Tasarımcının Dilemması: “İş için portfolyo — Portfolyo için iş”

Artık para kazanmaya hazır hissediyorsun. Peki ya şimdi ne olacak?

Mezun oldunuz, ya da kendi kendinize bir şekilde tasarım öğrenmeye başladınız. Artık para kazanmaya hazır olduğunuzu hissediyorsunuz. Peki ya şimdi ne olacak? İlk aklınıza gelen “portfolyo hazırlamak” değilse de, herhangi bir işe başvurduğunuzda bir portfolyonuzun olması gerektiği gerçeğini suratınıza vuracaklar. Portfolyo nasıl hazırlanır diye araştırdınız, başkalarının portfolyolarını incelediniz. Artık portfolyonuzu hazırlamanız gerekiyor ama ortada portfolyonuza koyabileceğiniz bir “iş”iniz yok. E yeni iş için de portfolyo gerekiyor?

Diğer sektörlerde, tasarım sektöründe olduğu kadar karşılaşılmayan bir problem bu. Aynı problemi ‘CV için iş — iş için CV’ gibi de düşünenler olabilir ama aradaki fark şu ki staj yapacağınız ya da iş hayatına giriş yapacağınız şirket için CV’nizin çok da bir önemi yok. Yazılım tarafında ise proje geliştirip açık kaynak repository’nizi göstermeniz nispeten daha kolay. Günün sonunda kodunuzu inceleyecek insan için ürünün ne olduğunun pek de bir önemi yok (istisnalar tabii ki var, yeni başlayanlar için konuşuyorum), sizin belli başlı standartlara göre “temiz” kod yazıp yazamadığınız, teknolojiye/platforma ne kadar hakim olduğunuz ve problemleri nasıl çözdüğünüz önemli olan.

Tasarım portfolyonuz için durum maalesef aynı değil. Size iş verecek müşteri veya işe alacak şirketin stilinizi, problemlere nasıl yaklaştığınızı, teknik bilgilerinizi görmesi gerekiyor. Ortada “gerçek bir ürün” olmayınca da konseptler üzerinde çalışmak bir hayli zor oluyor. Tabii ki de konsept Dribbble shotlarından bahsetmiyorum. Bahsettiğim problem kendi kendinize sorun üretip kendi kendinize çözüm sunmanızın gerekmesi.

Peki “İş için portfolyo — Portfolyo için iş” döngüsünü kırmak için neler yapabilirsiniz?

“Yeniden tasarlama” yolunu deneyin

Dribbble, Behance vb. mecralarda “Redesign” diye aratarak zibilyon örneğine ulaşabileceğiniz “Yeniden Tasarlama” yöntemi aslında tasarıma yeni başlayanlar için oldukça sık kullanılan bir yöntem. Burada en sık yapılan yanlış ise bunu bilinçsizce yapmak.

Bir ürün bilinçli olarak nasıl yeniden tasarlanır?

Günün sonunda işinizin sorunlara çözüm üretmek olduğunu unutmamanız gerekiyor. İçerisinde size göre sorunları olan bir ürünü yeniden tasarlayıp çözümlerinizi bir case study ile sunabilir, hatta bir blog yazısı ile dokümante edebilirsiniz. Burada çözdüğünüz sorunların sizin alanınıza ait olduğuna önem vermenizi tavsiye ederim. Kısaca Facebook’u “yeniden hayal etmek” adına her elementin yerini değiştirip, markanın ana rengi olan Mavi yerine Kırmızı kullanıp, bir de yeni logo çizmenin bir manası yok. Sorun gördüğünüz kısım neyse orayı düzeltmeye çalışın. Tabii diğer kısımlara da bu çözüme adapte olacak bir stil uygulayabilirsiniz ama unutmamanız gereken husus, bu ürünlerin (özellikle Facebook gibi büyük ürünlerin) arkasında milyon tane karar mekanizması, testler, marka değerleri gibi faktörler olduğu.

Naçizane tavsiyem, Amazon/Facebook/Ebay vs gibi büyük ürünleri incelemek yerine daha yakınlarınıza göz atmanız. Ben ilk işlerimden birini o zamanlar Türkiye’de yeni yeni bilinmeye başlanan, günlük hayatımda sıkça kullandığım bir sosyal medya uygulamasını yeniden tasarlayarak almıştım.

Lütfen “portfolyoluk iş” olsun diye Facebook’u yeniden tasarlamayın.

Servislerinizi önce etrafınızdakilere sunun

Yurtdışında sıkça kullanılan ama ülkemizde pek de yaygın olmayan yöntemlerden biri. Freelance çalışmak isteyenler için de, bir şirkette/ajansta tam zamanlı işe girmek isteyenler için de uygulanabilir bir yöntem olduğunu düşünüyorum.

Branding tasarımı mı yapıyorsunuz? Çevrenizdeki, tanıdığınız ya da tanımadığınız ufak dükkanlara yardımlarınızı sunarak işe başlayabilirsiniz. Logolarına nasıl başka bir açıdan yaklaşılabileceğini ya da sosyal medya hesaplarında markalarının nasıl daha aktif kullanılabileceğini sunarak ilgilerini çekebilirsiniz.

Arayüz veya kullanıcı tasarımı ile mi ilgileniyorsunuz? Belki Startup Istanbul (reklam değil, benim aktif olarak kullandığım bir platform) grubunu takip ederek burada paylaşılan ürünleri inceleyip bulduğunuz sorunlar ve çözümler ile birlikte yeniden tasarlamayı teklif edebilirsiniz.

Bir başka örnek ise uzaklara bakmak yerine daha da yakınınıza bakmanız olabilir. Mutlaka ailenizden ya da arkadaşlarınızdan birinin işinde bir websitesine ihtiyacı vardır. Mesela benim yakın arkadaşlarımdan birinin dövme stüdyosu var ve websitesinin daha sade bir tasarımla işlerini daha ön plana çıkarabileceğini, bu sayede ona daha fazla iş getirebileceğini düşünüyorum. Yakın zamanda bu fikri kendisine de sunacağım :)

Servislerinizi etrafınızdakilere sunarken bazen ucuza, hatta kimi zaman bedavaya çalışmanız gerekebiliyor maalesef. Her ne kadar bedava çalışmaya karşı olsam da burada önemli olan uzun dönemli hedefleriniz.

Eğer amacınız portfolyonuz için “gerçek” işler edinmekse bedavaya veya ucuza çalışmak uzun vadede daha iyi işler almanıza kapı açabilir.

Bu durumda projenin sizi heyecanlandırdığına emin olun yoksa çok çabuk sıkılabiliyorsunuz ve ortaya kötü işler çıkıyor. Portfolyonuzda kötü işler sergilemek istemezsiniz değil mi?

Aaron Eccles tarafından lokal bir müzisyen için logo çalışması.

Yan projeler üretin

Herkesin bir fikri olduğu günümüzde, “yan proje” üretmek geçmişe kıyasla çok daha kolay aslında. Genel kanının aksine, birçok proje düşündüğünüzden daha az masraflı ve bir yatırımcıya ihtiyacınız yok.

“Proje” diyince hemen aklınıza “startup,websitesi,app,donanım” ve türevleri terimler geliyor olabilir ama haftalık olarak bilgilerinizi paylaştığınız bir e-posta bülteni de aslında yan projeniz olabilir. Bir podcast başlatabilir ya da “UI Kit, Websitesi teması, İkon seti” gibi dijital ürünler satmayı (ya da bedavaya vermeyi) deneyebilirsiniz. İllüstrasyon çalışmak istiyorsanız belki tişört, çanta vb. üzerinde çalışarak kendi markanızı oluşturabilirsiniz.

İş kurmak gibi bir kaygınızın olmasına hiç gerek yok, belki satış yapmayı deneyip hiç kimseye satamayacaksınız ama bu, tasarımlarınızı portfolyonuzda paylaşmanıza engel değil. Hatta portfolyo aşamasını geçip bir sonraki iş görüşmesini yüz yüze yaparsanız markanızın satış yapamadığı konusunda gönül rahatlığıyla dürüst olabilirsiniz.

Peki bir e-posta bülteni, podcast ya da satışa çıkardığınız dijital ürün ne işinize yarayacak?

Birincisi, sadece tasarım yapmak dışında, bildiklerinizi paylaşıyor olmanız müşterileriniz ya da sizi işe alacak olan insanlar için büyük bir artı. İkincisi bir tasarımcı olarak üzerinde çalıştığınız proje her ne ise, ister istemez tasarım içerecek. Bülten için belki logo, belki banner, belki bir landing page tasarlamanız gerekecek. Aynısı podcast için de geçerli. Dijital ürünler tarafında zaten başlı başına ürünün kendisini tasarlıyorsunuz. Özetle ufak da olsa ortaya bir gerçek bir ürün/servis koyuyorsunuz ve günün sonunda elinizde portfolyonuza koyabileceğiniz tasarımlar olacak.

Intro To Icons, Matt D Smith tarafından hayata geçirilmiş, kâr amacı gütmeyen bir yan proje

Yan projeler bunlardan mı ibaret? Tabii ki de hayır. Günlük hayatınızda karşılaştığınız sorunlarınızı düşünün. Su içmeyi mi unutuyorsunuz? Belki size su içmeyi hatırlatacak basit bir tarayıcı eklentisi yapabilirsiniz. Belki de sürekli şarkı değiştirmek için Spotify’ı açmak yerine bir “mini player” yapmak istersiniz, kim bilir?

E çok güzel fikir bu tarayıcı eklentisi falan da.. Nasıl yapacaksınız değil mi?

Eğer yazılım bilginiz yoksa şimdiden yazılımcı arkadaşlar edinseniz iyi edersiniz çünkü ihtiyacınız olacak. Tasarım Mutfağı sadece tasarımcılardan oluşan bir topluluk gibi gözükse de içeride çok fazla yazılım geliştirici de var. Belki buradan başlayabilirsiniz. Yazılımcılarla bir araya gelmenin bir başka yolu ise hackathonlara veya topluluk etkinliklerine katılmak. Özellikle hackathonlarda tanışacağınız insanlar ile bir arada, kısıtlı süre içerisinde bir proje üretip bunu portfolyonuza taşımak çok farklı bir deneyim. Zira Açık Mutfak etkinliklerinde de tasarımcılar kadar yazılımcılar da konuşuyor ve çok güzel tartışma konuları ortaya çıkıyor.

Proje fikrinizin özgün olması yerine bol bol üretmeye odaklanın.

Projeniz kimse tarafından kullanılmayabilir, hatta hayata bile geçiremeyebilirsiniz. Aslına bakarsanız yukarıda bahsettiğim su içme alışkanlıklarını takip edebildiğiniz tarayıcı eklentisi fikri, Woota, bir arkadaşımın fikriydi. Ben tasarımları bitirip vereli yaklaşık 1 sene oldu ama sağolsun o kodlamayı hiç bitirmedi :) Kendisi şimdi Amazon’da çalışmak üzere Madrid’e taşındı, ben de tasarımları portfolyomda paylaşıp arkasından hemen 1–2 freelance iş teklifi aldım.

Woota

Özetle

“Portfolyo için iş — iş için portfolyo” döngüsünü kırmak aslında sandığınızdan daha kolay. Size iş verecek insanlar haliyle bu iş için yeterli olup olmadığınızı görmek isteyecekler ve başlangıç için yukarıdaki yöntemler yeterli olacaktır.

Bu yöntemlerin bazılarını deneme yanılma yoluyla, bazılarını da başkalarının tavsiyeleriyle öğrendim.

İlk işinizi aldıktan sonra gerisi daha kolay geliyor, özellikle freelance ya da ajanslarda çalışanlar sürekli farklı projelerde çalıştığı için portfolyolarını güncel tutmaları daha kolay oluyor. Tek ürün üzerinde çalışan bir şirkette çalışmaya başlarsanız kendinizi güvende hissedip “portfolyonuzu olduğu gibi bırakma” hatasına düşmemenizi öneririm. Yarın bir gün iş değiştirecek olursanız karşılarına 2–3 sene önceki işlerinizle çıkmak istemezsiniz.


Not: Portfolyonuzu hazırlarken dikkat etmeniz gerekenler başlı başına bir blog yazısı olabileceği için hiç bahsetmedim. Aşağıdaki kaynaklardan bu konuda çok güzel tavsiyeler edinebilirsiniz.

Avoid these 5 things when building your design portfolio — Tobias Van Schneider
5 Dos and Don’ts for Your Design Portfolio — Heather Phillips
What I Learned after reviewing 1,000+ Design Portfolios — Joel Beukelman


Nejat Seçkin, insanların her gün kolaylıkla kullanabileceği arayüzleri tasarlamaya çalışan bir UI/UX tasarımcısı.

Beni Dribbble, Behance, Twitter veya Instagram üzerinden takip edebilirsiniz.