Geri Dönüşüm Muhteşem Olacak.

Umur Ozan ▶
Sep 13, 2018 · 6 min read

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin başlattığı atık petlerden Akbil dolumu uygulaması ve devamında bazı belediyelerin de hayata geçirdiği yeni projeler son dönemde basının ve sosyal medyanın da etkisiyle bireylerdeki farkındalık seviyesinde anlık bir artış yaşanmasına sebep oldu. Bu artışı sosyal medya aracılığıyla rahatlıkla gözlemleyebilmek mümkün. Peki uzun yıllardır devletin bir politika olarak benimsediği, kamu kurumlarının, vakıfların, özel sektörün ve derneklerin toplumu bilinçlendirme ve farkındalık yaratma üzerine gerçekleştirdiği geri dönüşüm projeleri ile son dönemdeki projeler arasındaki fark neydi? İBB’nin yaptığı neden haber değeri taşıyordu ve neden İBB’nin bu projesi 7'den 70'e, her siyasi görüşten insan tarafından takdir edildi? Bu sorunun cevabını verebilmek için gelin isterseniz önce ufak bir analiz yapalım.

Dünyanın pek çok ülkesinde ve tabii ki ülkemizde, geri dönüşüm ve atık yönetimi konuları belediyelerin görev, yetki ve sorumluluğu altında. Yani belediyelerin sınırları içinde üretilen atıkların bertaraf edilmesi, depolanması veya geri dönüştürülmesi belediyelerin görev alanına giriyor. Dikkat ederseniz, sadece geri dönüşüm değil bertaraf kelimesini de kullandım. Atık yönetimi alanında bertaraf etmek demek ülkemizde ne yazık ki %80 ihtimalle atıkların gömülmesi ve yakılması anlamına geliyor. Yakılan atıklardan biyogaz üretimi gerçekleştirilmekle birlikte gömülen atıklardan hiçbir verim elde edilemiyor ve “Landfill” olarak tanımlanan bu gömü bölgelerinin etrafındaki sosyal hayat da zarar görüyor.

Ülkemizde üretilen ambalaj, kağıt, şişe ve diğer geri dönüştürülebilir atıkların geri dönüşüm oranı %1 ile %3 arasında değişkenlik gösteriyor. Bu rakam Avrupa Birliği’nin yakın dönemde hayata geçirdiği “Döngüsel Ekonomi Eylem Planı” sayesinde geri dönüşüme giderek daha fazla yatırım yapan Avrupa’da yaklaşık %50 seviyelerine ulaşmış durumda. Döngüsel ekonomi eylem planı sadece geri dönüşümü değil; yani tüketim sonrasında oluşan atıkların ekonomiye yeniden kazandırılmasını değil, tüketilen ürünün ham madde aşamasından, lojistiğine, tersine lojistiğine kadar tüm sürecin döngüsel ekonomi ilkelerine göre planlanmasını yasal yaptırımlar aracılığıyla zorunlu kılıyor. Peki bu ne anlama geliyor? Dilerseniz bunu da, ülkemizin şu an içinde bulunduğu döviz kuru kaynaklı ekonomik krizin detaylarına inerek aktaralım.

Örneğin kağıdı ele alalım. Ülkemiz şu anda özellikle kağıt anlamında neredeyse tamamen dışa bağımlı hale gelmiş durumda. Yakın çevremde, matbaa ve basın — yayın alanında çalışan pek çok insandan, dövizin aşırı yükseldiği 3 günlük dönemde kağıt tedarikçilerinin ürün satmadığını duydum. Dövize endeksli bir sektör olan kağıt sektörü, düğün davetiyelerinden etiketlere, kitaplardan yazılı basına, defterden, okul araç gereçlerine, tuvalet kağıdından kağıt banknotların üretimine, hayatın içindeki pek çok alanı etkiliyor. 3 günlük ani yükselişin ardından ise birim fiyat üzerinden anlatmak gerekirse 100 lira olan kağıt birden 180 liraya çıkıyor.

Ülkemizde üretilen katı atık anlamında 1.liği kağıt ve karton alıyor. 2. sırada pet şişeler, 3. sırada ise cam şişeler geliyor. Hal böyleyken, ülkemizde üretilen 2017 yılında geri dönüştürülemeden çöpe giden 5 milyon ton atığın maliyetinin 1.5 milyar türk lirası olduğunu da tekrar hatırlamak gerekiyor. Üstelik bu çöpe giden atıkların toplama ve gömülme veya yakılma maliyeti de 750 Milyon TL olarak vatandaş olarak bizim cebimizden çıkıyor. Yani toplama vurduğumuzda 2.250 Milyar TL sadece geri dönüştürememenin maliyeti. Bir de bunun üzerine geri dönüştürüldüğü takdirde elde edilecek miktarı hesaplayıp toplam kaybımıza eklersek, rakam gitgide büyüyor.

Haydi gelin bir de geri dönüşüm sektörünün ülkemizdeki durumuna sokağın gözünden bakalım;

Ülkemizde 500.000 adet sokak toplayıcısının olduğu ve bunların yarısının İstanbul’da olduğu tahmin ediliyor. Tabii bu sadece bir tahmin; sonuçta sokak toplayıcılarının yaptığı kayıt dışı ve ölçümlenemez bir faaliyet olduğu için bu konuda kesin bir rakam vermek şu anki şartlar altında imkansız. Sokak toplayıcıları, son derece sağlıksız koşullarda, sürekli Hepatit B virüsüne yakalanma riski ile güvencesiz bir şekilde çalışıyor. Üstelik kendileri için son derece sakıncalı olan bu faaliyetleri aynı zamanda ülkemizin sosyal hayatını ve turizmini de olumsuz yönde etkiliyor. Çöp kutularının içine atlayan adamlar, içinden bir anda fırlayıveren adamlar her yerde karşımıza çıkabiliyor. Görüntü itibarıyla da halk tarafından bu kişiler güvenilmez bulunuyor. Tabii işin bu kısmı sadece halk tarafından görünen kısmı. Bir de bu sokak toplayıcılarının anlaşmalı olduğu kara düzen giden depolama tesisleri var; tesis demeye dilim varmıyor ama, işte… Bu depolama tesislerinin sahipleri genelde ne konuştuğu çok anlaşılmayan, belinde silahla, altında jeep’lerle gezen tipler oluyor. Yani kısacası şu an için tüm ipler mafyanın ve sokağın elinde diyebiliriz. Bir de geri dönüşüm tesisleri var…

Geri dönüşüm tesislerinin şu an var olan düzen içindeki tek amacı kâr elde etmek desem sanırım çok yanılmış olmam. Nitekim, ülkemizde atık toplama maliyetlerinin yüksek olması bazı geri dönüşüm şirketlerini atık ithalatı yapmaya itiyor. Geri dönüştürüp ham madde haline getirerek karşılaması gereken talebi, sanki ülkemizde hiç atık üretilmiyor, atıklar tamamen geri dönüştürülüyormuş gibi başka ülkelerden ithal ediyor. Bu anlamda özellikle balkanlar ana tedarik bölgesini oluşturuyor. İnternet üzerinde biraz araştırma yaptığınızda, devlet tarafından gerçekleştirilen veya iştirak edilen uluslararası konferansların yegane katılımcısı bu ülkeler oluyor. Sizce de bu işte bir terslik yok mu?

Üstelik geri dönüşüm alanında faaliyet gösteren şirketler ve sektörün paydaşları ile ne zaman bir ropörtaj yapılsa ülkemizdeki geri dönüşüm bilincinin oluşmadığından dem vuruluyor. İyi de güzel kardeşim, sendeki kâr dışında neyin bilinci?

Neyse… Konuyu bu kadar dağıtmak yeter. Şimdi işin özüne dönelim.

Geri dönüşüm, bu güne kadar hep sivil toplum kuruluşlarının, belediyelerin ve kamu kurumlarının yapmaya çalıştığı reklam çalışmalarından öteye gidemedi. Kamu spotları, billboardlar, broşürler, web siteleri, sokaklara bırakılan geri dönüşüm kutuları, eski giysi kutuları vs… Fakat tüm bunlar bireyler tarafından dikkate alınmadı. Neden mi? Çünkü samimi bulunmadı. İnsanlar, eğer kendilerinden bir şey yapmaları bekleniyorsa, isteyenin samimiyetini, yaptıkları eylemin sonucunda kendilerine vadedilen değer üzerinden ölçerler. Yani; “Cam atıklarınızı cam geri dönüşüm kutularına atın” söylemini gördüklerinde karşılığında ne alacaklarını bilmek isterler. Evet, dünya, çevre ve ülke için iyi bir şey yapmanın, iyi bir vatandaş olmanın hazzını yaşayacaklarını bilirler fakat bu yetmez. Onların işlerini kolaylaştırıcı bazı uygulamalar yapmak ve ufak da olsa bir ödüllendirme yöntemini devreye sokmak gerekir. Bunu bilmek için ise dahi olmaya gerek yok. Hepimizin genetik olarak kodlarında bulunan ödüllendirme ve cezalandırmalara karşı verilen tepki hem psikolojinin hem de sosyolojinin temel yapı taşlarını oluşturuyor.

İşte İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin geri dönüşüm konusunda ne kadar samimi olduğunu, akbil dolumu aracılığıyla göstermiş olması, işin bu kadar başarılı olmasının da sebebidir. İnsanlara, geri dönüşüm konusunda bilinçlenin demektense, geri dönüşüme katkı sağladığında kazanırsın demek, eğer bu gerçekten isteniyorsa, çok daha etkili bir yoldur.

Bu arada, İBB’nin projesinin çok da sürdürülebilir olmadığını düşündüğümü bilmenizi isterim. Projenin hayata geçiriliş amacının da sürdürülebilir bir geri dönüşüm uygulaması olmaktan ziyade halkta bir farkındalık yaratmak olduğunu düşünüyorum. Ve bu açıdan başarılı olduğunu düşünüyorum.

Bu gibi yenilikçi uygulamaların, gerçekçi birer iş modeline dönüştüğünde ortaya çıkacak ekonomik değerin hangi rakamlara ulaşacağını ise gelecekte daha iyi bir şekilde göreceğimize inanıyorum.

Son dönemde Digiheads medium yayınında, döngüsel ekonomi, geri dönüşüm ve sosyal girişim gibi konulara fazlaca değinmemizin elbette bir sebebi var. Digiheads olarak insan odaklı tasarımın sosyal problemlere çözüm oluşturmak için en etkin araçlardan biri olduğunu düşünüyoruz. Bu amaçla geri dönüşüm alanında yenilikçi bir start-up’a imza atmak üzere yola çıktık. İzmir Teknopark bünyesinde girdiğimiz ön kuluçka aşaması sona erdiğinde ve Tübitak Hibesi ile birlikte patentimizi aldıktan sonra konu ile ilgili detayları sizinle paylaşacağız. Şimdilik takipte kalın. Geri dönüşüm muhteşem olacak.

Toplio

Yeni Nesil Elektronik Atık Yönetimi Platformu

Umur Ozan ▶

Written by

Intuition, innovation and vision.

Toplio

Toplio

Yeni Nesil Elektronik Atık Yönetimi Platformu