Zaman İnsanı Gerçekten Olgunlaştırır mı?

Ne demiş Türk Edebiyat tarihinin ünlü roman yazarı Peyami Safa; “Yaşlanarak değil yaşayarak tecrübe kazanılır, zaman insanları değil armutları olgunlaştırır”!

Böylesine içtenlikle kaleme alınmış bir söze katılmamak mümkün olabilir mi? ‘Zamanın ruhuna’ ne kadar inanıyorsam her insanın kendi tecrübesini yaşaması gerektiğine de o kadar inanıyorum.

Olgunlaşma denilen karmaşık süreç, genelde insanın okkalı bir düşüş yaşamasının ardından bir toparlanma üzerinden yürür. İnsanın yaşadığı bu kötü düşüş kişinin hanesine deneyim olarak geçer.

Pekiyi, insan sadece acı çekince mi olgunlaşır? Olgunlaşmak için incinmemiz, tecrübe kazanmak için de kaybetmemiz mi gerekir?

O halde yaşı küçük olup da yetişkin gibi davranan bir genci nereye koyacağız? Ya da tam tersi, olgun gibi gözüken ama çocuksu davranan bir yetişkini nasıl açıklayacağız?

Zaman insanı olgunlaştırmaz, insanı olgunlaştıran tecrübeleridir. Aslında sadece tecrübeler de değildir, o tecrübelerden çıkarılan derslerdir. Zannedilir ki kırklı yaşlara geldiğimizde olgunlaşır, olayları daha iyi anlar ve daha iyi analiz ederiz… Maalesef size kötü bir haberim var; o iş öyle olmuyor..Zira ’akıl yaşta değil, başta’dır atasözü bu işin aslında hiç de öyle olmadığının eskiler tarafından izah ediliş şeklidir.

Eskiden köyün en yaşlı ninesi ya da dedesi bilge sayılırdı, şimdi teknolojinin de gelişmesiyle birlikte bilgelik kavramı da değişti. Yine bizim kuşak ‘çok gezen mi bilir, çok okuyan mı’ öğretisiyle büyüdü. Yıllarca bu ikilemi tartışıp durduk. Ama ne gördük; hep birlikte başını bilgisayar ekranına gömen, hatta asosyal olarak nitelendirdiğimiz gençlerin hem okuduğunu, hem gezdiğini hem de anladığını ve bir o kadar olgun, o kadar da mantıklı olduklarını farkettik!

Gerçekten zaman insanı olgunlaştırır mı? Bence hayır. ‘İnsan yedisinde ne ise yetmişinde de odur’ diyen atasözümüze insanın yedisindeki huylarının yetmişinde daha da çoğaldığını ilave etmek isterim.

Etrafınızdaki birçok kişiden ‘bu insan böyle değildi, huyu değişti, gittikçe karakteri bozuluyor’ yakınmalarını duymuşsunuzdur. Domatesin, muzun, kavunun zamanla olgunlaştığını gözlemleyen insana, negatif yönde eğilim gösteren insanın zamanla olgunlaşamadığını görmek elbette şaşırtıcı gelecektir. Ben zamana gereğinden fazla anlamlar yükleyip ‘zaman kötü’, ‘acımasız zaman’ diye suçlayanlardan değilim. Zamanın ruhu ne olursa olsun insanın gerçek anlamda ‘insan’ olması gerektiğine, yani insan olmanın erdemine inananlardanım. Asıl olgunluğun da burada yattığını düşünüyorum.

Özellikle üzerinde durmak istediğim bir başka konu da; son zamanlarda birçok kişinin dilinde ‘ergen gibi davranıyor’ sözü var ki; bu sözle şu an ergenlik çağında olanlara haksızlık edildiği kanaatindeyim. Ne kadar da talihsiz bir cümle ‘ergen gibi davranmak’! Ergenlik dediğimiz kavram çocukluk çağı ile yetişkinlik çağı arasındaki geçiş dönemi, hatta kıyafet alırken garson boy dedikleri dönem değil midir? Sanki kişinin arafta kalmış da bir şablona oturamamış, ne yapacağını kestirememiş bir ruh haline sahip olduğundan bahsediyoruz. Oysa ki etrafımda bugüne kadar gördüğüm ergenler bir o kadar olgun, bir o kadar mantıklı, bir o kadar da bilinçli!…Ben genç olup ta nice olgun insanlar gördüm ama aynı zamanda yaşı kemale ermiş ama olgunlaşamamış nice insanlar da gördüm.

Yeni küresel dünyada artık insan doğar, büyür, gelişir ve ölür döngüsü ömrünü tamamlamıştır. Bu döngünün yerini farkındalık almıştır. Doğum ile ölüm arasındaki geçen süre herkes için eşittir. Ancak o süre içerisinde yaşanılanlar, tecrübeler, kazanımlar, kaybetmeler herkes için farklıdır. Çoğu insan hayatlarının büyük bir kısmını sorgulamadan yaşamakla geçirirler. Birilerinin tecrübeleri kendi hayatları için referans olmuştur. Çünkü bildikleri tek gerçek öğretilmiş olan matematiksel yaştır! Ailemin bana ’18 yaşına gelmeden konuşma hakkın yok’ dediğini hatırlıyorum da, 2000’li yıllara kadar aşağı yukarı bu toplumda herkes böyleydi. 18 yaşı reşit kabul ederiz ama “kırkına da gelsen sen benim gözümde çocuksun’ diyen, kahve içmenin bile yaşı olan bir kültürün fertleri olarak ancak şunu söyleyebilirim; olgunlaşmak için yaşlanmayı beklememek, kendi tecrübelerimizi, kendi deneyimlerimizi kazanmak için neyi bekliyoruz!

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.