Yapay Zeka ve Deneyim Tasarımı

Büyük veriyi işleyen algoritmalar hızla akıllanmaya devam ederken, yapay zekanın deneyim tasarımı süreçlerine ne gibi etkileri var, gelin birlikte göz atalım.

Atilla Alışkan
Oct 31, 2020 · 5 min read
Photo by Dev Asangbam on Unsplash

Telefonunuzu bir yerlerde unuttuğunuzu anımsıyor musunuz? Peki o andaki hissiyatınızı? Hiç gün boyunca elinize almamayı denediniz mi? İyimser bir yaklaşımla dile getirecek olursam; bir saatliğine de olsa ondan uzak durabiliyor musunuz? Eğer siz de “hadi canım, o kadar da değil…” diyorsanız, lütfen hemen telefonunuzun son bir haftadaki günlük ortalama kullanım süresine göz atın, ne demek istediğimi anlayacaksınız…

Telefonunuzu bir kenara bırakın, onun yerine gidin şunu ya da bunu yapın; bakın dışarıda hayat var, diyerek caka satmayacağım çünkü o seçeneği çoktan geride bıraktık. Bilgisayar yıllardır cebimizde ve artık onsuz hiçbir şey yapamıyoruz. Yapmamayı tercih ediyoruz diyebilmek isterdim ama yapamıyoruz.

Çoğu kullanıcı programların, algoritmaların nasıl çalıştığı hakkında bir şey bilmiyor. Sanırım tüketicilerden bunu beklemek biraz iyimser bir yaklaşım olurdu. Bu algoritmalar artık kullanıcılarının ürettiği verileri sadece depolayarak, insanların işleyebilmesi için kaydetmiyor. Aynı zamanda, kendi kendine bu verilerle neler yapılabileceğini öğreniyor, anlamlandırabiliyor, farklı verilerle bağlantılar kuruyor ve yorumluyor da... Evet, yapay zekadan bahsediyorum.

Bu yazıyı kaleme aldığım sırada yapay zekanın Wikipedia’da tanımı şu şekilde geçiyordu:

“İdealize edilmiş bir yaklaşıma göre yapay zeka, insan zekasına özgü olan, algılama, öğrenme, çoğul kavramları bağlama, düşünme, fikir yürütme, sorun çözme, iletişim kurma, çıkarımsama yapma ve karar verme gibi yüksek bilişsel fonksiyonları veya otonom davranışları sergilemesi beklenen yapay bir işletim sistemidir.”

Bu alanda yaşanan gelişmelerle kimi zaman “yapay zeka bizim işimizi mi elimizden alacak?” ya da “günün sonunda Matrix’e mi bağlayacağız?” gibi sorulara şahit oluyoruz. Böyle tartışmalar bir kenarda sürerken, yapay zekayı kullanmamızı sağlayacak Neuralink gibi projelerle de, deneyim tasarımında BMI: Brain Machine Interface (Beyin Makine Arayüzü) kavramına yönelik, somut tohumlar ekildi. İnsan beyni ile yapay zekanın iletişime geçeceği bir etkileşim tasarımı, yani insan beynini herhangi bir fiziksel unsur olmadan bilgisayarlara bağlayarak yönetecek bir arabirimden bahsediyorum. Ütopik gelse de bu konuda filizlenmeler başladı bile. Conversational UX (Sohbete Dayalı Kullanıcı Deneyimi Tasarımı) ile herhangi bir görsel arayüz olmadan, sadece ses ile etkileşim ve kullanım modellerinin oluşacağı hayalleri kurulurken, öte yandan insan makine arasındaki etkileşimin, tüm fiziksel öğeleri devre dışı bırakarak, düşünme aşamasında kullanıcıya bir deneyim sağlayabilecek olması, teknolojik açıdan işi bambaşka boyutlara taşıyor.

Veriyi işleme somutlaşarak o kadar önemli bir hal aldı ki, biz de tasarımcılar olarak çeşitli araçlardan faydalanıp, deneyime katkı sağlamak amacıyla yorumlayabiliyoruz. Bu ölçme ve yorumlama işleri insanın fiziki sınırları dışında, yapay zekanın da katkısıyla başka bir seviyede ilerliyor artık. Bu değer, deneyim tasarımı süreci için o kadar kişiselleşti ki, çoğumuzun kullandığı Netflix, Spotify vb. servisler, her bir kullanıcısına özel olmaya başladı. “Kişiselleştirilmiş bir deneyim…”. Bunu söylerken aslında çok basitmiş gibi geliyor değil mi? Uygulamalarda yer alan renk teması ya da hangi saatte uygulamayı kullanıyorsanız size iyi akşamlar veya günaydın diyen bir servisten bahsetmiyorum.

Biraz daha konuyu açacak olursam; gardırobunuzdaki kıyafetlerinizin tümünün, ihtiyacınıza göre sizin zevkiniz ve vücut ölçülerinize uygun dikildiğini hayal edin. Sizi tanıyan, nelerden hoşlandığınızı bilen, giymekten zevk almadığınızı sizden uzak tutan, arada bir de; “bak hiç bu renk pantolon giymedin, istersen bir dene, belki hoşuna gidebilir, hem denemediğin için hoşlanabileceğinin farkında da olmayabilirsin” diye size sunan bir terzi hayal edin... Düşününce, giyinme ihtiyacımız için böyle bir hizmetin olması, sizce de iç gıdıklayıcı bir şekilde kulağa hoş gelmiyor mu? Böylesine kişiselleştirilmiş bir kıyafet deneyimi için bir terzi hizmeti şu an hayal olsa da, müzik dinleme ihtiyacımızı karşılayan Spotify veya içeriklerini izlemekten zevk aldığımız Netflix gibi milyonlarca kullanıcıya sahip platformlar, dijital olmanın sağladığı avantajla, bize özel bir terzi gibi çalışıyorlar.

Bu gibi hizmetlerdeki büyük veri, yapay zeka ile de birleşince, her bir üyeye benzersiz deneyim sağlayarak, her bir kullanıcı için ayrı bir ürüne dönüşmüş oluyorlar. Altını tekrar çizecek olursam; bu aslında milyonlarca üyeye özel, milyonlarca farklı deneyimi, en ideal haliyle sağlamak demek! Kullanırken gerçekleştirdiğimiz tüm eylemlerimiz için bizi takip eden bu algoritmalar, her an kullanıcı hareketleriyle öğrenmeye devam ediyorlar. Bizi tanıyor, ne zaman, hangi içerikleri, ne kadar yoğunlukta kullandığımızı takip ediyor, tercihlerimizin ne olabileceğini dahi anlayarak, bize özel bir şekle dönüşüyorlar.

Netflix

Mesela Netflix; içeriğindeki bir oyuncuyu beğendiğinizi öğrendiğinde, o oyuncunun filmlerini izlemeyi tercih edebileceğinizi öngörebiliyor. Sizi tetikleyerek içeriklerini açmayı sağlamak amacıyla, etkileşime sunduğu video kapaklarında, o sevdiğiniz, hayranı olduğunuz karakterin sahnesinin anlık görüntüsünü seçip sunuyor. Hatta size öyle içerikler ön plana çıkarabiliyor ki, izleseniz seveceğinizden emin olduğundan, içeriği tüketmeniz için farklı zamanlarda varyantlarıyla sunmaya devam ediyor. Yeter ki içeriği tıklayarak açıp, ürünü kullanmaya vaktinizi harcayın.

Evet, bu ne cüret diyebilirsiniz fakat bizi bizden iyi tanıyan algoritmalar bu satırları okurken bile iş başında. Bu kadar da emin olamaz diyorsanız bir düşünün; hiç bir ortamda herhangi bir ihtiyacınızdan sesli bahsederken, ardından telefonunuzu kullandığınızda, ilgili ihtiyacı gidermeye yönelik bir reklama maruz kalıp, telefonunuzun veya bilgisayarınızın mikrofonundan dinlendiğinizi düşündüğünüz oldu mu? Bu soruya cevabınız evet de olsa, hayır da olsa The Great Hack belgeselini izlemenizi öneririm. Kendi kendine öğrenerek bizi tanıyan bu zeki ve akıllı sistemler o kadar nokta atış önerilerde bulunabiliyor ki, biz daha ne izleyeceğimizi düşünüp bir tercih yapmadan, sunulan önerilerden memnun kalabiliyoruz. Bu öneriler birçok farklı yerlerden beslenerek haberleşebilen algoritmalar sayesinde, kimi zaman karşımıza bir reklam, kimi zaman da Spotify haftalık keşif önerileri gibi, bizlerle buluşarak deneyimlerimizi etkileyen unsurlara dönüşebiliyorlar.

Spotify Haftalık Keşif “Atilla İçin Yapıldı”

Artık verilere bağlı süren gündelik yaşamımız ve bu verilerin işlenmesiyle sunulan çözüm önerileri o kadar hayatımızın derinine indi ki, her an verileri üreten ve kullanan bizler; “bu veriler üzerinden para kazanan firmalar tarafından finanse edilmeliyiz” gibi tartışmaları yapar olduk. İnsanlık tarihinin doğuşundan, bilgisayarın icadına kadarki ilerleme ile; bilgisayarın keşfinden sonraki gelişim hızı arasındaki fark takdire şayan. Özellikle son birkaç yıldır gündemi farklı açılardan meşgul eden, insanlık tarihinin belki de en önemli mühendislik işlerinden biridir yapay zeka.

Yapay zeka, her ne kadar Netflix ve Spotify örneklerinde olduğu gibi, çeşitli içerikler için belirli optimizasyon problemlerini şu an çözüyor olsa da, “insan gibi karmaşık yapıya sahip varlıkların kullanıcı deneyimi uygulamalarını üstlenebilecek mi?” sorusuna henüz cevap verilemiyor. Bu bağlamda öngörüde bulunabilmek pek mümkün olmasa da, yapay zekanın 7/24 çalışarak farklı problemlerdeki deneyimlere katkı sağlıyor olması yadsınamaz. Bunu sevdiğimiz bir şarkıyı, hiç beklemediğimiz anda bize dinlettiğinde ya da arabada varmak istediğimiz yere, en hızlı şekilde rota çizdiğinde zaten hissediyoruz.

Öte yandan hayatımız artık o ya da bu şekilde kodlardan ibaret. İş hayatımızda da kimilerimizin gelir kazancı doğrudan bu bilgisayarlara bağlı. Aramızda gündelik iş ritüellerinde bu dijital evren olmadan bir şey yapabilen var mı? Güne başlarken uyandıktan sonra, henüz elimizi yüzümüzü yıkamadan telefonlarımıza bakarak, veri üretmeye başlamayı bir kenara bırakın, giyilebilir teknolojilerle uyurken bile yapay zekayı besleyen verileri üretmeye devam ettiğimiz bir sistem içerisindeyiz.

Nesnelerin internetiyle ivme kazanan büyük veriyi, yapay zekanın işlediği, aynı zamanda blok zinciri ile merkeziyetsiz ve güvenilir alt yapıların, oyunları bozarak değiştirdiği bir geleceğe doğru hızla ilerliyoruz. Bilişimdeki bu devrim yaşandı. Belki, içerisinde yaşamakta olduğumuz Yakın Çağ, bir yerlerde virgül koyularak “Veri Çağı” olarak adlandırılacak, ne dersiniz?

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür.

Sign up for Türkçe Yayın E-bülten

By Türkçe Yayın

‘Her düşünce, hür düşünce!’ diyerek çıktığımız yolda buluşmalarımız, kulüplerimiz ve yeni yazılar aracılığıyla daha fazla hayata dokunmaya çalışıyoruz. Bültenimize üye olup bize kapıyı aralık bırakın. Take a look.

By signing up, you will create a Medium account if you don’t already have one. Review our Privacy Policy for more information about our privacy practices.

Check your inbox
Medium sent you an email at to complete your subscription.

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog ailesidir.

Atilla Alışkan

Written by

UX Designer

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog ailesidir.

Medium is an open platform where 170 million readers come to find insightful and dynamic thinking. Here, expert and undiscovered voices alike dive into the heart of any topic and bring new ideas to the surface. Learn more

Follow the writers, publications, and topics that matter to you, and you’ll see them on your homepage and in your inbox. Explore

If you have a story to tell, knowledge to share, or a perspective to offer — welcome home. It’s easy and free to post your thinking on any topic. Write on Medium

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store