Zamanda Yolculuk Mümkün (mü?)

… biz istersek neden olmasın?

Mashal Han vahşice linç edildi

Mashal Han, 23 yaşındaydı. Gazetecilik okuyordu.

Mashal Han’ın kısa hayatı boyunca yaptığı en büyük hata asla kendi elinde olmayan bir şeydi. Aslında O’nun hatası değildi. Belki anne-babasını suçlayabiliriz. Çünkü Mashal Han’ın tek hatası 2017 yılının Pakistan’ında yaşamasıydı!

Ferhunde Melikzade’nin de asıl suçu caminin önündeki uyduruk muskalar satan adamla tartışması değildi. Evet sadece kadın olması bile dünyanın bir çok yerinde öldürülmek için yeterli bir sebeptir ama Ferhunde’nin büyük günahı, 2015 yılının Afganistan’ında yaşayan bir kadın olmasıydı.

Ferhunde Melikzade 28 yaşındaydı. İlahiyat fakültesi mezunuydu.

Ferhunde Melikzade vahşice linç edildi

Ferhunde Kuran-ı Kerim yaktığı iddiasıyla dövüldü, kendisine sopalarla vuruldu, üzerine basıldı, bedeni bir araçla sürüklendi ve en sonunda ise yakıldı. Üstelik bu vahşet videoya çekildi.(1)

Mashal Han ‘a ise dine hakaret ettiği gerekçesiyle ciddi şekilde işkence uygulandı, sopa, tuğla ve yumrukla dövüldü ve bedenine yakın mesafeden ateş edildi.(2)

Her iki olay da sokak ortasında, yüzlerce insanın arasında gerçekleşti.

Durun diyen, aman dileyeni dinleyen olmadı…

İki gencin de asıl hatası, yobaz zorbalığı iyilik ve insanlığa tercih etmiş insanların içine düşmeleriydi.

Bu yaşananları normal görebilen toplumların bireyleri olmaları, sonlarını getirdi.

Peki bu toplumların normali bu muydu gerçekten? Hep böyle vahşi miydiler? İyilik, merhamet, aman diyene el uzatma gibi kadim erdemler bu coğrafyalara hiç uğramamış mıydı?

Eğer uğradıysa, bu insanların içinde geçmişi hatırlayan kimse yok muydu?

Sahi cadıların yakılması geçmişte kalmamış mıydı?

Bir zamanların Afganistan’ında kadınlar

Bazı toplumlar için geçmişe ait fotoğrafların sanki uzayda bir gezegen manzarasını yansıtması korkutucu. Binlerce yıllık genetik miras, insanlığın tüm düşüp kalkmalara rağmen sürekli ilerleyeceği fikrini beynimize dayatsa da, olan bitenler hiç de böyle söylemiyor. İnsanlık karnı tok sırtı pek görünümlü toplumlarla, sadece yokluğa değil gereksiz bir vahşete de teslim olmuşlar arasında dengesiz bir teraziye dönüşmüş. Hasbelkader ortada bulunanların ise ne tarafa kayacağı belirsiz. Böyle bir ortamda daha da garip olan, insani erdemleri yok etme gayretinde terazinin iki tarafının da başabaş yarışıyor olması.

Dünyanın küresel bir köye dönüşmesini bekliyorduk tabi. Fakat bu küresel köyde hep beraber bağnazlık ve düşmanlık duvarları içine hapsolacağımızı kimse tahmin etmezdi.

Yobazlığı sadece doğulu toplumların kaderi zannetmek büyük hata olur. Gezegen üzerinde bir taraf bağnazlık ve vahşet sarmalına girdiğinde, nispeten daha makul ve medeni yaşam sürenlerin hayatına da “öteki”ye karşı örülen duvarların gölgesi düşmeye başlıyor. Yobaz şiddet sinsi bir şekilde gediklerden sızdığında, özgürlükler dünyası bir anda korku temalı baskı sirkine dönüşüveriyor!

Bazılarının bugünü, pekala diğerlerinin geleceği olabilir. Bunun en güzel ispatı işte o eski ve inanılmaz fotoğraflardır.
Bir zamanların İran’ında üniversiteli gençler

Her toplumda aykırı sesler, uçuk fikirler, çılgın mucitler bulunur. Toplum resmi genel kabule aykırı olanların fırça darbeleri ne kadar çok ise o kadar renklidir. Tek renkliliğin normal olarak görülmeye başlaması büyük bir cehalet işaretidir.

Bu cehaletin nedeni bilgisizlik değil, gerçeklere körleşmedir.

Gerçeklere körleşme, günümüz siyasetçilerinin en sevdiği şey olsa gerek. İnsanlığın doğa karşısında temel varoluş başarısı birlikte yaşamayı ve üretmeyi becerebilmiş olmasıydı. Halbuki günümüzde, birliktelikten ziyade düşmanlık ve ayrımcılığı sürekli körüklemek — doğu veya batı farketmez — bir siyaset modasına dönüştü.

Arkasına güçlü siyasi hareketleri almış insan gruplarının farklı olanlara yönelik baskı ve şiddetinin tarihte bir çok örneği vardır. Fakat günümüzde işin boyutu sosyal medya sayesinde çağ atladı. Trol dili ve özellikle uydurulmuş yalan paylaşımlar, farklı düşünenlere yönelik saldırıların etki alanını genişletebiliyor. Daha da kötüsü siyasetçilerin bu gerçekötesi iftiraları körükleyen yaklaşımlarıdır.

Edgar Maddison Welch 28 yaşındaydı. Amerikalıydı. Pizzacılar yoluyla Demokrat politikacılara ve hatta Clinton ailesine tecavüz etmeleri için çocuk temin edildiği haberine inanmıştı. Comet pizzacısında sağa sola ateş ederken polisler tarafından engellendi. #pizzagate etiketiyle yapılan paylaşımlar az kalsın sudan sebeple yeni ölümlere neden olacaktı. (3)

İngiliz İşçi Partisi milletvekili Jo Cox 41 yaşındaydı. Birleşik Krallığın daha fazla anne-babasız mülteci çocuğu sahiplenmesi gerektiğini savunuyordu. Sahipsiz çocukların kamplardaki durumlarına İngiliz ve dünya kamuoyunun dikkatini çekmeye uğraş veriyordu. Haziran 2016’da, “Önce Britanya” diye bağıran ırkçı bir adam tarafından öldürüldü. (4)

Bağnazlık doğu — batı ayırmaz…

Gerçek körü paylaşıma, sosyalleşmeye, düşünmeye ve özgürce dile getirmeye dayanan uygarlık emarelerini sopayla kovalar ve kötülüğü defettiğini sanır. Geleneklerini koruduğu yanılgısıyla kul olmayı birey olmaya tercih eder. Doğaya aykırı olduğunu düşünmeden diğer cinsini aşağılar. Doğanın güzelliklerine sırt çevirir, estetik olandan iğrenmeyi marifet sayar. Böylece sürekli eksildiğinin farkına varmaz.

Uzun uzun tarihi olan toplumlar uyduruk bir hikayeyi kaçınılmaz kaderleri olarak görmeye başladığında, binlerce yıllık insan birikiminin iyilik tanımlarını çöpe atıp birilerinin onun için yeniden tanımladığı kalıplara inandığında, ve sırf kendi çıkarlarını düşünen insanların peşine takıldığında toplumsal çürümenin en üst seviyesine ulaşılmış olur.

Bir zamanların Pakistan’ında genç oyuncular

Bugünün güya ahlak timsali toplumları, her türlü arsızlığın, namussuzluğun, rüşvet ve suistimalin, kul hakkı yemenin, tacizin ve tecavüzün, özetle gerçek bir ahlaksızlığın kitabını yazmaktadır. Eski fotoğraflarda kalan şeytani yaşamlarında bu toplumların bireyleri çok daha “insan”dılar. Bugün cehalet ve canavarlıktan başka bir şey üretmeyen bu kitleler geçmişte kıt kaynaklarıyla ,büyük mucizelere gebe, şevk dolu bireylerden oluşuyordu.

Birileri geldi ve onları yanlış yolda olduklarına inandırdı. Kafese girmeyi, gizlenmeyi, açıkça yaşamamayı erdem olarak yutturdu.

Eskiyi hatırlayanlar görmezden geldi. Gür sesleri varken neden fısıldamak zorunda olduklarını sormadılar ama özgür tercihlerinin bu olduğuna inandılar.

Bugün korkuyla karışık umarsızlığa kapılmış olanlar da geçmişte atalarının taşıdığı büyük idealleri çok yakında arar hale gelebilir.

Bu yolculuk geçmişe veya geleceği mi yapılıyor bilemeyiz.

Ama insanlıktan uzaklaştıkça, yolculuğun kendi cehennemimize doğru yapılacağı açıktır.

Birileri onları yanlış yolda olduğuna inandırdı!

Ümit ÖNER’in insanlık gündemi hakkındaki yazılarına Medium sayfasından ulaşabilir, paylaşımlarını Twitter ve Linkedinde takip edebilirsiniz.

İlginizi Çekebilir:

Takip İçin: