Gündem yoğunluğu, çağımızın vebası. İnsanın hücrelerini değil, ruhunu boğan bir hastalık. Bu hastalığa yakalanan ilk nesil biz değiliz elbette. Şu dönüm noktalarını düşünün:

  1. Yazının icadı: Bundan önce “gündem”, öyküler ve şarkılarla oluşuyordu. Yazı, merkezi otoritenin gündeme müdahalesine yolaçtı, “resmi belge” veya “resmi kayıt” kavramlarıyla. İşin komik tarafı, yazının kullanımı yayıldıkça, antik insanlar bunun “yeni nesli bozacağını” düşünüp hayıflanıyorlardı. Sanırım haklıydılar.
  2. Matbaa: Bu anında bir değişim yaratmadı elbette. İlk matbaalar pahalıydı ve basılan şeyler de sınırlı. Basım teknikleri geliştikçe ve sansürü uygulamak zorlaşınca, kitaplar, zenginlere ve ruhban sınıfına has bir “lüks tüketim” aracı olmaktan çıktılar.
  3. Günlük gazeteler: İyice ucuzlayan matbaalarla ve kısa bir süre sonra da telgrafın keşfiyle, insanlar bölgesel haberleri her gün almaya başladılar, akşam yemeklerinde bön bön birbirlerinin suratına bakmak yerine dedikodu yapmaya başladılar. (şaka tabii ki, dedikodunun tarihi yazıdan da eski)
  4. Devlet radyo ve televizyonları: Etkili bir ulus-devlet yaratma aracı olarak, devlet medyası ile, haber ağımızın çapı onlarca kilometreden binlerce kilometreye çıktı. Ülkenin bir diğer ucunda olanlar, sanki yerel habermiş gibi gündemi doldurmaya ve kimliklerimizi yeniden inşa etmeye başladı.
  5. 24 saat haber: Özel TV’ler gündem işini bir ulus-devlet projesinden ticarete döktülerse, onların evrildikleri 24 saat haber yayınlayan kanallar da gündemi tamamen endüstriyelleştirdiler. Yani halihazırda toplu tüketilen gündem, artık toplu üretilen bir hale geldi (mass production)
  6. İnternet: Özellikle sosyal medya ile, gündem üretme ve dağıtma işi demokratikleşti. Toplu araba üretimi yapan bir fabrika için milyarlarca dolar gerekebilir, ama toplu gündem üretimi için (“reporting” değil, “manufacturing”) bir kaç bin dolarlık bütçe yeter de artar bile.
  7. Yapay zeka destekli sosyal medya algoritmaları (bugün ve yarın): Bu ilk etapta -ve halihazırda-, toplu ve demokratik biçimde üretilmiş olan gündemi, kişiselleştirilmiş bir şekilde tüketebilmeye yarıyor. Google aramalarının hepimiz için ayrı sonuçlar çıkarması gibi, Facebook duvarının bizi bizden iyi tanıması gibi. Fakat ikinci etap daha devrimci: Gündemin yaratımı da yapay zeka destekli olacak. Bu alandaki değişim, finans sektöründe birkaç sene önce olan değişimi izleyecek sanırım. Bugün borsa işlemlerinin çoğunu insanlar yapmıyor, algoritmalar birbirlerine alıp satıyorlar. Bir müddet sonra twitter konuşmalarının, haberlerin ve haberaltı yorumların çoğu da yazılımlar arasında olacak.
  8. VR\AR yayınları (ertesi gün): Bu elbette yapay zekanın gündem yaratma potansiyeli kadar heyecan verici değil ama o teknoloji olgunlaşana kadar, sanıyorum ki augmented reality, bizim gündem tüketme zirvemiz olacak. Çünkü kelimenin gerçek anlamıyla etrafımız haberlerle ve düşüncelerle sarılı olacak. Hatta bir süre sonra Dünya’nın “ARsız” halini göremeyeceğimizi tahmin ediyorum, muhtemelen bu modu “kapatmak” totaliter rejimlerde yasak, piyasa ekonomilerinde ise çok masraflı olacaktır (reklam sponsorlarının baskısıyla). Gözlerimizi ayıramayacağımız, sürekli bir gündem.
  9. Beyin ölümü (3 vakte kadar)

Bence sosyal medya büyük bir kırılma noktası oldu. Bunu hala tam kavrayamadık. İnsanın mevcut tüm zayıflıklarının ve komplekslerinin etkisini katekat arttıran bir düzendeyiz. Formülünü de yazayım tam olsun:

Milyon yıllık zihinsel melekelerimiz + yüz yıllık serbest piyasa pratiklerimiz + birkaç senelik sosyal medya baloncukları = kutuplaşma ve kültürel parçalanma.

Bu temelleri değiştirmeden, Facebook’un “fake news filtresi” benzeri çabalarla gündemi dizginlemek, yani hızını azaltamasak bile aşırılıklarını törpülemek, sadece kaçınılmazı geciktiriyor.

Üstelik biz çiftkatlı yoruluyoruz. Yani yaratılmış gündeme ek olarak, Türkiye’nin “reel gündemi” de son senelerde aşırı hızlandı. O kadar çok sayıda skandal oldu ki, aşırı yüklenmeden beynimiz yanmasın diye sigortalarımız attı. Ve irili ufaklı tüm skandallar, hep beraber önemsizleştiler.

İspanyollar gemi dolusu altın ve gümüş getirdikçe Güney Amerikadaki sömürgelerinden, kısa sürede tüm Avrupada her şeyin değeri düştü, paranın dahi. Her şeyin enflasyonu var sonuçta, skandalların niye olmasın?


Ben de sürekli uymuyorum ama gündem yoğunluğundan ve enflasyonundan korunmak için %90 izlediğim yol şu:

  1. Türkçe haber takip etmiyorum. Kaçırdığım şeyler: Sıfıra yakın bilgi, sıfırın altında kaliteli düşünce, maksimum sinir harbi. Her yayın, iktidarla olan organik ilişkisi -veya bunun eksikliği- üzerinden tanımlanıyor. Medyanın normu bu değil. “Dışarda medya tarafsız” demiyorum ama taraflılığın doğası farklı. Bu her şeyi etkiliyor. Türkiye dışına çıkmadan anlamak zor bunu.
  2. Hangi dilde olursa olsun, son dakika haberlerine bakmıyorum (en azından Mossad maaşımı kestiğinden beri). Ne gereği var? Haber platformları birbiriyle yarışmak için saçmalıyorlar. 1–2 gün gecikmeyle öğrenin ama damıtılmış olsun, bağlama otursun, sakin kafayla yazılmış olsun.
  3. Haber için sosyal medya takibi, sadece deprem, gösteri, vb acil durumlar için değerli. Onun dışında tam bir confirmation bias cehennemi. Sosyal medyayı hobiler, ilgi alanları için takip ediyorum. Hatta daha da iyisi, iyi bilmediğiniz konulardaki seçkin yayınları, kişileri takip için güzel.
  4. Kısa süreli ve bol efektli haber videolarını görünce kapıyorum. Dikkat kıtlığı çeken bu “Vine neslini” daha da dikkat kıtı yapan şeyler bunlar. Biz Amerikan başkanı veya Elon Musk filan değiliz ki, zamanımız o kadar değerli olsun. Hatta zamanınız çok değerliyse dahi yapılacak iş değil: 10 tane kısa video izleyip tweet okuyacağına, bir tane “ağır” video izle, bir derinlikli haber oku.
  5. Sabah uyanınca ilk işim ve gece yatarken son işim telefona bakmak olmamalı. Bazen elim gidiyor, farkedip kendimi zorla durduruyorum. Açıp oynamaya üşeneyim diye pilini çıkarıyorum. Bilgisayara da eklentiler kurdum (“StayFocusd”), mesela çalışırken 5 saat boyunca sosyal medya sitelerini engelliyor. Kendi kendimle savaş halindeyim resmen. Galiptir bu yolda mağlup.

Kendi huzuru için, kendi beynini kullanıp, kendini “hackleyen” bir garip canlı. Buna bakıp insanın kendine gülmemesi mümkün değil.


Bu yazının orjinali Fularsız Entellik’te.

Email listesine üye olun, benzer içerikler doğrudan ayağınıza gelsin.

Bağış yapın çok sevdiyseniz. Zira site de, email listesi de ebediyen reklamsız.

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

ImmanuelTolstoyevski

Written by

Fularsız Entellik

Türkçe Yayın

Düşünce ve fikir hürdür. 'Türkçe Yayın' her düşünce ve fikri duyurmayı amaçlayan özgür blog platformudur.

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade