Şehit askerde olur!

Evinin önünde hayatını kaybeden çocuklara şehit diyerek ne yürekteki yangını söndürebilirsiniz ne de ihmallerinizi kapatabilirsiniz! Bu yalın gerçeği Eren Bülbül’ün annesi herkesin yüzüne çarptı.

“Biri de çıkıp demiyor ki Eren iyi ki varsın!” diye yazmış sosyal medyada. Herkes kuyruğa girdi, ‘İyi ki varsın Eren!’ mesajları yağıyor. Ya hayattayken çok görmeseydik bu kadarcık takdiri ya da iyi ki varsın yerine keşke ‘hâlâ var olsaydın’ diyebilseydik. Onu yaşatabilmenin yolunu bulabilseydik. Ölüme götüren sürecin hesabını sorabilseydik. Terör örgütü PKK’yı kınamakla geçiştirmeseydik. PKK’nın Maçka’da ne işi var diye sorabilse ve tatminkâr cevaplar alabilseydik. 15 yaşındaki bir çocuğun terör operasyonunda işi olmadığını yüksek sesle söyleyebilseydik. Ve bunları annesinden önce yapabilseydik. O acılı yüreğe bir de bunu yüklemeseydik.

EREN’E NE DEDİLER DE GİTTİ ORAYA?

“Şehit olmak isterdi ama evinin önünde değil askerde” deyiverdi Eren’in annesi. Günlerdir süren samimiyetsizliği bitirmek ister gibiydi. Eren’e şehit diyemezsek kimseye diyemeyiz; onda şüphe yok! Annesi de o şehit olmadı demiyor. “Terörün kapımıza dayanmasının hesabını verin önce” diyor. “15 yaşında bir fidanın arkasına saklanarak kendinizi kurtaramaz, ihmallerinizi örtemezsiniz” diyor. Daha açık nasıl desin: “Eren’in oraya götürülmesi yüzde 100 değil, binde 1000 ihmaldir. Başbakanımızdan, bakanımızdan, yetkililerden Eren’in oraya neden getirildiğini öğrenmek istiyorum. Ben adam olacağım askere gideceğim, şehit olacağım derdi. Kapının önünde değil askerde. Kapının önünde şehit olması çok acı oldu.”

Anne Ayşe Bülbül’ün, eğitimsiz ve teçhizatsız bir çocuğun terör operasyonuna götürülmesinin ötesinde sitemleri var: “Ya ‘biz bakalım bu çocuktan bilgi alabilir miyiz bakalım, acaba bunlar mı bunu besliyor?’ diye düşündüler. Madem besledim, niye duyurdum? Sonuçta biz ihbar ettik, evimiz soyuldu.”

“Eren’e en son ‘Fındıktan sonra bir bak etrafı bir kolla’ dedim. O da bana ‘Anne ben gelemem bir daha buraya korkarım’ dedi. Ben dediğimde korktu da bunlar Eren’e ne dedi de korkamadı. Ne tepki aldı da gitti oraya?”

MEDYA OLSAYDI EDEBİYAT YAPMAZ, SORU SORARDI

Bu konuda da idari ve adli bir soruşturma gerekiyor. O çocuk nasıl ikna edildi, böylesine riskli bir işe. Bir tehditle ve işbirlikçi ithamıyla mı öne sürülüp hedef yapıldı? O annenin en doğal hakkı bunları öğrenmek.

Adam gibi bir medyamız olsaydı, Hasan Mutlucan’vari kahramanlık türküleriyle ‘hey onbeşli’ edebiyatı yapmaz, bu sorulara cevap arardı? Maçka’ya kadar inmiş terörün sorumlusunu bulmaya çalışırdı. Meydan, mesleğin amentüsü olan soru sormayı unutan bir basına kalınca, acılı annelere düşüyor soruları sormak.

KEŞKE CENNETİ BURADA VERSENİZ!

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Eren’in annesine ‘Sen cenneti 13 evladınla teminat altına aldın’ dediğini aktarıyor. İnşallah öyledir. Yalnız siyasetçilerin işi öbür dünyadaki cennetle ilgili garantiler değil. Onların görevi yaşadıkları, yönettikleri ülkeyi cennete çevirmek. Ayşe Annelerin “Benim oğlum neden kapımın önünde şehit oldu?” Sorusunu sormayacağı günlerin güvencesini vermek. 15 yıl

dır yönettiği ülkede kapısına terörün dayandığı insanları şehitlik ve cennetle avutmak kolay.


Originally published at www.tr724.com on August 15, 2017.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.