacağıma emindim.

Eve Teyzemin bazı kız-erkek arkadaşları da geliyordu. Herkes bir şey getiriyordu. Anne Annemin evindeki yaşlı insan kokusu, yerini cipslere, çerezlere, kolalara ve diğer bazı güzel mest edici kokulara bırakıyordu. Tombala denen salak oyun da gelmişti. Bu oyun yılda bir kere oynanan bir çileden ibarettir. Asla bitmez ve asla size gelmez. Asla. Çocuk da olsanız kazanma şansınız yoktur.

Ablalardan birisi çok kısa giydiği için dikkatimi çekmişti, ve onun bacaklarına bakarken yüzümün kızardığını hissettim. Onla sevgili olmak için ne yapmak lazımdı? Daha yaşım küçüktü. Sonra bakarızdı bu duruma. Ama ona aşık olup evlenmek istediğimi söylesem işe yarar mıydı? Çünkü bu yaşlarda en iyi yapılacak şey sana aşığım evlen benle demekti. Ötesi yok. 7 yaşındaki biri için fazla bile bu düşünce. Lanet olsun yaş problemlerine. O abla hep benden büyük olacak. Ben onun yaşında olunca o benim 2–3 katım olacak. Hiç bir zaman onu yakalayamayacağım. Hayallere dalmaya gerek yok Emilio. O kadın sana göre değil zaten. Sigara içiyor. Ama kısacık hayatımda bu kadar güzel bir sigara tutuş görmedim. Göremeyeceğim de. O uzun parmaklar adeta sigarayla bir oluyor. İnanılmaz. Heyecanlanıyorum.

Akşama Tuttu Furutti gecesi vardı hazır. Sanırım akşama kendimden yaşlarca büyük bu ablayı düşünerek gizlice bu programı izleyecektim.

İlginç bir sıkıntı vardı içimde. Dışarıdakiler bu soğukta üşümüyorlar mıydı? İlk önce kim Yeni Yıla girme şerefine nail oluyordu? Denizin ortasındaki o güzel yapılı ülke olsa gerek. Sipney mi? Oradakiler bende daha mı mutluydu? Şu anda bant yayındaki Seda Sayan, Beyaz ve Okan Bayülgen nerede, kimlerle ve ne yaparak yıl başlarına giriyordu?

Noel Baba gerçek miydi? Babamın güzel bir lafı vardı bu konu hakkında. Derdi ki;

  • Bir erkeğin hayatında 3 evre vardır. Noel babaya inandığı, Noel babaya inanmadığı ve Noel baba olduğu.

Ben yüzde yüz inanıyorum şu anda kendisine. Kapı çaldı ve annemle, Noel Baba’da geldi.

Parti başlasın!

En huzurlu yılbaşım buydu diyebilirim.

Kocaman bir masadayız. Bir Yıl Başı eğlencesindeyiz. Artık büyük olduğumuz için anne baba hak getire. Kıbrıs’tayız. Girne’de bir oteldeyiz. Caaaanım kuzenim Yengeç Bey’leyiz. Size Yengeç Bey’i azıcık anlatmama izin verin. Çünkü onu anlatmazsam bu hikaye yarım kalacak.

Yengeç Bey; 23 Yaşında. Kıvırcık saçlı. Bembeyaz dişleri ve muhteşem bir gülüşü var puştun. Hatta derler ki, hiç tanımadığınız bir insanın size gülüşü güzel geliyorsa o insanın kötü bir insan çıkma ihtimali yoktur. Doğru. Dünyanın en iyi kuzenidir Yengeç Bey. Görünce sizde anlayacaksınız. Sakin. Durgun. Dingin. Zeki. Kaderci olamayacak kadar kaderci. ve o gece bu güzel adam benim yüzümden deli sarhoş olacak, ama gülüşü yine de baki kalacaktı.

Masamız şahane. 70'lik Yeni Rakı ve 2 şişe dolu dolu Şarap var masada. Şarap dan anlamadığım için markasına bakmadım. Peynirler, kısırlar, soğuk çeşitli başka mezeler, tanımadığımız diğer insanlar, onların parfüm kokuları, peynirli bir salata, içli ve çiğ köfteler, ıspanaklı (başka bir malzemeden yapılırsa çarpılırız) börekler, veeee en son da sulu etli bir ana yemek.

Sahne alacak şarkıcı Ziynet Sali. Ama öncesinde kimsenin dinlemediği bir solist sahnede. O kadar kısa giymiş ki yiğidin malı meydandadır misali, baka kalıyorsun kadına. Ne söylediği çok önemli değil. Masamızdaki diğer insanlar bizden yaşlılar. Dedeler, anne anneler resmen. Ulan bu yaşta da yılbaşı mı kutlanır dedirtiyor insana.

Şimdiden 2'inci rakım bitmiş 3' e geçiyorum. Yengeç Bey yavaş oğlum yamulacan diyor. Düzgün çocuk velhasıl. İçtikçe içimiz ısınıyor. Ben diyorum ki;

  • Lan. Seviyorum ulan seni. Sikik.
  • Oğlum erken mi çarptı seni? Daha dur.
  • Ben hep çarpığım zaten. Dışarıdakiler üşüyor mu sence?
  • Ne dışarıdakileri?
  • Bilmem. Sipney’de kiler mesela? Ya da dilenci çocuklar?
  • Abi Sidney o. Dışarıda kalanlar üşürler yani. Bazılarımız şanslı bazılarımız değil.
  • Ne haltsa işte. Aklımda kalmıyor o yapının olduğu şehrin ismi. O yapıda aklımda değil zaten. Adı neydi? Sen neden bu kadar yavaş içiyorsun?
  • Ne yavaşı lan. Ağır ağır yürüyorum bu yolları. Yapının adını hatırlayamadım.
  • Tamam salla. Şu yan çapraz masadaki kadını gördün mü?
  • Saat yönüyle anlat.
  • Akşam üstü 8.
  • Evet gördüm. Mor saçlı olan yaşlıca?
  • Yess. onla kesişiyoruz da. (yaşlı kadınlara ilgim 96 yılında kalma)
  • Lan oğlum başlama yine daha ikinci rakıdan. Çocuk gibi.

Aslında zaten çocuktum. 26'ımdaydım ama yine de çocuktum işte. Bazen Yengeç Bey benden küçük bile olsa, daha olgun olabiliyordu. Kim kimin ağabeyi belli değil bazen. 4–5 içkiye bakar rolleri değiştirmek.

‘’Hadi hadi’’ diye diye Yengeç Bey’e de şarapları dayıyorum. İçiyoruz da içiyoruz. Tıksırana kadar içiyoruz. Rakıyı şaraba karıştırıp içiyoruz. Çocuk içmek istemiyor ama ben zorluyorum. İç lan yılbaşı eğlenmek zorundayız iç iç iç kaldırrr diyorum. O kadar kalabalık oldu ki, herkes camii de saf tutarcasına omuz omuza oturuyor masada. Bu bir yılbaşı kuralıdır. Herkes illa göt göte dar alanda oturacaktır. İçiyoruz.. Devam ediyoruz. Durmak yok. Çünkü, eğlenmek zorundayız bu gece. Anladınız mı? ZORUNDAYIZ! Eğlenmeyeni keseler.

Saat 22;00 civarı oldu. Masadan kalkmazsam altıma işeyeceğim. Ziynet Hanım’da henüz teşrif etmediler zaten. Ama tam kalkınca sahneye çıkar. Bu işler böyledir asla şaşmaz.

  • Yengeççç. Ben çişe gidicem.
  • Geliyim mi lan? Bir kötü gibi oldun sen.
  • Yok lan iyiyim. (Değilim)
  • Lan oğlum emin misin bak?
  • Lan yok hemen gelicem çişimi yapıp (Düşüncelidir Yengeç Bey her zaman)

Ama biraz fazla bağırmış olacağım ki çiş miş diye Mor saçlı hatun duydu ve gayette güldü. Bende bir göz kırptım ona. Gel W.C’ye der gibi.

Pisuarın duvarına dayadım kafamı. Şırıl şırıl. Bütün zehir çıkıyor adeta. Derler ki; bu dünyada ne sevmek ne sevilmek en güzel şey şırıl şırıl işemek. Oh be! Tam kapıdan çıkarken salondan bir ses geliyor;

‘’Bu yollardan geriye dönülmüyor, yürek yaralı yaralı büyüyor’’

Ziynet Hanım sahnede. Fermuar açık koşturuyorum. Size demiştim, asla şaşmaz.

Mor saclı kadın gecikmeli de olsa salonun kapısında. Gülüyor. Dişleri sanırım takma gibi. Tükürükler birikmiş kenarlarında. O kadar gülüyor ki bu iş korkutucu olmaya başladı.

  • Balkonlar açık.
  • Ha?
  • Balkonlar açık diyorum yakışıklı.
  • Evet. Ziynete yetişmeye çalışıyorum.
  • Göğüslerim güzel mi?
  • Efendim?
  • Sorumu duydun.
  • Sizin parfümünüz ne?
  • Gel kokla.
  • Tabii. (Yaşlı evi gibi kokuyor)
  • Beğendin mi?
  • Tanıdık geliyor kokunuz. Sizi bir yerden tanıyor olabilir miyim ben? (Konseri kaçırdığım için ellerim terlemeye başladı ama burada da garip distopik olaylar dönmekte)
  • Benimle sigara içmek ister misin?
  • Ben sigara içmem ki.
  • Gel.

Bir kadın sizi bir yere çağırıyorsa, iki seçenek vardır. 1. Çok beklediğiniz bir konseri kaçırmak ve güvenli alandan çıkmak veya 2. konsere güvenli alana geri dönüp kuzeninizle sarılmak.

Kadınla dışarıdayız. Bok gibi soğuk hava. Kediler bile birbirlerine sokulmuşlar ısınsınlar diye. Ve ben leş gibi terli gömleğimleyim. Deli üşüyorum. Konser alanın dış kısmındayız. Kuytu bir alandayız. Dışarıda bazı çalışanlar var. Yılbaşı gecesi çalışan zavallı insanlar var.

  • Adamlar üşüyorlar mıdır sence?
  • Bilmem. Bana ateş bul.
  • Emrin olur. (saat 11 e geliyor. Büyük olaya 1 saat kaldı.)
  • Hoppp gençler. Çakmak var mı? (Ses gelmiyor adamlardan) Hoppppppp!
  • Buyir abi?
  • Canım çakmak var mı?
  • Vardır abi. buyir abi. buyir yakışıklı abi.
  • Eyvallah. Siz nerelisiniz böyle?
  • Özbekiz abi.
  • Üşüyor musunuz?
  • Alişiğiz abi.
  • Alın şu 50 Lirayı. Çakmağı sizden satın aldım diye düşünün.
  • Kiralsin abi.
  • Alın hanımfendi. (çaksssss)
  • Teşekkürler.

Şimdi size hayatınızda çok az göreceğiniz bir olay anlatacağım. Kadın sigarayı öyle muntazam tutuyor ki, görseniz, sanki elindeki o uzun parmaklarıyla bir oluyor içtiği zıkkım. Sigara bir uzuv haline geliyor. Bir balerinin dansı gibi narince dumanı çekiyor ve yüzüme üflüyor. Çekiyor üflüyor. Başım dönmeye başlıyor. Özbekler soyunmaya başladılar ve havuza atlıyorlar bu sırada. 50 Liranın mutluluğundan mı? Elinde mikrofonuyla Ziynet Sali’de yanıma kadar geliyor. Bağıra bağıra şarkı söylüyor. O kadar bağırıyor ki, kendi kulağının kenarından kan aktığını görüyorum kadının. Ay çıkmış. Ay’ın önünden siluet şeklinde size yemin ederim ki Noel Babayı görüyorum o geyikleriyle birlikte. 80 Km hızla uçuyor olmalı. Kar yağmaya başlıyor, hem de lapa lapa. Yüzüme geliyor ve dilimle tadına bakmaktan kendimi alıkoyamıyorum. Sulu bir tadı var. Kara benziyor tadı. Yerden garip kar böcekleri gibi bir şeyler peydahlanıyor. Ayakkabımdan içiri girmeye çalışıyorlar. Ziynet Hanım bunları görse korkardı diyorum. O da şu anda havuzda. Özbek arkadaşlarım beni de havuza çağırıyor ancak o havuza girersem sanırım bir daha o havuzdan çıkamayacağım gibi bir his var içimde.

  • Senin adın, neydi?
  • Sen ne istersen benim adım o.
  • Sen o’sun.
  • Kimim şekerim?

Yengeç Bey tam bu sırada bağıra bağıra geliyor ‘’Emilio nerdesinnnnnnn lan nerdesinnnn!!! ‘’

Buradayım aslan parçam. Gel al nolursun beni bu manyaklıktan. Burada bir acayip şeyler olmakta.

Ve size yemin ederim ki hayatınızda böyle güzel sigara tutan başka bir kadın daha tanıyamazdınız.

Yerimize geri döndük. Rakımdan fondip fondip fondip yapıyorum. Noel baba gerçekmiş. O kadar mutlu oldum ki.

  • Oğlum gözlerin kıp kırmızı lan. Ne bok yiyorsun sen orada öyle?
  • Abi Noel Baba gerçek.
  • Ne?
  • Valla lan. Kar böcekleri. Özbek cinler. Sonra, Ziynet Abla’da da bir boklar var. Noel babanın karısı gibi bir şey olabilir o da.
  • Lan ne diyorsun oğlum?
  • Saat kaç?
  • 11;45.
  • Rusya girdi mi? İspanya? İtalya? Portekiz? Geri sayım başladı mı? Dışardaki kadının sana kim olduğunu söylesem asla inanmazsın asla ama asla!

Çat! Ensemde bir el.

  • Delikanlı kalk bakalım sen söyle bir yerinden hele.
  • (İğrenç bir viski kokusu) Buyrun hocam.
  • Sen benim eşimle saatlerdir dışarıda ne yapıyorsun gurban?
  • Hugo Balder?
  • Ha?
  • Sen Hugo Balder’sin hocam. Karısı türk olan sunucusun. Sen o’sun lan. Valla da billa da osun.
  • Gurban ne diyorsun? Sivaslıyım ben. Ne Baldırı?
  • Yengeç Bey. Bu Tuttu Frutti’nin sunucusu Hugo Balder. Hayatımda yaşadığım en güzel yılbaşı bu sanırım. Sipney’de olsam bile anca bu kadar güzel olurdu!
  • Abi Sidney. / Yengeç Bey her zaman düzelticidir bu konularda. Alkol komasına yakın ve sanırım otumsu bir şeyi içime çekmiş ve birazdan iç kanama geçirmeme ramak kalsa bile, adam yine de hataları düzeltir. Canım benim.

Ziyney Sali harbiden de montla sahneye çıkıyor. Üşümüş kadın havuzdan belli ki. Onu köleleri gibi Özbek’ler sahneye taşıyorlar. 50 Lirayı ağzından tutuyor biri ve bana dil işaretleri yapıyor. Yemin ederim ki size sanatçının burnundan böcek sarkıyor. Onu şıp diye ufacık bir hamleyle ağzına atıveriyor. Dili upuzun. ‘’şimdi’’ diyor. ‘’hazır mıyız geri sayıma diyor’’

DURUN!!!!

Diyorum. Ve sahneye atlıyorum. Kafamın arkası kanıyor.

  • Herkese merhaba. Ben Emilio Santos. Sanırım kanamam var bunun için sizden özür dilerim. Biraz önce kendisini sivaslı sanan Hugo Bey kafama şise geçirdi, çünkü onun karısıyla azıcık flört ettim. Yıllardır içimde kalmıştı gerçi, iyi oldu, pişman değilim. Sizde onun sigara tutuşunu görseniz, sizde etkilenirdiniz emin olun.

Nefesim hızlandı.

  • Gerçekten mutlu olan biri var mı şu anda? Benim dışımda? Ben mutluyum. İnanılmaz paralar harcadım bu geceki bu program için, çok içtim, katotik bir ruhsal yolculuğa çıktım, noel babayı gördüm, kar böceklerini gördüm, ziynet hanım’ın bir şarkısını zar zor dinledim, özbek cinleri havuza davet ettiler beni. çirkinler ve korkutucular ama işe yaradıklarını düşünüyorum. Eğlenmek zorundaydım ve eğlendim.

Burnumdan da azıcık kan damlamaya başladı.

  • Belkide ancak bu kadar şeytanlıklarla dolu bir gecede eğlenebilirdim. Peki sizler mutlu musunuz? Almanya’dakiler mutlular mı? Sokaktaki zavallı insanlar? Herkes geriye sayıyor. Çok mu iyi bir yıl geçirdik? Neyi tam olarak kutluyoruz. Neye hazırız? Geriye saydığımız rakamlar gibi geri geri gidiyoruz her yıl bunu nasıl göremezsiniz.

Nefes almam çok zorlaştı ve sanırım artık geriye sayma vakti de geldi. Birazdan yeni yıla girince herkes çok mutluymuş gibi zıpır zıpır zıplayacak.

Ve bütün dünyayla birlikte geri saymaya başlayabiliriz artık. Ben başlatıyorum ‘’10'’ diye ve bir anda on sayısı öggghhh e dönüyor. Başlatmam la da sahnenin ortasına kusmam bir oluyor.

Çat diye koltuktan aşağıya düşüyorum. Tutti Furutti’nin yakışıklı sunucusu Özbekçe bir kanalda güzelim kızları tanıtmakta. Türkiye’de bu yasak diye herhalde büyüklerimiz uydudan bir başka frekanstan bunu bulmuşlar. Başım kanıyor. Ve bir ıslak kusmuğun içine düşmüş durumdayım. Herkes sızmış. Noel baba falan da yok ortalıkta. Ama kanaldaki hatunların memeleri bir portakal kadar ufak ve muntazamlar, acaba ne zaman dokunabilirim bunlara ben?

7 yaşındaki bir çocuk için, bu kadar rakı ve otlu karışık sigara fazla gelmiş olmalı. Neler olduğunun farkında bile değilim. Anne annemler nerede? Teyzem? Mor saçlı kız? Koruyucum Yengeç Bey? Z ile başlayan bir sanatçı vardı?

Böyle özel bir gece de yaşadığım hangi gerçekliğe tam olarak inanmam lazım? Ruhani yolculuğumun hangisi gerçek hangisi sahte?

Balkona çıkıyorum. Beğendiğim kadın uyuyor. Elinde sigarası halen var. Onunla yaşadığına yemin edebilirim size. Gözlerini araladı.

  • Balkonun açık kalmış delikanlı.
  • Başım çok ağrıyor.
  • Hayvan gibi içtin. Yaşına başına bakmadan. Al çek bir fırt daha.
  • Burada neler oluyor? Herkes nerede?
  • Eles morreram.

Bu Portekizce.

  • Öldüler mi? Nasıl olur bu?
  • Los mataste.

İspanyolca. Dillere hakim olmam iyi oldu.

  • Ben kimseyi öldürmedim. Sen daha kaç dil biliyorsun?
  • Je connais toutes les langues.

Allah’ım. Burada neler oluyor? Karşımda bütün dilleri bilen bir yosma var. Siz diğer dillerdeki konuşmalarımızı duymasanız da sizi temin ederim ki onu da öldürmemem için size güzel şeyler sunuyor. Yeni yılla birlikte gelecek olan yeni mutluluklar ve ortaklıklar sunuyor, yeni bir araba, yeni bir ev, yeni bir iş, yeni bir meşgale sunuyor size ve en kötüsü size yep yeni ambalajı henüz açılmamış sımsıcak umutlar sunuyor.

Yine 26 yaşımdaki kaotik duygu geliyor çanlar çalıyor çalıyor ve çalıyor. böcekler geliyor, korkuyorum. Gerçekten korkuyorum. Böyle bir günde insanlar nasıl mutlu olurlar anlamıyorum. Ne 6 ım da ne de 26 ımda bunu anlayamadım. anlayamıyorum. Kadın benim sinirlerimi bozmaya başladığını için ona bir tokat atıyorum sağlamından ve onu balkondan aşağıya sallıyorum. Resmen pestili çıkıyor. Ölüyor.

Evde tek sağ kalan benim. Bunu hissedebiliyorum. Benim neyim var?

Yaklaşık iki dakika önce Noel Ruhunu öldürdüm.

Evdeki diğer herkes yaşıyordu. Noel’i öldürünce muhtemelen ruhlar tekrardan sahiplerine geri dağıldı. Babama sarılıyorum.

Şu anda kaç yaşımdayım bilmiyorum. Burası kolonya kokan bir hastane odası. Yine ruhsal bir Noel yolculuğuna çıkmış olsam gerek. Ziyaretime gelen aile fertleri var. Herkes burada. Sivaslı abiden, Ziynet ablaya. Yüzü gözü ezilmiş ablamız da burada, balkondan ittiğim. Onun mor saçlı hali de burada. Hala umut var diyorlar. Sanırım ben bir deliyim.

Ama.

Hala yeni yıldan umut bekleyen insanlar kadar delirmediğim farkındayım. Bundan dolayı beni kontrol etmeye gelen doktorun elini ısırıyorum ve onun koluna bir saat yapıyorum. O saat üzerinden yeni yıla kaç dakika kaldığını hesap etmeye başlıyorum.

Herkes odamdan çıkarken, kendi kendime geriye saymaya başlayacağım. Keşke Sidney’de olsaydım, o zaman bu zımbırtıya ilk ben girerdim ve bu çile uzadıkça uzamazdı diye düşünüyorum.

Anlaşılan o ki bu yıl kimse beni ziyarete gelmeyecek. Bağırarak, boş veya dolu koridorlara şunu söylüyorum;

“Nice mutlu yıllara demeyeceğim, çünkü değişen bir şey yok. Günler aynı, insanlar aynı, yalanlar aynı, dekorlar ve sahneler aynı, kandırılanlar aynı. Ve yine aynı olacak; sahte kahkahalar, sıra dışı böğürmeler.. İyi kusmalar.”

Charles Bukowski

13.12.2019

--

--

Kelimelerin gücüne inanan “Türkçe Yayın” içerik üreticiliğini desteklemek amacıyla yazarlara ve okuyuculara gönüllü destek sunan, kolaylaştırıcı bir yayındır.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store